Kol mesafesi eriminde... Kısacık... Uygarlık, bir uçak bileti kadar uzak. Çekip gittiğinizde; hem evrenin, hem Tanrı'nın hakkını veren yerlere ulaşmak işten bile değil. Kaldığınızdaysa her şey ömür törpüsü... Musluktan akan su ömür törpüsü; şikayet edecek olsanız "Musluğun olduğuna dua et" diyesiler... Benzin para etmez olduğu halde, yine de pazardan alış veriş yaparken hıyarın, pırasanın fiyatında hala "mazot fiyatı" etkili olmaya devam ediyor; şikayet edecek olsan "Akaryakıt strateji planımız olduğuna dua et" diyesiler... Adı "Uygar" kendi köleci Avrupa'nın göbeğinde tekbirlerle insan patlattılar, dünya bir ateş yerine döndü çoktan, bizimkiler sadece yürümeye gelince varlar ama can güvenliğinden şikayet edecek olsan "Başımızda devletimiz olduğuna dua et" diyesiler...
Her şey için dua edeceksem, kapatalım memleketi, atalım anahtarlarını da çöpe... Bütün ülkeyi dev bir mescide çevirelim, lüzumlu lüzumsuz her şey için dua edelim... Nerede kaldı bunun töresi, örfü, yasası demeden... Adem babadan beri sürgit insan devinimini hiçe sayarak... Yüzlerce yıl karanlık çağlara hapsolmuşken bir asırda binlerce yıl ileri fırlayan, Avrupa icadı "eleştirel akıl" sahibi olmayı "İstemezükçü" diye yaftalayarak...
Kapatalım gidelim, bakkal dükkanı gibi yönetelim o zaman memleketi... Para tek bir kasadan toplansın, ekmeği sütü veresiye alalım... Haksızlık/usulsüzlük olursa açıverelim kargacık burgacık yazılmış bakkal defterini... Öyle bir defter olsun ki, bakkal önlüğünü kim giydiyse sadece onun okumasına izin verilsin, başka kimse bilmesin o kara kaplıda yazanları...
Ondan sonra da bu düzenin adına "Yeni Türkiye" diyelim, düzenin başındakini de "Siyasetin Büyük Ustası" diye alkışlayalım.
Bana göre hava hoş ama, sonunda eller aya biz yaya diye ağlamak için de Derviş Serhat Efendi'nin kapısında ünlemeyin; Kuran hakkı için söyleyim, kalbinizi kırarım!
17 Ocak 2015
10 Ocak 2015
Yeni Türkiye ve "Yapacak Bir Şey Yok" Bürokrasisi
Yapacak çok şey var, ama yapmaya niyet olmadıktan sonra... Elbette söylenecek söz "Yapacak bir şey yok" oluyor. Kim icat ettiyse bu berbat bahaneyi, binlerce yıllık medeniyetimizin belki de gelip en müreffeh dönemine eriştiği şu çağı, çözüm üreten değil de çaresizliği yücelten bir hale ulaştırdığı için, madalyaların en büyüğünü hak ediyor bence. Çünkü tarihimizde ilk defa, işi sorunlarımızı çözmek olanlar, çözüm üretmek yerine sorun ürettikleri halde, sorumluluklarından sıyrılmak için öyle sağlam bir mazaret ileri sürebiliyorlar ki; bu "gelmiş geçmiş en sofistike" mazareti semantik açıdan yıpratmanın yolu yok! Bir kere "yapacak bir şey yok" dedikten sonra, her türlü beceriksizliği, basiretsizliği ört bas etmeyi başarıveriyorsun. Sen artık, sorunu çözmediği için eleştirilebilecek bir durumda değilsin. Çünkü, elinden ne gelir ki; "yapacak bir şey yok!!!"
Burada asıl kastedilenin "bir şey yapmama gerek yok" olduğu çok aşikar bence. Kar yağar, enerji nakil hatlarındaki teller kar ağırlığı altında eğilip birbirine deyince elektrik kesilir, günlerce karanlıkta ve soğukta bir çözüm beklersin... Yetkilierden şaka gibi bir "yapacak bir şey yok" mazaretini duyuverirsin. Aslında yapacak çok şey vardır; tellerin kar ağırlığında bükülmesini zorlaştıracak şekilde döşenmesi, hatta büyük oranda yer altına alınması mümkündür, elektrik verilmeyen bölgelerdeki tellerin kardan temizlenip, oluşan kısa devrenin giderilmesi mümkündür... Mümkün kere mümkündür yani...
Ama yetkililerin bunlara yanaşması, ne yazık ki, pek mümkün değildir. Çünkü gerekli değildir. Yetki sahibi olmakta kriter sorumluluk üslenecek ve çözüm üretecek yeterlilikte olmak, ehil olmak değilse... Kriter "bîtaraf olan bertaraf olur" mottosuyla birilerine taraf olmak, biat edip el etek öpmekse... Yetkili olmak, makama erişmek ve orada kalmak için "bir şeyler yapmanıza gerek yoktur." Onun için ağzınızdan asla düşürmezseniz bu mazareti: "Yapacak bir şey yok!!!"
Burada asıl kastedilenin "bir şey yapmama gerek yok" olduğu çok aşikar bence. Kar yağar, enerji nakil hatlarındaki teller kar ağırlığı altında eğilip birbirine deyince elektrik kesilir, günlerce karanlıkta ve soğukta bir çözüm beklersin... Yetkilierden şaka gibi bir "yapacak bir şey yok" mazaretini duyuverirsin. Aslında yapacak çok şey vardır; tellerin kar ağırlığında bükülmesini zorlaştıracak şekilde döşenmesi, hatta büyük oranda yer altına alınması mümkündür, elektrik verilmeyen bölgelerdeki tellerin kardan temizlenip, oluşan kısa devrenin giderilmesi mümkündür... Mümkün kere mümkündür yani...
Ama yetkililerin bunlara yanaşması, ne yazık ki, pek mümkün değildir. Çünkü gerekli değildir. Yetki sahibi olmakta kriter sorumluluk üslenecek ve çözüm üretecek yeterlilikte olmak, ehil olmak değilse... Kriter "bîtaraf olan bertaraf olur" mottosuyla birilerine taraf olmak, biat edip el etek öpmekse... Yetkili olmak, makama erişmek ve orada kalmak için "bir şeyler yapmanıza gerek yoktur." Onun için ağzınızdan asla düşürmezseniz bu mazareti: "Yapacak bir şey yok!!!"
16 Kasım 2014
MERS, Ebola ya da Plague Inc.
Pek güdük olan Android versiyonunu oynayınca hayal kırıklığına uğradığım, gördüğüm ilk iOS'li alette emizlercesine başında kaldığım Plague Inc. adlı minik mi minik oyuncuktan, bilmem haberiniz var mı? Bu blogpost'un konvansiyonel anlamda bir oyun incelemesi değeri taşımasını beklemediğinden üslubunu da oraya kaydırmak gibi bir niyetim yok. Ancak 2,5 yıldır oyuncuların beğenisine sunulan bu oyundan sonra dünya genelinde, ölümcül risk taşıyan salgın hastalıklar konusunda bir algı artışı olduğunu da ifade etmeden geçmememiz gerektiği kanısındayım.
Bu algı artışını oyunla ilişkilendirmek gibi bir vesveseye kapılacak değilim. Algı artışına asıl sebep olanın, tedavisi bulunmamış bulaşıcı hastalıkların salgın oluşturma konusundaki "başarılarının" giderek artması geliyor. Son yıllarda domuz/kuş/keçi/kurbağa gripleri sayesinde (!!!) her kış insanlığımızı unutur olmuştuk. Bunlar yetmezmiş gibi bir türlü bitmek bilmeyen kene ölümleri de "Kene mi salgın var ahauhau" biçiminde şakalar yapmamızı mümkün kılmaya başlamıştı. Ancak 1,5 senedir gündemde yer işgal eden Ebola ve MERS salgını haberleri şakası yapılmayacak kadar ciddi bir hal almaya başlayınca ve özellikle de bölgemizdeki siyasi durum kitleleri birbiriyle sıhatsiz koşullarda temasa zorlar bir hüviyete bürünmüşken, salgınlar konusunda farkındalık yaratılmış olması için biraz geç kalmış olabileceğimiz hissine kapıldığımı itiraf etmeliyim.
Gaia Teorisi denen şeyi, bilmiyorum duydunuz mu. Aslında bu Gaia Teorisi tam bir gayya kuyusudur da (espri gibi değil gibi) kısaca özetlemekte yine de fayda görüyorum: Bir ekosistemde (burada söz konusu dünya olduğu için esasında biyosferin tamamında) varlığını sürdüren ve çevresindeki inorganik materyallerle etkileşimi sürdürmesi ve iletişimin derinliğini arttırması mümkün olan her organik varlık, önünde ya da sonunda organik/inorgarnik materyal dengesinde düzensizliğe sebep olacağı için, ekosistem tarafından elenmeye tabi tutulmak zorunda kalacaktır; bu elemenin sonunda da ekosistem kararlı yapsını muhafaza etmeye devam edebilir hale gelecektir.
Aslında bu genelleyici tutum, teoriye haksızlık edecek kadar özet oldu, vakti olan interneti biraz karıştırsın. Ama daha da özet geç diyen varsa şöyle özetlemek de mümkün: İnsan kainatın dengesini, kendi çıkarına olacak biçimde bozmaya devam ederse, kainat bu dengeyi yeniden kurmak için her yolu deneyecektir. Teorisyenlere göre astral/astronomik olayların hatta doğal afetlerin bile bununla bir ilgisi olduğunu düşünmekten başka çare yok. Biyopsikososyal çerçeveden bakacak olursak, siyasi anlaşmazlıklar ve toplumsal olayları dahi bu kategoriye sokabiliriz belki de...
Mevzuu ilgi çekici gelmiş olabilir çoğunuza ama, Plague INC ne ayak o zaman? Şuradan bu mülahazaya ulaştım; oyunda çeşitli stratejilerle bir hastalığı bulaşıcı ve ölümcül bir hale getirip bütün insanlığı yok etmeye uğraşıyoruz. Bunu yapmak için izlenecek türlü yoldan birisi de, öncelikle hastalığı mümkün olan en bulaşıcı seviyeye getirip bütün insanları, geride tek bir kişi kalamaya kadar infekte etmek, sonra da aniden ölümcül semptomlar ekleyip kısa sürede bütün insanları öldürmek. Doğru oynarsanız günlük leşinizi 100 milyonlarla ifade edebilecek bir seviyeye çıkarabilmek mümkün yani.
Bu stratejiyle oyunu oynadıktan sonra şunu çok daha iyi anladığımı itiraf etmeliyim; MERS ya da Ebola olmayacak belki ama insanoğlunun kainata verdiği (ve vermeye devam ettiği) zararı tanzim etmek için, kainatın sıradığı bir karşı koyma strateji geliştirmesini beklemek çok büyük yanılgı olmayacak. Ve belki de, çoktan böyle bir hastalık, hiç bir uyarı vermeden hepimize bulaşmaya başlamıştır. Ve yine belki de, kısa süre içinde yüzer milyon insanı aynı günde nezleden öldürecek salgınlarla karşılabiliriz!
Komplo teorisi gibi gelmesin, çünkü ben bunu, böyle bir sonu, hak ettiğimize inanıyorum!!
Bu algı artışını oyunla ilişkilendirmek gibi bir vesveseye kapılacak değilim. Algı artışına asıl sebep olanın, tedavisi bulunmamış bulaşıcı hastalıkların salgın oluşturma konusundaki "başarılarının" giderek artması geliyor. Son yıllarda domuz/kuş/keçi/kurbağa gripleri sayesinde (!!!) her kış insanlığımızı unutur olmuştuk. Bunlar yetmezmiş gibi bir türlü bitmek bilmeyen kene ölümleri de "Kene mi salgın var ahauhau" biçiminde şakalar yapmamızı mümkün kılmaya başlamıştı. Ancak 1,5 senedir gündemde yer işgal eden Ebola ve MERS salgını haberleri şakası yapılmayacak kadar ciddi bir hal almaya başlayınca ve özellikle de bölgemizdeki siyasi durum kitleleri birbiriyle sıhatsiz koşullarda temasa zorlar bir hüviyete bürünmüşken, salgınlar konusunda farkındalık yaratılmış olması için biraz geç kalmış olabileceğimiz hissine kapıldığımı itiraf etmeliyim.
Gaia Teorisi denen şeyi, bilmiyorum duydunuz mu. Aslında bu Gaia Teorisi tam bir gayya kuyusudur da (espri gibi değil gibi) kısaca özetlemekte yine de fayda görüyorum: Bir ekosistemde (burada söz konusu dünya olduğu için esasında biyosferin tamamında) varlığını sürdüren ve çevresindeki inorganik materyallerle etkileşimi sürdürmesi ve iletişimin derinliğini arttırması mümkün olan her organik varlık, önünde ya da sonunda organik/inorgarnik materyal dengesinde düzensizliğe sebep olacağı için, ekosistem tarafından elenmeye tabi tutulmak zorunda kalacaktır; bu elemenin sonunda da ekosistem kararlı yapsını muhafaza etmeye devam edebilir hale gelecektir.
Aslında bu genelleyici tutum, teoriye haksızlık edecek kadar özet oldu, vakti olan interneti biraz karıştırsın. Ama daha da özet geç diyen varsa şöyle özetlemek de mümkün: İnsan kainatın dengesini, kendi çıkarına olacak biçimde bozmaya devam ederse, kainat bu dengeyi yeniden kurmak için her yolu deneyecektir. Teorisyenlere göre astral/astronomik olayların hatta doğal afetlerin bile bununla bir ilgisi olduğunu düşünmekten başka çare yok. Biyopsikososyal çerçeveden bakacak olursak, siyasi anlaşmazlıklar ve toplumsal olayları dahi bu kategoriye sokabiliriz belki de...
Mevzuu ilgi çekici gelmiş olabilir çoğunuza ama, Plague INC ne ayak o zaman? Şuradan bu mülahazaya ulaştım; oyunda çeşitli stratejilerle bir hastalığı bulaşıcı ve ölümcül bir hale getirip bütün insanlığı yok etmeye uğraşıyoruz. Bunu yapmak için izlenecek türlü yoldan birisi de, öncelikle hastalığı mümkün olan en bulaşıcı seviyeye getirip bütün insanları, geride tek bir kişi kalamaya kadar infekte etmek, sonra da aniden ölümcül semptomlar ekleyip kısa sürede bütün insanları öldürmek. Doğru oynarsanız günlük leşinizi 100 milyonlarla ifade edebilecek bir seviyeye çıkarabilmek mümkün yani.
Bu stratejiyle oyunu oynadıktan sonra şunu çok daha iyi anladığımı itiraf etmeliyim; MERS ya da Ebola olmayacak belki ama insanoğlunun kainata verdiği (ve vermeye devam ettiği) zararı tanzim etmek için, kainatın sıradığı bir karşı koyma strateji geliştirmesini beklemek çok büyük yanılgı olmayacak. Ve belki de, çoktan böyle bir hastalık, hiç bir uyarı vermeden hepimize bulaşmaya başlamıştır. Ve yine belki de, kısa süre içinde yüzer milyon insanı aynı günde nezleden öldürecek salgınlarla karşılabiliriz!
Komplo teorisi gibi gelmesin, çünkü ben bunu, böyle bir sonu, hak ettiğimize inanıyorum!!
16 Ekim 2014
Yatıyoruz kalkıyoruz her şey yine futbol
Kainat İbrahim epeyidur işsuz idi. Toplumsal üretime emeğiyle katilamayınca, bari uşak üreterek katilayim dedi ve bi uşak daha dünyaya geturdi. Kainat İbrahim'un bu 3. uşaği oldi, bir anlamda hat-trick yapti. Neysa, bu tutturdi "Bu haftaki Tirabizonsipor Fener maçinda Fener'e goli kim atarsa uşağa onun adini koyacağum." Ula etma İbrahim, maç sifir sifir biterse uşağa "Sifir" adını mı vereceksun. Ya Fener kendi kalesine gol atarsa? Tirabizon'da bir tane Lugano'nun dolaşmasi ne kadar sağlukli olur! Daha da kötüsi, top hakeme çarpup Fener'un kalesine girersa kuçucuk uşağa Kuddusi Muftioğli mi diyeceksun? İnsan öz evladuna buni yapar mi?
Laz Kapital (I)
Yılmaz Okumuş, Cadde Yayınları
sf. 60
10 Ekim 2014
Kayna kazanım kayna, yan ateşim yan
Bir yılanı ikiye böldük yalnız, öldürmedik.
Yarası kapandı mı yılan o yılan olur yine.
Biz de kalırız dişlerinin önünde
Güçsüz, cılız kötülüğümüzle.
Korkudan yediğim lokma boğazımdan gitmeyecekse,
Her gece korkunç rüyalar saracaksa uykularımı,
Varsın her şey çığırından çıksın,
Bu dünya da yıkılsın öbür dünya da,
İnsana rahat nefes aldırmayan kuruntularla
Beynimizi bir işkence masasına çevirmektense
Ölüp rahat etmek daha iyi.
Rahat etmek için öldürdüklerimizle.
Macbeth, Shakespeare
sf. 86
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Aslında tekrar tekrar okunmalı, özellikle de son iki dize... "Ölüp rahat etmek daha iyi, rahat etmek için öldürdüklerimizle..." Filanca yerde insanlar ölmesin diye fişmekanca yerde insanlar öldü bugün... Kobani'de mazlumlar ölmesin diye Türkiye'de, sokaklarda siviller öldürüldü... Hem Suriye'de, hem Türkiye'de akan kan aslında aynı ellere bulaştı. Taksim'de, Tahran'da, Wall Street'te, Paris varoşlarında kan döken eller, kana doyana kadar... "Kayna kazanım kayna, yan ateşim yan!"
Yarası kapandı mı yılan o yılan olur yine.
Biz de kalırız dişlerinin önünde
Güçsüz, cılız kötülüğümüzle.
Korkudan yediğim lokma boğazımdan gitmeyecekse,
Her gece korkunç rüyalar saracaksa uykularımı,
Varsın her şey çığırından çıksın,
Bu dünya da yıkılsın öbür dünya da,
İnsana rahat nefes aldırmayan kuruntularla
Beynimizi bir işkence masasına çevirmektense
Ölüp rahat etmek daha iyi.
Rahat etmek için öldürdüklerimizle.
Macbeth, Shakespeare
sf. 86
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Aslında tekrar tekrar okunmalı, özellikle de son iki dize... "Ölüp rahat etmek daha iyi, rahat etmek için öldürdüklerimizle..." Filanca yerde insanlar ölmesin diye fişmekanca yerde insanlar öldü bugün... Kobani'de mazlumlar ölmesin diye Türkiye'de, sokaklarda siviller öldürüldü... Hem Suriye'de, hem Türkiye'de akan kan aslında aynı ellere bulaştı. Taksim'de, Tahran'da, Wall Street'te, Paris varoşlarında kan döken eller, kana doyana kadar... "Kayna kazanım kayna, yan ateşim yan!"
23 Nisan 2014
Şiirket: Çocuk Bayramı
Bugün şehir meydanında
Meclisin açılış yıl dönümünün
Çocuklara armağan edilmesinin önemini anlatıyorlardı
Kalabalık alkışlıyordu
Ve o kalabalığın içinde
Yırtık pırtık ve kir içindeki giysileriyle
Üstelik yüzü gözü çamur içindeki bir çocuk da simit satmaya çalışıyordu
Gerçekten çok önemliydi onun için de çocuk bayramı
Ama onu kimse alkışlamıyordu...
Resim: Şükriye Göçer - Simitçi Çocuklar
Meclisin açılış yıl dönümünün
Çocuklara armağan edilmesinin önemini anlatıyorlardı
Kalabalık alkışlıyordu
Ve o kalabalığın içinde
Yırtık pırtık ve kir içindeki giysileriyle
Üstelik yüzü gözü çamur içindeki bir çocuk da simit satmaya çalışıyordu
Gerçekten çok önemliydi onun için de çocuk bayramı
Ama onu kimse alkışlamıyordu...
Resim: Şükriye Göçer - Simitçi Çocuklar
27 Mart 2014
Para pulla ölçülmez aşkımız sana...
Bir sansür iflas, iki sansür iflas, üç sansür yerinde saymaktır. Muhafazakar partiyiz, vessellam. Twitter yasaklanınca Youtube, o da yasaklandıkça Facebook yasaklanır, bu yasaklar oldukça iktidarım da daim olur. Zaten haftasonuna kadar yasaklasak yeter. Hem sevgili arkadaşım Acun kardeşimin reytingleri de düşmüştü, millet biraz da onu izlesin artık...
Notlar:
[1] Başlık ve giriş cümlesi için ilhamı ntvmsnbc.com'dan aldım. Başbakan Çok Seven Acun için ilham falan almadım, ama milletçe birilerinin ahını çok aldığımız için Acun'un bize ceza olarak Allah tarafından gönderildiğini düşünüyorum.
[2] "Sırada facebook var" derken, bugün Van'da çekilen, aşağıdaki fotoğraftan ilham aldığımı da ayrıca söylemeliyim belki de...
Notlar:
[1] Başlık ve giriş cümlesi için ilhamı ntvmsnbc.com'dan aldım. Başbakan Çok Seven Acun için ilham falan almadım, ama milletçe birilerinin ahını çok aldığımız için Acun'un bize ceza olarak Allah tarafından gönderildiğini düşünüyorum.
[2] "Sırada facebook var" derken, bugün Van'da çekilen, aşağıdaki fotoğraftan ilham aldığımı da ayrıca söylemeliyim belki de...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Bunu Okumadan Geçmeyin
Bana inanmıyorsun bari korsana da inanma
Bilişim güvenliği uzmanı falan değilim. Bilgisayar mühendisi ya da programcısı da değilim. Hatta matematiği CB ile, mantığı (beşinci alışımd...
Blogun Kare Ası
-
D-Smart hafta içi her akşam House M.D. 'nin tekrar bölümlerini veriyor... Sonra da pazar günleri beş bölüm üstüste maraton çakıyor. U...
-
Kadınların paylaşacak daha çok materyali var. Popodur, efenime söyliyim genital bölgedir, herkeste var. Bir çift meme de Allah'a şükür b...
-
Bu ne sıcak lan? Olm bak adamın akılını başından alır, mübalasız söylüyorum götümden ter akıyor. Evet götümden! Arkama yaslanıp film seyrede...
-
Bilişim güvenliği uzmanı falan değilim. Bilgisayar mühendisi ya da programcısı da değilim. Hatta matematiği CB ile, mantığı (beşinci alışımd...






