kendimden alıntılar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kendimden alıntılar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Aralık 2013

Kendimden alıntılar

Yeğenime temel epistemelojik kavramları anlatmaya çalıştığım 3 saatlik bir hafta sonu eğlencesinin vardığı nokta, şu acı itiraf oldu: “Sintetik apriori’nin ne olduğunu ben de anlamıyorum ve esasında bütünüyle anlayan birisinin olduğunu da sanmıyorum; kavramı ortaya atan Kant’ın kendisi de dahil...” Komik tarafı şu ki, aynı acı itiraf ontolojik kavramlar bağlamında “ding an sich” için de dile getirilebilir, Kant kısmı da dahil olmak üzere... İşte üstüne saatlerce zihinsel emek harcamış olmakla gurur duyduğumuz modern felsefenin gelip dayandığı sınır budur.

05 Ekim 2011

Kendimden alıntılar #3

- Sosyal medya çok tartışmalı bir olgu. Sektörün piri elbette facebook, ama onun da kendi kendisinin ipini çektiğini görecek kadar ilerlediğine göre, sosyal medya çoktan sıfırı tüketmiş demektir. İnternette sadece okuyucu olmadığımız günlerin tarihi 15-20 yıl geriye gidiyor, facebook'un ise daha 10 yıl bile olmadı. Bu hızlı tükenme neden acaba? (Kesinlikle google+ ile bir alakası var...)

- Şikede son durum ne? Allah aşkına biri söylesin, şikede son durum ne? Ne güzel gümbürtüye getirdiniz mevzuyu; en son kulüplerin tamamına yakını "Şikede ligden düşme kaldırılsın" dedi, nefis oldu ortam. Her işimiz yalan!

- Taşrada kitap bulmak cidden zormuş. Bu yaşımdan sonra yüksek lisansa başladım ama kitap sıkıntısı çekiyorum. Kütüphaneler kısmen yardımcı oluyor ama onların patladığı yerde internet tedarikçilerinden satın almam gerekiyor. O konuda da teslimat sıkıntısı yaşanıyor. Taşrada kitap arayanlara Allah kolaylık versin.

- İnciSözlük'ü seviyoruz sevmesine de, İnsanlığa Lanet olmamış. Türkçe'ye hiç hakim değilmiş kitabı kaleme alanlar ama 6.45'in bu durumda redaksiyon/editoryal işinde özenli çalışması gerekmez miydi? (İsimler üzerinden eleştirmek istemiyorum; iyi editlenmemiş diye editöre kabahat yüklemek değil niyetim. Bilakis, hiç editlenmemiş ki... Bağlaç ve eklerin yazımları bile yanlış... Sana puanım 6 kanka, o da kanka değil de panpa kontenjanında zaten...)

26 Haziran 2011

Kendimden Alıntılar #2: Hayat telaşından ıskaladıklarımız

Bu ıslığı çalamıyorum! O topa giremiyorum artık! Zevkle tırmanıp çıktım camdan tahtıma. Nereden bilirdim kırılmasın diye inmeye bile cesaret edemeyeceğimi.

Hayatın sıkıntı veren yanlarıyla mutluluk veren yanlarını farklı kefelere koysak (ve tabi üçüncü kefeyi görmezden gelirsek) {via Adıyla müsemma} gayet huzurlu bir "dengesizlik" kurduğumun farkındayım. Dünyada bir yerlerde, kendilerine nasihat verilmeden doğru yolu bulamayacak bir yığın insan olduğunu gayet iyi biliyordum, mesele onlarla muhatap olmak istememekti. Şimdi nedense, twit yaza yaza fil dişi kuleden nasihatler dağıtan iki yüzlü amcalar gibi oldum. Ama eğer iki yüzüm olsaydı, şu da bir gerçek ki, neden ikincisini kullanmayacakmışım?!

Hayat telaşına kapılmışlığım falan yok! Hiç bir şeyi ıskalamıyorum. Öte yandan siz belki de yeğeninizin üniversite sınavı heyecanını, komşunuzun bebeğinin ilk adımlarını, bahçede yumurtlayan serçeleri; karşı dağa yağan bahar yağmurlarını, rüzgarda savrulan meyve ağacı dallarını falan ıskalamış olabilirsiniz. Ama şunu bilin; her sabah belediye işçileri güne ortalık aydınlanmadan başlıyor ve siz ıskalayın diye gerçek hayatın ta kendisi olan kurumuş yaprakları, kaldırım kenarındaki çöpleri, yolda arabanın altında kalmış kedi leşlerini itinayla toplayıp yok ediyorlar.

Kendi hayatınızı kaybettiğinizde çok şey kaybeceğinizi sanmanız da bundan işte. Çürüyüp toprağa karıştığınızda oysa, aslında hiç bir şeye sahip olmadığınızı anlayacaksınız. Dingin hayatımı görüp "Şimdi seni daha iyi anlıyorum" diyen arkadaşlarım gibi.

Ne yani!! Buraları bırakıp insan içine mi çıkayım?! Yok canım, daha neler :)

03 Haziran 2011

Kendimden alıntılar #1: Askerlik biterken

- MicroBlog sıkıntısı çekiyorum. Kepin emdiğini söylemiş miydim? Farklı okazyonlar vasıtasıyla farklı kişilere muhakkak söylemişimdir de, blogda da bir kez daha yinelemek lazım, kep emiyor. (Hatta bunu bir blogpost ile sabitlemek lazım! Lazım!!!) Neyse, kep emdiği için az yazıyorum diye blogspotu bıraksam mı dedim. Ama microblog olarak Twitter çok mikro kalıyor, wordpress de aşırı blog olduğuna göre... (ve blogspot da iyiden iyiye ağırlaştığından) "Acaba thumblr mı denesem?" dedim. Sonra da boşverdim. (Bu konuyu da kepin etkisi geçtiğinde ayrıca irdelerim ama) Microblog nedir arkadaş? Tamam thumblr çok güzel bir görsellik sunuyor da, internette gördüğün fotoğrafları paylaşmaktan ibaret bir mecra halini aldı. Facebook duvarı gibi. Bilgi çöplüğü Version 7.0!

- Kafamı toplayıp okuyamadığımı fark ettim. Evi hafif polisiyelerle doldurdum. Yeniden toparlanana ve kepin etkisi geçene kadar onlarla idare ederim. (Nereden baksan 20 polisiye... 2 ay desen, ayda 10 kitaptan haftada 2,5 eder. Eski okuma hızımın yarısından fazla. Demek ki bu antremandan sonra eski hızımı ikiye katlarsam eder mi sana 40!)

- Razer'ın Starcraft 2 faresi Spectre'den istiyorum. (via Razerzone) Bunun için bağış kabul etmeye bile hazırım. Parasını çıkarmak için bir promosyon projesi falan yürütebilirim sanırım. Yaratıcılık sonsuz nasıl olsa... Kafamdaki öykülerden birini, üşenmeyip yazıp, e-book yaparım. İndirenlerden de "gönlünüzden ne koparsa" diyerek para toplarsam... 2-3 ayda toplarım farenin parasını. O zaman görün siz APM'yi. (via TeamLiquid)

Bunu Okumadan Geçmeyin

Bana inanmıyorsun bari korsana da inanma

Bilişim güvenliği uzmanı falan değilim. Bilgisayar mühendisi ya da programcısı da değilim. Hatta matematiği CB ile, mantığı (beşinci alışımd...

Blogun Kare Ası