ahiret suali etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ahiret suali etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

05 Kasım 2010

Ahiret Sualleri Özel: Tartışmam bile

Tartışmaya değer yanı olmayan ama günümüzün uyduruk "çoksesli" dünyasında, vikisinden forumuna sürekli tartışılan ve nihayet gazeteler maarifetiyle insanlığın tamamına yayılan bayağılıklar üzerine benim de birkaç masum düşüncem var.

  • Hem laik hem müslüman olunur.
  • Ana/ata dahil hiç bir insan, "Zor günlerimde hep seni düşünerek huzur buldum" sözünü hak etmez.
  • Huzurdan büyük servet yoktur. Ama para olmadan huzur da olmaz. Kendinizi boşa kastırmayın, aysonu alacaklılar kapıya gelince "Ama ben kapitalist düzene eklemlenmeyi hazmedediğimden..." diyemezsiniz. Aslında dersiniz ama işe yaramaz.
  • Tutunamayanlar, Türkçe'deki en iyi roman değildir. Zor okunan bir roman da değildir. Eğer Tutunamayanlar'ı okurken zorlanıyorsan romanın ya da Oğuz Atay'ın kabahati yok. Senin kafan basmıyor demektir.
  • Küçük Prens'i üniversite eğitiminde, üstelik felsefe eğitiminde kullanmak iyi bir tercih değildir. Kitabın çocuk romanı olarak görülmemesi gerektiği muhakkak ama iyi bir tercih olmadığı da açık. Lütfen İoanna Hoca'm, bu duruma bir müdahale edin. (Beyaz Diş bile, en azından İnsan Felsefesi anlamında daha iyi bit kitaptır)
  • Martin Eden'in vermek istediği mesaj "İnsanlar sizi anlamıyosa intihar edin" değildir. Yazarının da Martin Eden gibi intihar etmesi hiç bir şeyi değiştirmez. (Eğer öyle olsaydı Jack London'ın toplu intihar tarikatı liderlerinden ne farkı kalırdı?)
  • Evlilik Öncesi Seks diye bir şey yoktur. Seks vardır. Bir de bunu "Evlilikten önce, evlilik sırasında, evlilikten sonra" diye sıralama gafletine düşmüş gerzekler vardır. Az daha unutuyordum, bir de doğum kontrol yöntemleri vardır. Bu üçünün yolunun kesiştiği bir atmosferde doya doya sevişebilirsiniz.
  • Televizyonda izlediğiniz, gazetelerde okuduğunuz hatta internette gördüğünüz her türlü bilgi kırınıtısı, sizin için rafine edilmiştir. Yani birileri size filtre edilmiş havadisleri sunar. Gördüğünüz arkasında her zaman daha fazlası vardır ama bunu bilmeniz birilerinin işine gelmediği için paylaşmazlar. Lütfen ama lütfen, hiç bir gazeteye, özellikle de sırf kağıdının boyu ve yazıtipi değişti diye, hak edeceğinden fazla önem/anlam yüklemeyin. Türkiye'deki gazetelerin ortalama satış fiyatı 30-40 kuruş civarındadır. Kimse 40 kuruşa adalet dağıtmaz ve gazeteciler de 40 kuruşluk insanlardır.
  • AKP'nin kömür dağıtarak oy satın aldığını söylemek kadar kolaycı bir yaklaşım yoktur. Seçmeni "Siyaseti olmayan" bireyler olarak görme kusurlu bir bakış açısıdır. Gerçekçi bir eleştiri değildir.
  • Asıl sorgulanması gereken, halkın 2-3 çuval kömüre muhtaç olacak kadar mağdur durumda olduğu bir ülkede iktidarın 8 senedir değişmemiş olduğudur. Daha bir 8 sene daha bu durum değişmeyecek gibidir.
  • Aziz Nesin'in tek bir öyküsünü okumadan referandum sonucuyla Aziz Nesin'in o malüm sözünü karşılaştıran insanlar düpedüz geri zekalıdır.
  • Sizi yıllardır futbolla uyutuyorlar. Siz de salak gibi bu oyuna geliyorsunuz. (Ama PC'de PES, PS3'te FIFA süper olmuş diyorlar)

29 Ekim 2010

Serhat Abi ile şaşırtıcı diyaloglar

Sıradışı bazı cümlelere kulak misafiri olmuşsunuzdur muhakkak. Benim duyduğum en süfersel cümle, ortaokul arkadaşım İlker'in başka birisiyle konuşurken kurduğu "Duydun mu lan n'olmuş?! Güven'in ayağını kırmışlar, Abdulkadir'in de amına koymuşlar" cümlesi oldu. İşin komik tarafı, Güven'in gerçekten ayağı kırılmıştı. Yıllardır "Acaba Abdulkadir'in başına ne geldi" diye merak etmiyor değilim.

Ben de kulak misafiri olanlar için sıradışı gelebilecek bazı cümleler kurdum mu diye düşündüm. Çoluğuma çocuğuma anlatacak anılarımı hatırlamaya gayret ettim ve bu listeyi yazabildim. Hatırladıkça yenilerini eklerim. Kurduğum tuhaf cümlelere kulak misafiri olanlar da lütfen bana haber etsin, listeye o cümleleri de ekleyim.

- Serhat, bu kitapların hepsini okudun mu?
- Hayır, kıvırıp götüme soktum!

- Yüzüme bakar mısın Serhatcığım, bir şey var sanki...
- Var tabii, kaşın var gözün var...

- (Tabaktaki makarnayı göstererek) Bunun adı ne?
- (3 saniyelik duraklamanın ardından) Osman!

- Hangi sırada bekliyorsunuz?
- Sıra yok hanımefendi, boşalan gişe olduğunda oraya geçebilirsiniz.
- Ama öyle olur mu bık bık... (uzattı mevzuyu bu)
- Şimdi efendim şöyle oluyor... (anlatmaya çalıştım ama anlamaz ki kafa yok)
- Ne saçma. Hiç de böyle şey duymadım.
- Saçma değil, matematik. Onu da hiç duymadınız galiba.
- Cık cık, bu gençlik de bık bık bık...
- Genç olmayanı da görüyoruz, eksik olmayın.

Ve taaa liseden bir anı

- Sen anladın mı bakalım delikanlı.
- Anladım hocam!
- İyi, kalk bakalım tahtaya.
(kalktım tahtaya gidiyorum)
- Pek analayacak bir tipin yok da...
- ...

Sonrası yok.

- Kalemin var mı?
- (Elimdeki kaleme bakarak) Yok!

- Pekii.. Niye hiç sevgilin yok.
- Başkalarının a*la yapabildiğini ben elimle yapabiliyorum, param da cebimde kalıyor.

10 Ekim 2010

Çirkine öğütler

Öğüt o1 Güzellik ya da çirkinlik aslında kıyasa tabiidir, izaafi oldukları söylenir. Yine de orantılarsak, matematikleştirirsek; mecburen yarı yarıya ayrım yaşandığı iddia edilebilir. Bunun için gezegenin yarısının çirkin olduğunu unutma. Diğer yarısının güzel olduğu gerçeğini kafana takma

Öğüt o2 Çirkinlik de dereceye ayrılabilir. Her zaman senden daha çirkin insan bulabilirsin. Unutma! Çirkinliğini kafaya takmamak mantıklı görünüyor değil mi? Hayır, kendinizi kandırmayın! Sizden çirkinler sizi daha güzel kılmaz, onları daha çirkin kılar. Çirkinliğinizle barışık olmanız söz konusu değildir, sadece çirkinlikle yaşamayı öğrenmeniz gerek. Elinizi çabuk tutun ve fazla güzel insan beklentisi olmayan birisiyle evlenin. Yalnız ölmeyin.

Öğüt o3 Aynaya fazla bakma. Üzme kendini. Kendi görüntüsünü seyrek olarak gören çirkin insanların %45'inin iş verimi iki kat artıyormuş. Gerçi bu çalışma kalabalık olmayan bir denek grubuyla yapıldı. (Bir kişi, o da ben...) Yine de çalışma çalışmadır. (Dersen ki bir kişilik grubun nasıl yüzde kırkbeşi oluyor... Bir ben var bende benden içeri... onda da varsa bir başka ben, kafadan ettik mi üç kişi?!)

Öğüt o4 Güzel insanların arasında pek durmayın. İzaafi güzellik anlayışınızı ifraazata uğratır, can yakar, kalp kırar. Hem kıyaslama eşiğini de yükseltir. İnanmıyor musunuz? Bakın iki senedir millet "Ezeeeel" diye ölüyordu, üç bölümde bir "Sekiz" çıktı, millet Kenan'a  tuvalet fırçası muamelesi yapmaya başladı... Neden? Çünkü el elden üstündür! Genç kızların sevgilisi bir adam bile kendisinden daha yakışıklı birinin yanında çirkin görünüyorsa, sen ben demek ki Kıvanç'ın yanına gitsek "Köpeğinizin cinsi ne" diye soracaklar kanka...

Öğüt o5 Dergilerin güzelleşme makalelerine kanmayın, kozmetik önlemlere yönelmeyin. Sağlıklı bir vücudunuz varsa, kafa sağlığınız da yerindeyse; binaenaleyh tek derdiniz çirkinlikse yerim ben öyle derdi. Bin yılın soğu geliyor, seçim uzakta olduğu için kömür dağıtan yok! Milletin kıçı açıkta. Sen blog okuyorsun. Öküz!

Öğüt o6 The Good, the Bad and the Ugly izleyip kendinizi Tuco ile (filmin çirkini) özdeşleştirmeye çalışmayın. Eli Wallach o kadar da çirkin bir adam değil.

Öğüt o7 Bu satırların yazarı olarak benim de, muhtemelen okuyanların en az yarısından; gerçekçi bir yaklaşımda bulunursak tamamına yakınından daha çirkin olduğumu da unutmayın. Bak ben nasıl mutluyum hayatımdaühühühühühü

16 Ocak 2010

Bay İnsan'ı takdimimdir

Hepimizin Homo robotense dönüşeceği günün hayaliyle yaşıyoum

Vicdani retçilere çok kızan, gıcık olan bazı arkadaşlarım var. Halbuki retçiler az bile yapıyor. Sadece insanın insanı öldürdüğü bu düzeni değil, varoluşsal olarak insan olmayı reddetmek lazım. Silaha amade olmayı protesto etmek yetmez. Bence cami avlusunda kuşlara yem vermek hariç, insan eylemi olan her şeyi protesto etmeliyiz. Hatta protestoyu bile.

"Gece gece dellendirmişler Serhatım'ı" demeyin. Biliyorsunuz, herkesin bana ne iş yaptığımı sorduğu bir dönemde kompleks yapıp "Gazeteciyim ulan!" demiş ve kendime bir meslek edinmiştim. O zaman bir süre için insan olmak kimliğimden sıyrıldım ve dışarıdan baktım kendime. Sadece insan olmanın insanlara yetersiz geldiğini anlamakla kalmadım, insan olmak haricinde bir şeylere gereksinim duyanlara karşı bir tiksinti de çöktü içime.

(Benim gibilere istatistiklerde "Ümitsizler" deniyor ya. Aslında bizim adımız "İnsani retçi" olmalı)

Bakın insan denen şu hayvanın özellikleri nelerdir...

* Sadece orgazm olmak için yanında cinsel tercihine göre bir başka insanı barındırmaktan çekinmez. Üstelik sevişme esnasında bile, tam olarak aynı anda başka bir insanla sevişmenin hayalini de kurar. (Tek başına insan olmaktan nefret etmeye yeter ama devam edelim)

* Yaşamak için öldürmek bütün canlıların doğasında az ya da çok var. Pekiyi spor olsun diye öldürmek?

* Kölelik! Yorum eklemek gereksiz. Kölelik!

* İlkelerden azade hayatınlarını siyasi erke tahvil etmeyi çok iyi başarır, 10 sene önce muhalefetteyken "Ben de sizin mücadelenizde varım. Gerekirse size atılacak taşlar bana gelsin" diye haklarında nutuk attığı işçilere "Evinize gidin" emri vermeye kalkar (Oylarınızı kaypaklara veriyorsunuz sayın müslümanlar, bize boş yere kafir diyorsunuz sayın müslümanlar. Asıl kafirler oy verdikleriniz, biz değiliz)

* Dini, milleti fark etmeden... Ağızlarından köpükler saçarak depremlerde ölenler hakkında ileri geri konuşan insan değil mi? Bizim burada depremde ölen sabiye "Yaşayıp kafir olsaydı daha mı iyiydi" diyenle, "Özgür dünyanın lider ülkesi" olduğunu iddia eden memlekette sömürgecilerine, yani kendilerini köleleştirenlere karşı yürüttükleri mücadele yüzünden 10 milyon fakir Haitili'yi "Ruhlarını şeytana sattılar" diyerek eleştireni insan kabul etmeyecek miyiz?

* Onlar yine neyse de, yıkılıp viran olan Haiti'yi inşaat sektörü için iyi bir fırsat olarak gören, yersiz yurtsuz kalmış Haitililer'i de ucuz işgücü olarak kullanmak isteyen beyin de insanlardan çıkıyor.

* Çalışma yasaları ve işçi çalıştırma standartları konusunda hükümetin alması gereken önlemlerden bahsedip kendisi hiç önlem almayan, bu yüzden işletmesinde sapır sapır ölen işçilere rağmen yasal sorumluluğu olmadığı için metresiyle Maldiveler'e tatile giden kodamanın bayram elini öpen yok mu sanıyorsunuz?

09 Ocak 2010

Kısa ömrümde öğrendiklerim


- Bir dönem futbol liginde şampiyon olanların bayraklarını köprüye asma modası vardı. 2-3 sene görgüsüzce devam etti bu moda. Merak ediyorum, acaba geçen sene Sivas kazansaydı son düzlükte, ya da bu sene Kayseri nanik yaparsa herkese... Onların bayrağı da asılır mı?

- Bazı sorular ahiret sorusudur ama bazılarının sonu ahiret gibi gelir... Mesela "Abi şu kızı tanıyon mu" sorusu, "Sevgilisi var mı" sorusunun mutlak ekürisidir. Üçüncüyü "Bana ayarlasak ya" diye bulurlarsa eğer, araya muhakkak bir "Okeye dördüncü" gerekir ki, bunun mutlu bir öğleden sonra sevişmesi haline gelmesi için karpuz mevsiminin gelmesi gerekir. (Çünkü seks sonrası karpuzu diye bir şey var biz sigara içmeyenler arasında...)

- Uykusuzluk bir adam neler yaptırır? Ben söyleyeyim, roman yazdırır! Kuvvetle muhtemel Bilge Karasu Gece'yi böyle uykusuz akşamlara borçludur. Ben uykusuz kalınca internetten poker oynuyorum, o da ayrı bir macera...

- Gazeteler kağıt sektörünü ayakta tutmak için çıkıyorlar. Kupon biriktirme ritüelini bir kenara bırakın, gazetelerin hacmen yüzde 70'i reklam... Bana soruyorlar işte "Tabloid bizde niye tutmadı" diye... Bizde bulvar gazeteciliği denen şeyden başka gazete zaten yok. Durum madem öyle, normal ebatta gazete yapıp daha çok kağıt satmak mümkünken bizimkiler de tabloide yönelmiyor işte... Durum bu işte, daha fazlası değil.

- Doktorum da sormuştu, arkadaşlar da soruyor sık sık... "Askere neden gitmedin" diye. Hayatımın 5 ayını tabloid demeyi bilmeyen, onun yerine "Tabildot" diyen ve buna rağmen kendilerine gazeteci demekten çekinmeyen insanların arasında geçirdim. Askerde çekilecek çileyi çoktan çektim yani ben. Tezkere talep etsem mi? (Bir de iyi tarafından bakmak lazım; sıcak çatışma tabi ayrı bir "lezzet" ama askerlik bu tabildot gazetecilikten daha kötü olamaz...)

- Kız Kulesi'ni sevmiyorum. Nedenini bilmiyorum, sormayın. Belki de paraya çıktığı içindir, ya da o paraya yetişemediğim için kıskanıyor da olabilirim (10 liralık 1981'de tedavülden kalkmış.) İlle de ahiret suali konseptine uyulacaksa, kule manzaralı bir odada seviştikten sonra bu soruya cevap vermek isterim. Daha öncesi için lütfen zorlamayın.

- Hayatının yarısını Ankara'da geçirmiş bir İstanbul çocuğu olarak, siz sormadan ben söyleyim; İstanbul'un belki manzarası güzel ama Ankara'nın derli toplu havasını çok ararsınız... (Yine de tercihim Geyve)

- Eski sevgiliye Facebook'ta rastlayıp yeniden birleşmek mi yoksa Facebook'tan tanıştığın yeni birine aşık olmak mı? Al sana ahiret suali!

- 50" plazmada yeğenimle PES 2010 oynadık diye kızdılar bize... Ya ne yapacağıdık, "Yanık Koza" mı izleyeceğidik?!

04 Ocak 2010

Bir o eksikti tam oldu: Burj Dubai yeni Babil Kulesi mi?

Burj Dubai'nin kıyamet alameti olduğunu tek düşünen ben değilim... Guardian bile aynısını düşünüyor. Size söylüyorum, ben aslında Avrupa çapında gazeteciyim diye ama inanmak istemiyorsunuz... [fotoğraf Wikipedia'dan]

Çölde açan çiçek dediler ama Dubai'nin kara para aklama cenneti olduğunu biliyoruz. Hatta artık işi öyle abarttılar ki, gizlileri saklıları kalmadı, Abu Dabi yardım etti ayağına Irak Savaşı'nın kârının bir kısmını Dubai'ye aktarıp akladılar...

Şimdi, düşünüyorum da... Yüksek binaların dikilmesi her zaman bir işaret olmuştur. Acaba diyorum, Babil hesabı çöküş yakın mı? 4 Ocak'ta resmi açılışı yapılan, Medya'ya Dubai Tower diye tanıtılan, sonradan resmi Arapça ismi Burj el-Khalifa (Halife Kulesi) olarak değiştirilen, ancak herkesin Burj Dubai adıyla bildiği dünyanın en uzun gökdeleni artık çölün semasını süslüyor.

Petronas'tan sonra Malezya'nın, Taipei 101'den sonra Tayvan'ın ekonomilerinin ne hale geldiğini ben söylersem inanmazsınız, oralarda yaşayan arkadaşlarınız varsa sorun, onlardan öğrenin. (Benim Çin'de arkadaşım var, o söyledi xD)

Varı yoğu Araplara satan, Dubai'yi bir ara İstanbul'a kule dikmeye kadar kışkırtan akepö'nün yeni demokratları müteahit mücâhitler belki silkinirler de kendilerine gelirler... Gerçi 2010'da değil ama, belki 2012'de.

Maya takvimi yanılıyor olamaz, değil mi...

24 Aralık 2009

Yeni vicdanların vahiyle imtihanı: Şımartan internetin sosyal medyasıyla oku

Oku! Ama tweet haricinde bir şeyler oku lütfen!

Her yerde "Yüzde 99,999'u müslüman olan bir ülkeyiz" diye ahkam kesenlerin, islam dininin temeli olan okuma eylemi ve emrine bu kadar burun kıvırması ironik mi?

Ben bu saçmalığı olsa olsa şımarıklığa verebiliyorum. Hergün sayfa sayfa gazeteler yayınlanıyor, her ay dergisinden kitabına, medyada milyarlaca lira dönüyor. Saatler süren, içinde bir şeylerin konuşulduğunu sanmadığımız TV tartışmalarını da milyonlarca insan izliyor.

Buna rağmen insanların okuduğu twit'ler, facebook status'ları, friendfeed quota'ları, ek$i entry'leri, bloglar hedeler hödöler...

Yeni medyanın haberi, bilgiyi ve verileri çık hızlı ve kayıpsız bir biçimde anonimleştireceğinden bahsediliyordu... Bu içi boş, çekirdek gibi yeni medya araçları yüzünden anonimleşen bilgi/haber/veri değil de toplum oldu!

Hepimiz artık isimsiz kahramanlarız, bununla birlikte kahramanlıklar kazanan kimse kalmadı. Yattığımız yerden Yılmaz Özdil köşelerini birbirimze forward ediyor, Başbakan'a küfrediyor, küfür eden "mimlenmiş" politikacıların videolarını izliyoruz...

Bu resmen ikiyüzlülük: Daha fazla "hayatı" yeni medya araçlarıyla paylaşıp interneti doldurdukça hayatlarımızı daha boş hale getiriyoruz. Sonra da bunun adına "Sosyal Web" diyoruz.


14 Aralık 2009

İnsan neyle yaşar?

Kitapla mı? Saf olmayın, insan ekmekle yaşar!

O kadar laf dokundurduk, bir bütün bienal de döndü bununla ilgili. İki kelime etmezsem içimde kalır.

İl olarak Kafka'nın ortaya attığı ve sonrasında Brecht'in cevaplamadan önce retorik olarak sorduğu "İnsan neyle yaşar" sorusunun cevabı yoktur. Zaten bienal de bununla ilgili. Tek tek insanlar kendileri için en önemli şeyleri söylüyorlar, neticede insanı hayatta tutan ne çok şey olduğunu görüyoruz.

Öte yandan hem Brecht'in hem de bienalin bu soruyla hesaplaşma yöntemini en kibar dille safça bulduğumu söylemek istiyorum. Benlik sorunundan, ontolojiden ve etimolojiden haberi olmayan insanlar olabilir, çok normal. Dahası sanatçılar, akademisyenler için de bu kavramlar havada kalmış kavramlar olabilir, bu da normal.

Anormal olanı; "Hepimiz tek tek neyle yaşadığımızı söylersek insanın aslında ne çok şeyle yaşadığını öğrenmiş oluruz" gibi mesnetsiz bir yöntem üzerinden bir bütün bienali kuran, sürdüren ve milleti bununla oyalayan kuratörlerin bu kavramlardan bihaber oluşudur.

Günün birinde insanlık, insalık kadar eski bu soruya tarih boyunca verilmek istenen cevapları araştırdığında, böylesi saçmasapan ve üretkenlikten tamamen uzak, çocuk eğelencesi gibi "hopçiki yaya" tadındaki tuhaf etkinlikle İstanbul adını yanyana gördüğünde, dünyaya İstanbul'da gelmiş tapon bir İstanbul'lu olarak kemiklerim sızlayacak.

Yeni etiket: Ahiret sualleri

Chicago'daki bir yol inşaatında bu ablalar varmış, ablam söyledi. (müthiş kelime oyunu yaptım)

Daha önce keyifle yazdığım bir dizi etiketin üretim sıkıntısı içine girmesi sonucu, içeriklerine uygun daha geniş bir etiket konsepti üzerinde kafa yormuştum. Sonunda aradığımı buldum.

Eğlenceli ve blogun en okunası etiketlerinden olduğuna inandığım "Doktor korkuyorum" ve "Tercih listesi" etiketlerini, "Ahiret sualleri" başlığı altında bir araya getirip, kapsamlarını genişleterek yazmaya devam edeceğim.

Aslında önceki yazılar için değişen bir şey yok. Hırvat kratörlerin büyük keşif yapmışlar gibi Brecht'in "İnsan neyle yaşar" sorusunu sormaları üzerine bir bienal inşaa edilebiliyorsa, daha kışkırıtıc sorularla blog yazmak da gayet mümkün. Eski yazılar için, mesela "Hacı seni ne korkutur" ya da "Hangisini tercih edersin lan kanka" gibi sorulara cevap verdiğimi pekala iddia edebilirim.

Neyse, lafı fazla uzatmayalım, yeni etiketimiz hayırlı uğurlu olsun millete.

20 Ekim 2009

Mahkemeyle olsa yine iyi…

Benim internetim kendiliğinden kesik, mahkemeye gerenk yok

Kimseye “bok atmayı” sevmem ama işini iyi yapana bulaşmak gibi bir niyetim zaten olmaz, olsa da okurlarım bana engel olur… (Virgülden sonraki kısmı dikkate almayın. “Okur” dedim lan resmen)

Bu kadar blog tutuluyor, toplam okunurluğu blog başına acaba 5 kişiyi buluyor mu? Ama blogger’lar canhıraş yazmaya devam ediyor. Ben de onlardan birisiyim. Özellikle de işsiz bir yazar, blog yazmasın da ne yazsın?

Yalnız şu da var, yazarlığım internetle ilişkili ama blogla sınırlı değil. Yazı bekleyen bir çok yerim var, yazıları haliyle internet aracılığıyla gönderiyorum, falan filan.

Ama yeter artık. Günlerdir yaşadığım erişim sorunlarından sonra internetten de elimi eteğimi çeksem iyi olacak gibi görünüyor. En iyisi bir dolmuş hattına girip şöförlük yapmak. Ya da imkanı olsa da bir yere lokanta açsan. Paralar çuvalla gidiyor vallaha.

Neyse, demem o ki, eğer Telekom önümüzdeki günlerde bana kelek yapmaya devam ederse ben de eylemlerime devam etmenin bir yolunu bulurum.

05 Ekim 2009

doktor korkuyorum

Yok böyle olmuyor... Bir de "Böööö" de bakayım!

Daha önce sık güncellediğim bir etiketi boşladığımı fark ettim. Buyurun, biraz da siz korkun:

- Halka: Yani, sizi korkutmamış olabilir ama çom iyi hatırlıyorum, sinemadan eve geldiğimiz zaman ablama bir süre daha korkmaya devam etmiştik. Salonun atmosferi mi, oyunculuklar mı, ne derseniz deyin?

- e-Devlet: Elektronik ortam devlet elini atmadan da yeteri kadar güvensiz. Zaten bizim devletin internete erişimi de mahkeme kararıyla engelleniyor... Hâl böyleyken, zabıtaların Google Earth'ten işportacı kovalamalarından korkuyorum, gelecek güzen günlerde.

- Ceberrrut memur: Özellikle de üç "R" ile yazılanları... Arkadaş, su faturasını ödemeye gittiğinde insan veznedardan korkar mı? Fakat sendeki o çatık kaşlar, çakmaktaşlar, kendimi kaybetmeme sebep oluyor amca. Aslında en çok devlet memurlarına halkla ilişkiler dersi verilmeli çünkü onlar "Kamu çalışanı" yani "Kamu'nun ruh sağlığıyla" yakından ilgili kişilier. Buna rağmen, çalışanlarına halkla ilişkiler eğitimini sadece özel teşebbüsün verdiği de bir gerçek.

- Sabah ezanı: "Es salat-ü hayr'ün minen nevm"., yani "Namaz uykudan daha hayırlıdır". Sözün doğruluğu ya da haklılığı meselesi tamamen insanın vicdanına bırakılmıştır. Ama dah gün ışımadan yanık sesli müezzinlerin haykırırcasına sabah ezanını okumaları benim oldum olası korkutmuştur.

- Aktivistler: Şimdi tanıdık Greenpeace'ci varken, "Greenpeace'i tanıyor musunuz?" geyiğine sarmak istemem. Yalnız bu aktivistlerin eylemlerine katılmayanları/katılmak istemeyenleri "Konformistlikle" suçlamaları da korku kültürünün tersine yansımasından başka bir şey değil. (Ve korku kültüründe eğer sükunet erdemse, aktivistlerin bizleri aslında "Pasifist" olarak adlandırıp saygı duyması gerekmez mi?)

devam edecek...

27 Eylül 2009

Internet güvenliği endişesi

v for vendetta ya da G for "google bilgilerimizi mi satıyor lan?"

Yasal boşluklar ya da keyfi uygulamalar yüzünden erişime kapatılan internet sitelerinin, aktivist aşkımızı depreştirdiğine önceki gün değindim. Şurası bir gerçek ki özgürlüğün diz boyu olduğu ve giderek bir yayın/ifade mecrası olduğu konusunda fikir birliğine varılan Internet üzerinden elini çekmesi gereken kurumlara tepki göstermek gerek. Yalnız atladığımız bir şey. O da, interneti özgürleştirmek ve geliştirmek adına kendi isteğimizle internet servislerine verdiğimiz bilgilerin kötüye kullanılabileceği.

Şimdi,
sansürden girip de Google'ın karanlık planları'ndan çıktık ama niyetimiz kötüye yorulmasın. Doğrusu devlet kurumlarına, mahkemelere ve savcılara değil de Google/Facebook/Twitter üçlüsüne güvenmemizin ardında yatan neden nedir bilemiyorum. Belki şimdiye kadar resmi kurumların defalarca bizi hayal kırıklığına uğratması, öte yandan yeni düzenin yeni devlerinin henüz bizi üzmemesidir, kim bilir?

Yalnız bu cephede de olaylar değişmeye başlayabilir. Tamamen kişisel bir deneyimden ötürü bütün projeyi
itin götüne sokmaya niyetim yok. Yalnız şurası kesin ki, Google'da saklanmakta olan bazı verilerimi Spam mail yoluyla ele geçiren, bu arada haklarını vermek lazım Spam filtresinden geçmek için türlü takla atmışlar, sonra da bu verileri kullanarak özel bir kaç bilgime ulaşıp beni kendi sitelerine üye olarak gösteren ve promosyon amacıyla "User has shown interrest" olarak beni kullanan, sonra da sürekli tanıtım mailleri gönderen Ukranian Date sitesi, Google'a ve browser projesi olan Chrome'a olan güvenimi hayli sarstı.

Söz konusu sitenin mail promotion listesinden kaydımı sildirmek için yöneticilere mail göndermeye bile korkuyorum.. Google'a da Türkçe olarak, söz konusu sitenin spam filtresini geçerek verilerimi kullanmayı başardığını ifade eden bir yardım talebi ilettim.

Yine de itiraf etmekten çekinmiyorum, internette güvende olmanın hiç bir yolu yok. Belki de eski günlerdeki anonim/takma ad korumasının altına girmekte bulacağız çareyi, kim bilir?

17 Temmuz 2009

tercih listesi

uzuuuuuuunca bir aradan sonra yeni bir tercih listesiyle karşınızdayım. bence bu liste süper, bence bu liste alkışı hak ediyor.

yaz vs. kış: kolay bir seçim; asıl tercihim sonbahar hatta eylül'dür... eylül yaşamak için en iyi aydır, görülecek ve dünya'dan alınacak tadların son noktasıdır. ne kıştır ne yaz, daha sonbahar bile değildir. günü kısa kollularla geçirebilir ama akşam olduğunda üstünüze bir hırka almak istersiniz... olması gerektiği gibi... babamın bizi bırakmak için eylül'ün tam ortasını seçmiş olmasına rağmen hem de...

starcraft vs starcraft 2: zor bir karar. gördüklerim önceleri hayal kırıklığına uğratmıştı. fakat son dönemlerde blizzard'ın denge konusunda çıkardığı işten giderek tatmin olmaya başladım. sanırım sc2 de gayet iyi bir oyun olacak. ama sc1 her zaman harddiskimizdeki yerini koruyacak ve iccup sunucusu da hep dolu olacak...

frp vs rpg: kastedilen c-rpgler ise her zaman rpg derim... live action olacaksa frp her zaman daha gizemlidir, daha iyidir.

pharaoh vs children of the nile: cotn tarihsel ve toplumsal gerçekliklere daha yakın bir oyun. orası kesin. ama pharaoh'dan aldığım keyif casear3'ten bile fazla olmuştur ve olmaya da devam edecek...

eski aşk vs yeni aşk: sanki sonnata arctica-san sebastian'ı dinlerken aklınıza "o" gelmiyorsa ama avantasia-devil in the belfry'i dinlerken "o" geliyorsa, eski aşk gerçekten eskimiş ve yenisine çoktaaan hazırsınız demektir. (benim için oyuna dönmek her zaman zordur. oyuna dönmüş olmam kendime yepyeni bir "aşk" bulacağım anlamına gelmesin, sadece "oyuna" döndüm :D )

nohut vs. kurufasulye: ablama sordum kolaylıkla nohut dedi... keşke ben de o kadar kolay cevap verebilseydim. bence bu asla çözülemeyecek bir ikilem. menşei anadolu olan nohut ile menşei amerika olan fasulye'den benim tercihim hangisi olacak? reklamlardan sonra :) (olm çok zor lan karar vermek) (wiki'ye göre hindistan'ın nohut üretimi türkiye'den 10 kat fazla... o da mı türk yemeği değil lan... kendmize ait bi haltımız yok olm)

anterem vs. inre vs. postrem: lan ortaçağ felsefesi... başka işiniz yok mu senin... yok idealizm yok realizm yok nominalizm... olm bak bunun için gırtlak gırtlağa gelmişsiniz, farklı görüşleriniz olack tartışacaksınız, görüşlerinizden esneyeceksiniz... sonunda da anlaşamayacak ve asgari müşterek de buluşamayınca "demek ki aynı fenomeni farklı biçimlerde açıklamak mümkün" diyeceksiniz... budur! kendi dediğini kabul ettirsen ne, adamın mirasına ortak mı olucan? nedir yani ???

bilkent üni. vs. başkent üni. : üstüne gitmeyin kolejlilerin... onlar da candır. sen devlet okulunda okudun diye adam olmadığın gibi o arkadaş da vakıf üniversitesinde okudu diye zorunlulukla tiki olmaz. lütfen yapmayın. ama benim tercihim bilkenttir, onu da ekleyim. (felsefe bölümü hariç... berbat bir felsefe bölümü var bilkent'in)

karpuz vs. kavun: kolay soru, net cevap; kavun!

devam edecek...

22 Nisan 2009

doktor korkuyorum

* geçmiş zamana ait gizemlerin gerçek olmasından, mesela ejderhalardan... aciyip tırsıyorum işte... çünkü bir kere yaşadılarsa demek ki evrende böle bişeylerin tekrar gerçekleşmesi mümkün...

* gözlerimi kaybetmek... okuyamam lan o zaman...

* yeniden kilo almaktan tırsıyorum... yohusa ölürüm bu sefer, kalp sektesi... biri bana diyet versin, veremiyom kiloları lan

devam edecek

10 Nisan 2009

Seviyorum seni, hortumu dayayıp depoya, mazot çalar gibi...



********** Polis Merkezi Amirliği
 **.04.20**       
SUÇ NEVİ
: HIRSIZLIK OLAYLARI  (OTODAN)
İŞLENİŞ ŞEK.
: Oto mazot depo kapağının açılarak mazot alınması n
SUÇ ADRESİ
: Yenigün mah. 
MÜŞTEKİ
: H.K.
ŞÜPHELİ
: T.İ.
ŞÜPHELİ
: E.A.

OLAYIN ÖZETİ : Olay tarih ve saatinde müşteki H.K.' ın alınan beyanında 34 VS ... plaka sayılı aracından 200 Litre mazotu çalan şüpheli T.İ. ve E.A.' dan davacı ve şikayetçi olduğunu beyan etmiş, olayla ilgili şüpheli T.İ. ve E.A. görevli ekiplerimiz tarafından yakalanmış şahıslar susma haklarını kullandıklarından ifadeleri alınamamıştır. Olayla ilgili tahkikat devam etmektedir.


Bakın, bu arkadaşlar susma haklarını kullanmışlar... Suç, depoya hortum dayayıp mazota meyletmek. Susma hakkı. Bu işin içinde çoook tuhaf bir şey var... 

06 Nisan 2009

tercih listesi

tercih listesinde değişik bir sıralama yapıyorum... hala blog yazmak için iyi nedenler... beğenen alsın kullansın, beğenmeyen bırakıp kaçsın deyün

- yapacak daha eğlenceli bişey bulamamak... bir çok arkadaşımın "bu blogu neden yazıyosun ki" dediğini işittim... hobi denen kavrama da haiz insanlar aslında bunlar... ama az da olsa uzmanlaşmış bloglar olmadıkça blogun gereksiz olduğunu düşünüyorlar... halbüse blog bir kendini ifade etme biçimi... başkalarının yaptıkları üzerine kendin düşündüklerini yazıyorsun... hoş...

- web 2.0 görünce tutup çükünü kopartmak... facebook ile iyice bir çoşum yaşadı da, ekşi sözlük (büyük yazdım reklam deyü, lol) varken, bloglardan önce homepage çılgınlığı yaygınken ortamı yakalayamanlar burda aldı soluğu. tasarım, kod, grafik falan istemez... işkembe-i kübra, yaz babam yazmak...

- ekşi sözlük hesabının uçurulması... orda yazıp eğlenen de var... ama orda uçurulanlar blog'a abanıyor.

bu görüntü her kitap kurdu için bir aşkı anlatır...
kitap sayfalarına sığmayanların yeri ise blogdur (slogan gibi oldu)

- başka yerde yazdıklarını genişletmek isteyenler... ben de bunu kullanıcam, henüz kullanmadım ama... gazetede köşe verdiler, yazıyorum. bir de (henüz bloglamadığım) fanzinci köşesi var... orda detaylandıramadığım konuları, yayınlayanın götüne girmesin diye meşrebime uyduramadığım sözleri burda iktibasen kullanıcam... bunu yapan çoooooook kişi var (bloglar böyle dönüyor)

- yazmak başlı başına bir eğlence... evde kendi kendime yazsam deli derler, burda yazınca blogger oluyorum :))

- blog konseptine doğuştan gelen yatkınlık... zamanında "olm bi site yapıcam tasarım masarım olmuycak, open source siteler gibi sadece yazı olucak, teletekst gibi len ehü" diye giriştiğim, cırtlak sarı üstüne ve kasten yapılmış yazım yanlışı içeren logolarıyla resmen blog icad edilmeden blog yazmıştım ben... şimdi blog varken yazmayım mı yani?

aklınızı seviyorsanız 'gece'yi okursunuz...
siz okuyasınız diye yazıldı her bilge karasu romanı gibi...

- bilge karasu sendromu... sanki kendime gereğinden fazla değer vermek, ne bileyim "götü arşa değmiş bu serhat'ın" gibi bi yoruma sebep olmak istemem ama, söylemeden geçemeyicem; ben de merak ediyorum, acaba bunları yazmakla çıldırmaktan kurtulur muyum? [bilge karasu | #1 | #2 | #3]

bir ihtimal devam edecek... 

not: siz de blog yazmak için kendi nedenlerinizi (kendi blogunuzda) yazıp, bu entry'nin yorum bölümüne link gönderin...

21 Mart 2009

tercih listesi


bir resmin kuytu köşesinde değil milyonlarca yobaz gözün şehadetinde halvet oldum koynunda yanan cehennemle... ve ateşin benim buz olmuş yüreğimi eritmeden buharlaştırıyordu...
- SEKS mi sarılıp uyumak mı (en kıralı seksten sonra sarılıp uyumakmış aga... buymuş)

- elma dilim patates mi parmak patates mi (sirkede bekletirsen parmak... kabuğunu kendin yıkadığın özel böle kıtır olursa elma...)

- kağıt gazete mi e gazete mi (kağıtta olmayı seviyorum... ağaç dik, geri dönüşümlü kağıt kullan... bi de blog yazılarını basmayıver, onunçün daha okunaklı yazın blogları (ve kısa))

- ogame mi travian mı (ikisini de oyna aga... para mı veriyon sanki)

- level mi oyungezer mi (nası kapatırsın egm'yi hain ciner !!!)

- habertürk tv mi gazete habertürk mü (gazete diyince birgün, televizyon deyince eztv.it :p)


- sudoku mu kakuro mu (sudoku rulaz.. ama kakuro da kankuroya benziyo)

- java mı flash mi (flash tasarım daha kolay java daha işlevsel... ben flash seçiyorum yine de)

- vistaxp mi (olm windows 7 çıkıyor, sorduğun soruya bak)

- ps4 mü xbox 720 mi (haspam sanki ps3 len xbox 360 bitti de...)

"pika pika" derken şunun ağzının ortasına zötünk diye otutturam mı...
vallaha otutturacam, dayanamıyom

- pokemon mu digimon mu (senin sorular iyice cıvıdı hafız, farkında mısın)

- doğruluk mu cesaret mi  (doğruluk... eveeet, "daha önce hiç oral seks yaptın mı" eheheh)

...devam edecek

12 Mart 2009

yapamadıklarım ve yaptıklarım


- kız tavlayamam... kızlara aşık olmakla alakalı bir sorunum yok da onları kendime aşık edemem... isterim ki ben hiç çaba sarf etmeyim ve onlar bana, benim onlara olduğum kadar aşık olsunlar... tabi dünyada hiç bir iş o kadar kolay değil...

- internet sayfası tasarlayamam... asp php bilmediğimden değil ama... bilmeye biliyorum da, işin görsel yanı yok mu, işte orda tısslıyorum... photoshop kullanamamam da buradan geliyor, resim de yapamam, teknik çizim de... bi yerel gazeteyle mesela hürriyet arasındaki görsel farkları anlamam mümkün değil.


olm keşke resim yapabilseydim... kalemlere bak ne ciciler

- kimseye ders veremem... mizaç olarak çabuk öğrenen biri olduğumdan, birileri benim kadar çabuk öğrenmeyince delleniyorum, dekmiği gömesim geliyo. yeğenlerime ders çalıştırırken boyuna dekmiği vuruyom zati... babalarıyla pazarlık ettim, ders çalıştırırım ama döverim dedim, döv dedi :))

- takımları çekip makamımda oturamam. sabah sekiz akşam beş... aktif bi hayat için değil de, nasıl desem... içinde bir şeyler eksik, mesela mal müdürü olmanın. olana saygım sonsuz bu arada.

- bi işi yapmaya başlamışsam kafaya takmadan duramam. bunun için de genellikle hiç bi işe başlamam. bundan ötürü beni tembel zannedenler olabilir, aslında ben çok çalışkan ve titiz olduğum için, kazara bi işi ciddiye alırsam kendime çok zarar veriyorum. bundan ötürü de hiç bir şeyi ciddiye almıyorum.

devam edecek

18 Aralık 2008

doktor korkuyorum


dohtur bey, o davuğu görünce bütün biskaalaajim bozuluyo...

hiç de kabarık olmayan listemiz kabarmaya devam ediyor... allah sonumuzu hayır getire...

- belediye otobüsü/metro gibi hedelerin biletlerini satmakla görevli asabi amcalar... bozuk param yok derseniz size amakakeru ryu no hirameki yapabilirler...

- hacettepe üniversite öğrenci işlerinde çalışan personelin yarısından acayip tırsıyorum... kimliğimi kaybettim diye bana kızan abiyi asla unutmıycam.

- görme yeteneğimi kaybetmek... tamam bu pis elektrik seviyesini aşıp saplantı başlangıcı mertebesinde değerlendirilebilir. ama şu da var ki, kitap okuyamaz ve anime izleyemezsem yaşamanın ne anlamı var...

- liselerin önünde bekleyen kocaman adamlar... gelmişin 25 yaşına, hala lisedeki 16'lık kızları kandırmaya uğraşıyosun... geleceğin hüseyin üzmez'leri böyle yetişiyor.

- amatör küme futbol takımı taraftarları... yani nedir abicim sizin işiniz "pursaklar goool goool goooooool" diye bağırarak deşarj olmayı deniyorsunuz ki?

- hayvan haklarını korumayı görev haline getirenler, başta da panter emel... kendisi çok yırtıcı bir insandır... seni beni de yırtar... hiç kimse bir hayvanı benden daha çok sevemez ama hayvan sevgisini fetiş haline getirmek de sağlıklı değil

- kola ve çay içilen kafelerle dersane kantinlerinde "piyasa" yapanlar... olm, bi seks için bu kadar alçaltmayın kendinizi lan!!!

- serdar ortaç! kabusum oldun be adam, her biri birbirinden daha kötü şarkılar yapma oskarını sana vermek lazım.

- kurtlar vadisi... daha doğrusu buradaki diyalogları gerçek hayatta da kullanmaya çalışanlar... olm bizim neslimiz "yaradılanı severim yaradandan ötürü" diyor, sen ramazanda iftar saatinden sonra adam öldüren birine özeniyorsun... çelişmesene be kendinle.

- veli küçük. adamın adı küçük ama türk basınındaki etkisi çok büyük. bi de hakkında 351455 tane iddia var ama hepsi iddia, hepsi şüphe... arkasında bu kadar iz bırakmayı başaran bi adamdan korkacaksın.

ben bu heriften korkmuyorum diyen yalan söyler aga
- benjamin linus!!! herif adayı taşıdı lan!!!

devam edecek.

Bunu Okumadan Geçmeyin

Bana inanmıyorsun bari korsana da inanma

Bilişim güvenliği uzmanı falan değilim. Bilgisayar mühendisi ya da programcısı da değilim. Hatta matematiği CB ile, mantığı (beşinci alışımd...

Blogun Kare Ası