instagram etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
instagram etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Kasım 2018

Resmi (gibi) Duyuru (gibi)

Bazı kafa karışıklıkları yaşanabilir diye, aslında çok önceden yapmam gereken bir duyuruyu/açıklamayı şimdi yapıyorum; neden şimdi; çünkü mail geldi; ben de dedim ki kendime... "Ben bunu blog'a bi yazam bakam bi..." dedim kendime...

Efendim olay şu; blogda da defaten yazdığım ve yüzyüze ilişkiler de sık sık dile getirdiğim gibi; internet/sosyal medya ile ilişkim ilk günden beri temiz olmadı. Isınamadık birbirimize. Bunda benim karakterimin ya da mizacımın pek sosyal olmamasının da payı var elbette ama kabahatin daha çok, sosyal medyanın iddia ettiği gibi "İnsanları birbirine yakınklaştırmak" için değil, kısıtlı insan "etkileşimini" işgal ederek, bu alanı propoganda (sadece siyasi da değil, her türlü reklam vs. için de) kullanılmasından kaynaklandığını düşünüyorum.

TLDR; sosyal medya yepisyeni bir reklam alanı ve bu blogun sınırılarını aşan bir verimlilikte ve sofistikelikte kullanılıyor... Ve ben kendimi buna dahil etmemeyi daha uygun buldum.

Örneğin uzun zaman önce Facebook hesabımı kapattım ve hayatım bu kararın ilk saniyesinden itibaren daha iyiye gitti. Twitter hesabını kapatmamıştım ama son 1,5-2 senedir, özellikle seçim dönemlerinde haber alabilmek için biraz sık kullanmaya başladım ve haber alamadığım gibi sosyal medyanın isnanı esir eden kuyusunun içine yeniden düştüğümü hissettim; bir iki tivit bile attım geçen haftaya kadar ama artık twitter hesabını da beklemeye alıyorum.

Bir de instagram meselesi var... Bu senenin Ekim ayına kadar instagram hesabım yoktu. Ne yazık ki bir adet instagram hesabı açtım. Orada da aktif falan değilim. Açma sebebim şu; düzenli olarak maçlarına gittiğim  Sakarya Basket  takımının kombine biletini almak istiyordum ama resmi sitede duyurulardan kombine satış haberlerine erişemedim. Mail ile ulaşınca da kulübün resmi instagram sayfasını aktif olarak kullandığını öğrendim. Yani sadece ve sadece @SBBBasket'i takip etmek için instagram hesabı açtım. (Bir de Toyota ve Fiat'ı takip ediyorum; çünkü iki arabamdan birisi Corolla diğeriyse Doblo... Bu kadar da sığ bir adamım) İnstagramda aktif değilim, "tanıyor olabilecekleriniz" listesinde tanıdık birisini görürsem ekliyorum ama hepsi o kadar. Haftada 2 kereden fazla girmiyorum; SBBB maç bilet satışlarını falan takip etmek için o da...

Bu yüzden "Abi sana [random sosyal medya] hesabından DM attık ama dönmedin" diye gelen mesajlar için tek söyleyebileceğim; cep numaramı bilen SMS atsın, mailimi bilen mail atsın; yoksa bana ulaşamazsınız...

TLDR2; Face / Twitter  / LinkedIn / Reddit / StumbleUpon / Discord / AboutMe

15 Mayıs 2017

Ahiret sualleri: Neden akıllı telefonum yok

Manevi ve psikolojik sebeplerim de var, ama ben yine de mutlak pozitivist sebepleri sıralıyorum. Bir daha whatsapp konusu açılmaz diye umuyorum.

1- Maliyet. Akılsız telefonlar kesinlikle daha ucuz! Sadece 150 liraya satın alabiliyor olmaktan bahsetmiyorum, internet paketi, sms paketi falan almadığınız için fatura ödemeleri de azalıyor. Aksesuavarı yok, yedek şarj aletine tonla para bayılmak yok, akarı yok kokarı yok!

2- Pil ömrü. Benim akılsız 20 gün kadar dayanıyor, üstelik boşaldığında 1 saatte tam doluyor. Beni yarıyolda bıkramıyor. Akıllı telefon dediğin, günde 2-3 kez boşalıyor (titreyerek boşalıyor hem de)

3- Kullanım ömrü. Kasasıdır şuyudur buyudur derken, daha az "hassas" parça içerdiğinden, kesinlikle daha dayanıklı. Bundan ötürü sen el bebek ül bebek baksan da akıllı telefonun 3 senede hurdaya çıkıyor. Benim akılsız 5 senede dan dun kullanıldığı halde ilk günkü gibi sağlam.

4- Yazılımsal kaygılar. Asla gün içinde update yapmaya zorlamıyor. Asla saçma sapan bir uygulaması uyumsuzluk sorunu yaşadığı için annemi arayıp evde ekmek olup olmadığını sormama engel olmuyor. Asla kimlik bilgilerimi, banka şifremi falan sormuyor. Asla konum bilgimi edinmek istemiyor. Aptal ne de olsa, hiç bir şey öğrenmek istemiyor. Sadece "alo" diyor

5- Güvenlik. Virüs bulaşmaz, trojan girmez, bilgilerimi benden gizli birilerine göndermez, yanışlıkla patronuma mail çekmez, mahrem fotoğraflarımı Drive'a yüklemez. Beni sırtımdan bıçaklamaz. Seninki akıllı ama kurnazlık yapmaya kalkar! Benimki akılsız ama sadıktır

6- Hakiki sosyal ilişkiler. Ben merak ettiğim adamı arar "Napıyon başkan yaa" diye sorar, cevabımı alırım. Sen hala instagramdan like gönder! Ya da yemeğini yemek yerine facebook'a fotoğrafını göndermekle uğraş. Arkadaşlarınla dışarıya çıkmışsın ama "Curuj curuj" kucağındaki telefonu sıvazlayarak oyun oyna!

7- Hayalet mesaj! Akıllı telefon sahipleri gün içinde kaç kere "Mesaj geldi galiba" diyerek telefonlarını kontrol ediyor? Kaçında gerçekten mesaj gelmiş oluyor? Kaçında ortada mesaj falan yok!?

8- Gerçek akıl. Akıl insanda olur, bana lazım, telefonuma değil. Bir cihazın benim yerime düşünmesi henüz mümkün değil. Akıllı denen telefon sadece benden daha çok şeyi hatırlıyor hepsi bu! Hem aklımı kullanmam gereken yerlerde akıllı telefon kullanmam yasak! Neye yarar öyle akıl.

9- Grup. Aynı anda 84940 kişyi idare etmem gereken mesaj gruplarına falan üye değilim. 3 tane arkadaşım, 6 tane akrabamdan başka kimseyi idare etmem gerekmiyor. Birilerinden sadece dijitallejtirilmiş bir veri (foto, doküman falan) almam gerektiğinde herkes bana mail gönderebiliyor, ben de herkese ail gönderebiliyorum. Üstelik, bizimkisi gibi geri kalmış ülkeler için değilse bile profesyonel dünyada email en geçerli ileişim şekli, önemi azalmıyor; aksine artıyor. Grup senin aklını alıyor, benim akılsız ise bana grup indirimi yapıyor!

İlave okuma

28 Mart 2017

İnternet or it didn't happen?!

İnternete fotoğraflarını koymadım diye Aliya İzzetbegovic'in mezarında Fatiha okumadım mı?
İnternete fotoğraflarını koymadım diye dalgayla sürüklenen ufak çocuğu kurtarmadım mı (cennette dubleks yerim hazır kanka)
İnternete fotoğraflarını koymadım diye Malmsteen'in konserine gitmedim mi?
İnternete fotoğraflarını koymadım diye askerde 9'da9 isabetle atış yapmadım mı?
İnternete fotoğraflarını koymadım diye karda Doblo'yu zincirsiz kullanmadım mı?
İnternete fotoğraflarını koymadım diye 100 metre kelebeği 2 dakikada yüzmedim mi? (nerden baksan iyi derece)
İnternete fotoğraflarını koymadım diye bu hafta çimleri biçmedim mi?
İnternete fotoğraflarını koymadım diye Kimya 101 finalinden 100 almadım mı? (çan eğrisi mi? peehh!)

Sahi, interneti ne ara hacı annemin fotoğraf albümüne dönüştürmenin iyi bir fikir olduğuna karar verdik insanlar olarak?! O toplantıyı ne ara kaçırdım ben?

Bu zırvalığa ortak olmadığım için kusura bakmayın... Benim facebook/twitter sayfalarımda beklediğiniz yoğunluk yok diye de bana kızmayın... {Ki zaten instagramım hatta whatsapp'ım falan zaten hiç yok!}

Oh! İçimde kalmadı, söyledim! Rahatladım.

Şimdi kimyasal bileşimi değiştirmeden termal mukavemeti arttırılan metallerle ilgili makalelerime geri dönebilirim!

Evet, instagramım yok ama ResearchGate hesabım var, oradan haberleşelim...

17 Kasım 2016

Çünkü sen her şeyin en iyisini biliyorsun Türkiye

Kitabı okumayan (sanırım) turuncu kıyafetli olan... Diğerlerine yüklenmeyin bari...

kabir ölüyle dolu
kadeh rakıyla
"biz de doluyuz" derler
bes doludurlar
ağızlarına kadar lakırdıyla
- nazım

Biliyorum, güncelliğini yitirdi ama... Ben de meşguldüm, zamanında giremedim.

Yazıyı oldukça ileri bir tarihte okuyacak olanlar için biraz özet geçeyim... Geçen ay, işi magazin haberlerini sunmak ve yorumlamak olan bir kadıncağız, detayını da bilmiyorum ya, bilmek ve öğrenmek de istemiyorum ayrıca, nereden icap ettiği önemsiz ama, Kürk Mantolu Madonna ile ilgili bir yorum yapmaya çalıştı. Ancak romanın, amerikan dansözü Madonna olduğunu zannettiğinden büyük bir gaf yaptı.

Ve yer yerinden oynadı.

O günden beri kadına yüklenen yüklenene... Hatta, ilk günler ben de azıcık saydırmıştım, yalan yok. Ama olay kıas sürede çığırından çıktı. Ciddi bir linç kampanyasına dönüştü. Bir ara Twitter'da World Trend listesine kadar girdi.

Sabahattin Âli'nin adını, ölümünden 80 sene sonra yeniden meşhur eden ve nereden bu 2010'lar popülerliğini kazandığını bilmediğim, incecik ve şahsi kanaatimce Sabahattin Âli'nin en iyi işleri arasında da yer almayan (lütfen taşlamayın) Kürk Mantolu Madonna, Starbucks'ta fotoğraf çekilmelik bir kitap seviyesine indirileli 2-3 sene oluyor.

Yani şunun şurasında 2-3 senedir varlığı bilinen, öğrenilen ya da yeniden hatırlanan bir kitap...

Yani... Aslında 2-3 sene öncesine kadar, sadece dar bir zümrenin, edebiyatla ilgili, sanat ve felsefeyle ilgili dar bir çevrenin varlığından haberdar olduğu... Ama yeninden popüler olunca aninden herkesin sahiplendiği bir kitap...

Bu kadıncağız, belli ki bu trene yetişememiş... Duymamış işte kitabı. Komik değil, üzücü değil, gayet normal bir durum.

Keyifli bir okuma, evet, ama Türkçe'nin köşe taşlarından birisi de değil ki bu uzun öykü... Âli'nin yazdığı milyonlarca satır varken, onu belki de en az temsil eden bu kitap üzerinden bir edebiyat eleştirisi inşaa etmek bana mümkün görünmüyor...

Ama, vay sen misin benim bildiğim bir şeyi bilmeyen! Yüklenen yüklenene! Vurun abalıya, tarzı bir linçe dönüştü olay adeta...

"Sen nasıl olur da bu önemli ve güpgüzel romanı bilmezsin, aşağlıklar insanı" şeklinde, öfkesini kustu herkes kadıncağıza... Zavallı kadın enetelektüel kifayetsizliğimizin bütün hıncını tek bir gafla taşımak zorunda kaldı.

Linç trenine herkes katıldı, en insaflı olmasını umduklarınız bile...

İyi de...

Bir de benim durumumu düşünün, vicdansızlar...

Kütüphanemde 5000 kitap tozlanıyor, dönüp dolaşıp kendimi yine bir kitapçıda buluyorum, sık kullanılanlarda instagram falnn değil düpedüz idefix var bende..

Sanırsın bütün ülke James Joyce'u bitirdi de Milan Kundera'ya mı geçsek acaba derdinde... Kahveyle instagram resmi çektirmek için haspel kader okuduğu kitapla artizlik yaptı herkes...

Ama beni de düşünün ya, azıcık beni de düşünün...

Ben ne yapam? Benim, herkesten, sizin bu Funda hanımdan nefret ettiğiniz kadar nefret etmem lazım. Size bir okuma listesi çıkarsam, yüzde 40, yok ya, yüzde 10 kadarını okumuş olanlardan bir halı saha takımı oluşturacak adam toplayamam...

Ben ne yapayım... Hepinizin adını tek tek verip rencide etmek için twitter yetmez, 140 karakter sınırı var neticede...

Sizin bu çakma entelliğinizin seline kapılsam, benim cinayet işlemeye başlamam lazım...

Velhasıl, zavallı insanlara yüklenmeden önce, size de birilerinin yüklenebileceğini unutmayın...

"Ben de çok şey değilim ama bu kadar da şey değilim yaaaneee" diye düşünüyorsunuz ya...

Aslında o kadar da şeysiniz...

Bunu Okumadan Geçmeyin

Bana inanmıyorsun bari korsana da inanma

Bilişim güvenliği uzmanı falan değilim. Bilgisayar mühendisi ya da programcısı da değilim. Hatta matematiği CB ile, mantığı (beşinci alışımd...

Blogun Kare Ası