anarşizm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
anarşizm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

03 Mart 2014

İnternet sansürü ve toplumsal buharlaşma

Toplum modellerinin birini diğerine tercih etmek zorunda kaldığımız devinim eşikleri yaşıyoruz. Daha doğrusu her müstakil insan topluluğu artık bu eşikleri öyle sık yaşar hale geldi ki, bu fenomen giderek küresel bir hal alıyor ve toplumların yaşadığı bu devrimler, tıpkı bir arada yaşayan kadınların menstürasyon döngülerinin senkronize olmaya başlaması gibi, bağımsız ve müşahhas karakterlerine rağmen sadece aynı anda yaşanıyor olmalarıyla bile senkoronizelermiş izlenimi yaratmaya yetiyor.

Benim bütünüyle kavradığımı iddia edemeyeceğim şey bu izlenimin sahici olup olmadığı; hakikaten bir tür "küresel uyum" mu göstermeye başladık yoksa bu değişimlerin birbirini (tetiklemesi değilse bile en azından) takip etmeye başlaması bir tesadüf mü... Cevabını nerede arayacağımızı bilmediğimiz için kendimize sormaktan korktuğumuz bir soru... Ya da "Tüm bu eş zamanlı devrimlerin sorumlusu küresel çıkarları için hareket eden güç odaklarıdır" gibi bir kestirmecilikle suçu "herhangi bir şey lobisine" atmak mı daha doğru bir tutum olur...

Kafalar karıştı mı? Güzel, çünkü belki de cevabı kafa karışıklığını dindirmek için sıkça baş vurduğumuz "vakit öldürücülerden" birinden bulmuş olabilirim:

Mesafeler yok olup insanlar özgürce bir yerden başka bir yere akabildikte, toplum psikolojik bir ısı eşiğini aşarak bir hal değişimi yaşayacak. Artık katı ya da sıvı değil, bir gaz halini alacak ve müsait olan her boşluğu dolduracak şekilde genleşeceğiz. Ve tıpkı gazlar gibi zaptedilmemiz de kolay olmayacak. [1]

Sid Meier's Alpha Centauri, uzay temalı bir strateji oyunu. 1998 yapımı oyunu gog.com'dan dijital olarak sipariş edebilirsiniz... Sadece yukarıdaki alıntı değil, hem kurgusal hem de felsefe/edebiyat tarihinin köşe taşı olan kitaplardan yapılmış yüzlerce alıntıdan biri tesadüfen aradığınız cevapları verebilir size...

Notlar:
[1] Çeviri bana aittir, videoda da duyabileceğiniz orijinal metin için SMAC'nin Wikiqute sayfasınıdaki "Planteary Transit System" bölümünü ziyaret edin

26 Haziran 2011

Gücü reddederek güçlenmek #1

Haklarınız mı gaspediliyor? Yalnız değilsiniz. Yazılı tarihin bildirdiği kadarıyla insanlığın en büyük ızdırabı hakkın güç ile ilişkili olarak tanımlanmasıdır. Şu kadarı açık ki, 19. asırda başlayan "İnsan hakları" ya da onun arkaik temeli olan "Hümanizm" düşüncesi bile gücün hak üstündeki tahakkümünü kıramadı.

Hala insanlar hak ihlallerine karşı mücadele etmeye çalışıyor ve bir çok kurumdan yardım arıyor. Ama onları üzecek bir haberim var: Örgütlü toplum denen zırvalık da aslında tahakkümün temize çekilmesi, zalimin elinin temizlenmesinden başka bir şey değil.

Hiç bir sendika sizin haklarınızı koruyamaz. Hiç bir siyasi parti özgürlüklerinizi size iade edemez. Hiç bir toplumsal dayanışma örgütü kendinizi gerçekleştirmenize yardım edemez. Hiç bir devlet kurumu da korumaz sizi.

Hatta başta devlet ve şirketler bürokrasisi olmak üzere bütün kurumlar; sendikalar, partiler ve sivil toplum örgütleri de sizi yolmaya ve sömürmeye uğraşır. Hepsi bunu reddeder ama son tahlilde yaptıkları budur.

Bu dünyada kurulan hiç bir mahkemenin size hakkınız verme gücü yoktur. Mahkemeler de ipleri egemenlerin elindeki bir "Meşruiyet kazandırma sahnesi" olmuştur ve dünyevi muhakeme yeteneklerini iktidarın tahakkümüne kurban etmişlerdir.

Uhrevi muhakeme meselesiyse vicdani olmaktan ibarettir: Kanıtlara bakılacak olursa tecelli etmesini beklediğimiz ilahi adalet 15 asır kadar gecikmiş gibidir. Mantık bize ilahi adalete güvenmememizi söylüyor. Buna rağmen vicdanınızın sesini dinleyip gökten inecek bir kurtarıcının sizi dertlerinize karşı olan savaşta destekleyeceğine inancınızı sürdürmek istiyorsanız, siz bilirsiniz.

Bizimse yapacak işlerimizi var. Madem bu düzeni gücün hakla paralel gideceği koşullar çerçevesinde kurdular... O halde bugünkü haksızlığımızdan kurtulmak için önce güçsüzlüğümüzden kurtulmayla başlayacağız işe...

Sonrası kendiliğinden gelecektir zaten.

12 Aralık 2010

B Planı'nız var mı?

Markalı öğlen yemekleriyle bedenime (göbeğime?) şekil verseniz de, buzlayıp sansürlediğiniz sevişme sahnelerine köle edip akşamlarımı televizyon karşında geçirtseniz de, her yerde geçer akçe olan "rekabet" manyaklığına itibar etmeye zorlasanız da, beni tahsilat memuru ya da kasiyer olmaktan ileri gitmeyen dandik işlerde istihdam etseniz bile ondört küsür diploma almayı şart koşsanız da, maaşlarla ve pirimlerle kandırıp sonunda tazminat ödemeden kapı önüne koysanız da, elime geçen beş kuruşa da "en güzel araba benimkisi", "benim telefonumdan alırsan sen de bu hatunları götürürsün" gibi saçma sapan mesajlar veren reklam kampanyalarıyla göz koysanız da, saçıma hangi şampuanı süreceğimi kıyafetimi nereden alacağımı bana dayatmaya çalışsanız da, sahip olduklarım ya olmadıklarımdan ötürü beni zengin/ünlü/başarılı/şanslı/zavallı/fakir/çirkin ilan etmeye kalksanız da, gerzek sosyal dünyanız kendinize bile yetmediği için beni de içine çekerek kendinizi çapsız yalnızlığınızdan kurtarmak için kullanmaya çalışsanız da, televizyon programlarıyla beni evlendirmeye/boşandırmaya/barışmaya/savaşmaya kışkırtsanız da, sosyal ağlarda gerzekçe şeyler yapan insaların videolarını paylaşmayı gündemi yakından takip etmek saysanız da, her söylenene inanıp beni de inanmaya zorlasanız da... Ve nihayet bu güçsüz oyunlarınızı yemediğim için beni "yanlış" kendinizi "doğru" saysanız da... Günün sonunda kadehimde buzlu rakı olsa da olmasa da, sanki kazanan benmişim de siz sahip olduğunuz tüm döküntülere rağmen her şeyi daha baştan kaybetmişsiniz gibi geliyor... Gibi geliyor bana yoksa şüphen mi var?

--- Kids don't care by Radical Noise (via YouTube)

Bunu Okumadan Geçmeyin

Bana inanmıyorsun bari korsana da inanma

Bilişim güvenliği uzmanı falan değilim. Bilgisayar mühendisi ya da programcısı da değilim. Hatta matematiği CB ile, mantığı (beşinci alışımd...

Blogun Kare Ası