trt etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
trt etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

06 Ağustos 2012

Ben karşı mitolojinin tanrısıyım ağabey

TRT'nin içine ettiği olimpiyat yayınlarıyla ilgili de iki üç kelime etmek isterdim ama... Önceliği ülkedeki ana akım medyanın "galibiyet fetişizmine" vermenin doğru olduğu kanaatindeyim.

Rekor sayıda sporcuyla katıldığımız Londra oyunlarında, bugünün tarihi itibariyle henüz madalya almamış olmak bir hayli "kızgınlığa" yol açtı. Hayal kırıklığı demiyorum, birileri epeyce öfkelenmişe benziyor. Şimdiye kadar olimpiyatlarda katılmadığımız branşlara giden sporcular ön elemelerde elenince "Falanca sporcu varlık gösteremedi" biçiminde manşet ve haberler yapılmasından belli kızgınlık.

Bir defa yaklaşım semantik olarak yanlış. Söz konusu sporcu, haberin iddia ettiğinin aksine pekala varlık gösterdi. Onun için Londra'ya gitti, ön elemede yarıştı ve elendi. Olimpiyat bu, yarışmak, varlık göstermek önemli. Asıl varlık gösteremeyen 80 senedir o branşa olimpik sporcu yetiştiremeyen ülkenin spor yönetimiymiş gibi geliyordu bana.

Bunun üstüne "madalya umudu" olarak görülen branşlarda da beklediğimiz madalyalar gelmeyince, ağzı olanın konuştuğu internet mecraları "Ezik Türk Sporcular" konulu yazılarla, hatta yazıların mahiyeti incelenecek olursa "konulu pornolarla" doldu taştı.

Bir kaç dakika önce Tribün Dergi, twitterda güzel bir yorum paylaştı. Bazı branşlara oldum olası mesafeli olunmasının, söz konusu branşların reklam kampanyalarıyla desteklenmemesi olduğuna ben de katılıyorum. Reklam denilen kavram hakkında neler hissettiğim de malum... Beğendim @tribundergi'nin mesajını: "Adları 'Pistlerin Tazıları' ya da 'Minderin Kaplanları' olmadığı için atletizim ve güreşte yarışan sporculara ilgi yok. 'Şekil' önemli."

Twitter'da epeyce ses getiren bu mesajın devamıysa çorap söküğü gibi geldi:

@ladderpain arkadaşlar, minderin meleklerine yeterince ilgi göstermiyorsunuz gibime geliyor

@kaansezyum halterin dwarfları...
@kaansezyum güllenin gnome'ları
@kaansezyum boksun yeti'leri
@kaansezyum okçuluğun elf'leri

sonra da Sezyum'un follower'ları sazı aldılar ellerine:

@memurkafasi küreğin fırıncıları
@hsnyutku havuzun poseidonları
@onurcaglar çekicin "thor"ları
@muratgumus atıcılığın politikacıları
@kornagroove kulplu beygirin pegasusları
@ozmen_burak koşunun işportacıları

Tabii Thor tweet'indeki mantık hatası belli: Olimpiyatlar Yunan Mitolojisi'nden esinleniyor, Thor ise İskandinav :)

28 Eylül 2011

Ben sevmiyorum ama sen seviyor musun sanki

Sözü fazla uzatmayım. Daha önce belirttiğim üzere futboldan hazetmiyorum. { via Adıyla Müsemma } Bu durumu tekrar tekrar kafanıza kakacak değilim. Zaten güreş, basketbol ve snooker { via Yahoo } haricinde hiç bir spordan da çok keyif almıyorum. Ama taraftarlığım bakidir. Liverpool taraftarıyım, çok aykırı durumlar haricinde Türk takımlarının her birinin ve hepsinin üzerinde destekliyorum Liverpool'u. Ayrıca Sakaryaspor'u da gazetecilikten kalma alışkanlıktan çok tuhaf bir hemşehrilik bağıyla destekliyorum. Örneğin şu an TRT Spor'daki Akhisar - Sakarya maçını seyrediyorum. (Ders çalışmaya ara verdim)

Ama futbolla ilişkili diğer yazımda değinmediğim bir konunun farkına vardım bu maçı seyrederken. Taraftarlar sporsever değil, futbolsever hiç değil. Aslında maça gidenlerin hiç biri sevmiyor futbolu. Benim kadar bile sevmediklerine yüzde yüz eminim. Onlar sadece çocuksu bir taraftarlık hissiyle stadyuma gidip bağırıp çağırıyorlar; ya da futbolun toplumun şuuruna kanırtıla kanırtıla sokulan öneminden ötürü, istemsizce futbola ilgi duyduklarını sanıyorlar. Yani o maçı izlemezlerse önemli bir toplumsal olay hakkında fikir sahibi olamamaktan korkuyorlar. Olduğundan daha mühim sandıkları için ilgileniyorlar futbolla...

Nereden mi anladım bunu. Dinleyin: İzlediğim maçta, dakika 30. Akhisar içerde 1-0 öne geçmiş. Cılız ataklarla rölantiye almış, idare ediyor. Deplasmanda oynayan Sakarya, ortadan delemediği zaman kanattan, o da olmazsa doldur boşaltla ne yapıp edip kaleye gitmek istiyor. Derken bir korner oluyor. Altıpasın hemen dışında kafalardan seken top, Sakarya'nın ileri uç oyuncularından birine kaleye sırtı dönükken ulaşıyor. Oyuncu gerçekten harika bir refleks ve koordinasyonla, heyecan verici bir rövaşata şut çekiyor. Yakın direği yalıyarak kaçıyor gol! Girse Youtube'de milyonlarca tık alacak bir pozisyon yani...

Ben bile evde izlerken ana avrat küfretmekten alamadım kendimi...

Ama sahadaki taraftarların hiç ilgisini çekmedi bu pozisyon. Akhisarlıların da Sakaryalıların da... Maçın başından beri davullar çalınarak ve hayvanca bir coşkuyla böğürerek takımlarını sözde destekliyorlar. Ama davul ritmleri ve bağırışlar hiç değişmiyor. Toplu bir uğultudan başka bir şey değil. Sahada ne olursa olsun hem de. Bu harika pozisyon ve kaçan golde ne Sakaryalılar ah vah edip hayıflanıyor, ne de Akhisarlıların "yüreği ağızlarına geliyor." Davul gümbürtüsü hiç değişmeden devam ediyor. Sanki sahada hiç bir şey olmamış gibi.

Demem o ki, futboldan hazzetmemek konusunda yalnız değilim. Bir ikinci lig maçına gidecek kadar, hem de 500 kilometre deplasmana gidecek kadar "fanatik" taraftar olduğunu iddia eden bir çok insan da sevmiyor futbolu. Sadece stada gidip bağırmayı seviyorlar. Durum budur.

Bunu Okumadan Geçmeyin

Bana inanmıyorsun bari korsana da inanma

Bilişim güvenliği uzmanı falan değilim. Bilgisayar mühendisi ya da programcısı da değilim. Hatta matematiği CB ile, mantığı (beşinci alışımd...

Blogun Kare Ası