Pek güdük olan Android versiyonunu oynayınca hayal kırıklığına uğradığım, gördüğüm ilk iOS'li alette emizlercesine başında kaldığım Plague Inc. adlı minik mi minik oyuncuktan, bilmem haberiniz var mı? Bu blogpost'un konvansiyonel anlamda bir oyun incelemesi değeri taşımasını beklemediğinden üslubunu da oraya kaydırmak gibi bir niyetim yok. Ancak 2,5 yıldır oyuncuların beğenisine sunulan bu oyundan sonra dünya genelinde, ölümcül risk taşıyan salgın hastalıklar konusunda bir algı artışı olduğunu da ifade etmeden geçmememiz gerektiği kanısındayım.
Bu algı artışını oyunla ilişkilendirmek gibi bir vesveseye kapılacak değilim. Algı artışına asıl sebep olanın, tedavisi bulunmamış bulaşıcı hastalıkların salgın oluşturma konusundaki "başarılarının" giderek artması geliyor. Son yıllarda domuz/kuş/keçi/kurbağa gripleri sayesinde (!!!) her kış insanlığımızı unutur olmuştuk. Bunlar yetmezmiş gibi bir türlü bitmek bilmeyen kene ölümleri de "Kene mi salgın var ahauhau" biçiminde şakalar yapmamızı mümkün kılmaya başlamıştı. Ancak 1,5 senedir gündemde yer işgal eden Ebola ve MERS salgını haberleri şakası yapılmayacak kadar ciddi bir hal almaya başlayınca ve özellikle de bölgemizdeki siyasi durum kitleleri birbiriyle sıhatsiz koşullarda temasa zorlar bir hüviyete bürünmüşken, salgınlar konusunda farkındalık yaratılmış olması için biraz geç kalmış olabileceğimiz hissine kapıldığımı itiraf etmeliyim.
Gaia Teorisi denen şeyi, bilmiyorum duydunuz mu. Aslında bu Gaia Teorisi tam bir gayya kuyusudur da (espri gibi değil gibi) kısaca özetlemekte yine de fayda görüyorum: Bir ekosistemde (burada söz konusu dünya olduğu için esasında biyosferin tamamında) varlığını sürdüren ve çevresindeki inorganik materyallerle etkileşimi sürdürmesi ve iletişimin derinliğini arttırması mümkün olan her organik varlık, önünde ya da sonunda organik/inorgarnik materyal dengesinde düzensizliğe sebep olacağı için, ekosistem tarafından elenmeye tabi tutulmak zorunda kalacaktır; bu elemenin sonunda da ekosistem kararlı yapsını muhafaza etmeye devam edebilir hale gelecektir.
Aslında bu genelleyici tutum, teoriye haksızlık edecek kadar özet oldu, vakti olan interneti biraz karıştırsın. Ama daha da özet geç diyen varsa şöyle özetlemek de mümkün: İnsan kainatın dengesini, kendi çıkarına olacak biçimde bozmaya devam ederse, kainat bu dengeyi yeniden kurmak için her yolu deneyecektir. Teorisyenlere göre astral/astronomik olayların hatta doğal afetlerin bile bununla bir ilgisi olduğunu düşünmekten başka çare yok. Biyopsikososyal çerçeveden bakacak olursak, siyasi anlaşmazlıklar ve toplumsal olayları dahi bu kategoriye sokabiliriz belki de...
Mevzuu ilgi çekici gelmiş olabilir çoğunuza ama, Plague INC ne ayak o zaman? Şuradan bu mülahazaya ulaştım; oyunda çeşitli stratejilerle bir hastalığı bulaşıcı ve ölümcül bir hale getirip bütün insanlığı yok etmeye uğraşıyoruz. Bunu yapmak için izlenecek türlü yoldan birisi de, öncelikle hastalığı mümkün olan en bulaşıcı seviyeye getirip bütün insanları, geride tek bir kişi kalamaya kadar infekte etmek, sonra da aniden ölümcül semptomlar ekleyip kısa sürede bütün insanları öldürmek. Doğru oynarsanız günlük leşinizi 100 milyonlarla ifade edebilecek bir seviyeye çıkarabilmek mümkün yani.
Bu stratejiyle oyunu oynadıktan sonra şunu çok daha iyi anladığımı itiraf etmeliyim; MERS ya da Ebola olmayacak belki ama insanoğlunun kainata verdiği (ve vermeye devam ettiği) zararı tanzim etmek için, kainatın sıradığı bir karşı koyma strateji geliştirmesini beklemek çok büyük yanılgı olmayacak. Ve belki de, çoktan böyle bir hastalık, hiç bir uyarı vermeden hepimize bulaşmaya başlamıştır. Ve yine belki de, kısa süre içinde yüzer milyon insanı aynı günde nezleden öldürecek salgınlarla karşılabiliriz!
Komplo teorisi gibi gelmesin, çünkü ben bunu, böyle bir sonu, hak ettiğimize inanıyorum!!
oyun etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
oyun etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
16 Kasım 2014
03 Mart 2014
İnternet sansürü ve toplumsal buharlaşma
Toplum modellerinin birini diğerine tercih etmek zorunda kaldığımız devinim eşikleri yaşıyoruz. Daha doğrusu her müstakil insan topluluğu artık bu eşikleri öyle sık yaşar hale geldi ki, bu fenomen giderek küresel bir hal alıyor ve toplumların yaşadığı bu devrimler, tıpkı bir arada yaşayan kadınların menstürasyon döngülerinin senkronize olmaya başlaması gibi, bağımsız ve müşahhas karakterlerine rağmen sadece aynı anda yaşanıyor olmalarıyla bile senkoronizelermiş izlenimi yaratmaya yetiyor.
Benim bütünüyle kavradığımı iddia edemeyeceğim şey bu izlenimin sahici olup olmadığı; hakikaten bir tür "küresel uyum" mu göstermeye başladık yoksa bu değişimlerin birbirini (tetiklemesi değilse bile en azından) takip etmeye başlaması bir tesadüf mü... Cevabını nerede arayacağımızı bilmediğimiz için kendimize sormaktan korktuğumuz bir soru... Ya da "Tüm bu eş zamanlı devrimlerin sorumlusu küresel çıkarları için hareket eden güç odaklarıdır" gibi bir kestirmecilikle suçu "herhangi bir şey lobisine" atmak mı daha doğru bir tutum olur...
Kafalar karıştı mı? Güzel, çünkü belki de cevabı kafa karışıklığını dindirmek için sıkça baş vurduğumuz "vakit öldürücülerden" birinden bulmuş olabilirim:
Sid Meier's Alpha Centauri, uzay temalı bir strateji oyunu. 1998 yapımı oyunu gog.com'dan dijital olarak sipariş edebilirsiniz... Sadece yukarıdaki alıntı değil, hem kurgusal hem de felsefe/edebiyat tarihinin köşe taşı olan kitaplardan yapılmış yüzlerce alıntıdan biri tesadüfen aradığınız cevapları verebilir size...
Notlar:
[1] Çeviri bana aittir, videoda da duyabileceğiniz orijinal metin için SMAC'nin Wikiqute sayfasınıdaki "Planteary Transit System" bölümünü ziyaret edin
Benim bütünüyle kavradığımı iddia edemeyeceğim şey bu izlenimin sahici olup olmadığı; hakikaten bir tür "küresel uyum" mu göstermeye başladık yoksa bu değişimlerin birbirini (tetiklemesi değilse bile en azından) takip etmeye başlaması bir tesadüf mü... Cevabını nerede arayacağımızı bilmediğimiz için kendimize sormaktan korktuğumuz bir soru... Ya da "Tüm bu eş zamanlı devrimlerin sorumlusu küresel çıkarları için hareket eden güç odaklarıdır" gibi bir kestirmecilikle suçu "herhangi bir şey lobisine" atmak mı daha doğru bir tutum olur...
Kafalar karıştı mı? Güzel, çünkü belki de cevabı kafa karışıklığını dindirmek için sıkça baş vurduğumuz "vakit öldürücülerden" birinden bulmuş olabilirim:
Mesafeler yok olup insanlar özgürce bir yerden başka bir yere akabildikte, toplum psikolojik bir ısı eşiğini aşarak bir hal değişimi yaşayacak. Artık katı ya da sıvı değil, bir gaz halini alacak ve müsait olan her boşluğu dolduracak şekilde genleşeceğiz. Ve tıpkı gazlar gibi zaptedilmemiz de kolay olmayacak. [1]
Notlar:
[1] Çeviri bana aittir, videoda da duyabileceğiniz orijinal metin için SMAC'nin Wikiqute sayfasınıdaki "Planteary Transit System" bölümünü ziyaret edin
27 Nisan 2013
Bir hatıra defteri olarak Blog
Bence "before-after" fotoğrafı, Mel Gibson'ın kendine yakışanı giymesidir...
Yeni nesil Football Manager oyunuyla ilgili 2-3 kelime karalayacaktım. Eski FM yazılarını bir gözden geçireyim dedim... Eski yazılardan biriyle aynı sayfada yer alan ve diyet istikrarımla ilgili yazdığım şu yazıyı görünce nostaljik hislere kapıldım. Kilo 103 iken hedef 95 miş.. Doğrusu çok düşük tutmuşum beklentilerimi. Ama bu kadarını ben de bilemezdim.
Diyete ilk başladığımda 140 kiloydum. Ufak tefek 3 insan çıkar! İlk kez 120 kilonun altına indiğimde nasıl sevindiğimi hatırlıyorum... Ve ailemin "Eridin bittin, kuşa döndün Serhat" diyerek şaşırmalarını...
Sonraları hedefimi 99 diye belirlediğimi anımsıyorum... Hani 3 basamaklardan 2 basamaklara inip siz normal insanların arasına karışırım belki diye... Ama arada BMI tablolarına da bakıyordum elbette. 23 BMI için 75-80 arası rakamlar olması gerektiğini öğrenince de tersine bir gülme almıştı, "Ya 80 kilo erkek mi olur ahahah" diye...
Bugün baskülde gördüğüm
01 Ekim 2012
Serhat cebindeki 20 doların tamamıyla bir oyun alır
Başlık sizi aldatmasın, konumuz bir matematik problemi değil. Runic Games sağolsun, Diablo 3 çıktıktan sonra bile yeni nesil ve Diablo 2'ye çok benzeyen bir "Hack and Slash" oynamak isteyenler için süper bir alternatif olarak Torchlight 2'yi geçtiğimiz hafta satışa çıkardı.
Diablo 3'ten farklı olarak "full stats build" yapmaya izin veren Torchlight 2, bu özelliğiyle yeni nesil oyunlar içinde eski türe en bağlı olanlardan. Üstelik korsanla mücadelede DRM'nin bile bir adım ötesine giderek oyunlarından single player seçeneklerini yavaş yavaş çıkaran Blizzard'ın Diablo 3'te de tercih ettiğinden farklı olarak hem single player hem de LAN desteği var.
Runic Games düşük bütçeli bir proje yürüttüğünden, bazı yazılım hataları göze çarpacaktır ancak uzun süren bir beta sürecinin sonunda piyasaya çıktığı için denge sorunları şaşırtıcı ölçüde az.
Satın almak isteyenler için steam adresi: http://store.steampowered.com/app/200710/
Not: Unutmayın, Steam sık sık dönemsel indirimler yapıyor, bu yüzden Steam'i düzenli olarak takip ederseniz belki oyunu 20 doların altında bir fiyata da alabilirsiniz! (edit 20 Şubat 2013 // 1835)
Diablo 3'ten farklı olarak "full stats build" yapmaya izin veren Torchlight 2, bu özelliğiyle yeni nesil oyunlar içinde eski türe en bağlı olanlardan. Üstelik korsanla mücadelede DRM'nin bile bir adım ötesine giderek oyunlarından single player seçeneklerini yavaş yavaş çıkaran Blizzard'ın Diablo 3'te de tercih ettiğinden farklı olarak hem single player hem de LAN desteği var.
Runic Games düşük bütçeli bir proje yürüttüğünden, bazı yazılım hataları göze çarpacaktır ancak uzun süren bir beta sürecinin sonunda piyasaya çıktığı için denge sorunları şaşırtıcı ölçüde az.
Satın almak isteyenler için steam adresi: http://store.steampowered.com/app/200710/
Not: Unutmayın, Steam sık sık dönemsel indirimler yapıyor, bu yüzden Steam'i düzenli olarak takip ederseniz belki oyunu 20 doların altında bir fiyata da alabilirsiniz! (edit 20 Şubat 2013 // 1835)
24 Ocak 2010
Poker ocak söndürür, oynamayın, oynatmayın

Kanka itiraf et, sen de all-in gitmez miydin şu vaziyette...
PokerTH çok eğlenceli bir yazılım, açık kaynak Texas pokeri programı. Freenode ve kendi açık sunucuları üzerinden internet üzerinden, tamamen ücretsiz poker oynamanın keyfini yaşatıyor. Üstelik short-stack/long-stack ayrımı yapabilen ve zayıf da olsa bölf de yapan yapay-zeka seçeneği de var.
Akşamları poker oynamayı ben de seviyorum, üstelik işin ucunda para yoksa deliler gibi rest çekmek, blöf yapmak da eğlenceli oluyor. Ama geçen gün öyle bir oyun oynadım ki bir daha parasız da olsa madalya da taksalar poker oynar mıyım bilmiyorum.
Elden iki siyah bacağım var. Flop'tan önce fişlerin yarısını oyuna sürdüm, heads-up olarak short-stack oynarken biraz riskli bir bahis ama çift siyah diyorum arkadaş... Flop'ta biri As olmak üzere 3 sinek açılınca seriye tek sinek kaldı, rakibin beni geçmesi için tek şansı ya sinek papaz ya sinek kızı olacak, diyordum ki, pot bir anda reste döndü...
En iyisi size tam oyun dökümünü vereyim.
Game:1 | Hand: 45
Aces bets $1750
Polar-Bear checks $1750
---Flop --- [3c, 9c, Ac]
Polar-Bear is all in with $1650
Aces checks $1650
Polar-Bear shows [Jc, Js]
Aces shows [Qc, 6d]
--- Turn --- [3c, 9c, Ac, 6c]
--- River --- [3c, 9c, Ac, 6c, Kc]
Polar-Bear has "Flush, Ace high, third card Jack"
Aces has "Flush, Ace high, third card Queen"
Aces wins $6800
Polar-Bear sits out
Aces wins table
Gördüğünüz gibi, Texas pokerini doğru oynasanız bile çoluğun çocuğun rızkını masada bırakma riskiniz var. Onun için oynamayın, oynatmayın, oynayanı dövün! Cidden, çakın iki tokat pezevengin suratına!!
30 Aralık 2009
Tek eğlencem Kasımpaşa ile durmak yok yola devam

Şampiyonluk yarışına katılmak gibi bir niyetim yok zaten...
Kompüterin akordunun bozulması hasebiyle takındığım agresif durumdan ötürü FM oynamayaz olmuşken, kaplumbağalığımızı tescilleyen "Gurur geceleri"ni takiben vakit geçirme aracı olarak yine FM'nin kapısını arşınlamakatan hiç utanmayacağımızı anlamıştık.
Ellerimiz çamur içindeydi, zemin ağırdı, rüzgar rakipten yanaydı falan, ama FM'de eğlenceye sınır yoktu. Bir ara futbol ile FM arasındaki farkı da masaya yatırmakta fayda, neden senede sadece 2-3 futbol maçı izlediğim halde en az 5-6 save ile farklı FM maceralarının peşinden koştuğumu sorgulamalıyım.
Oyun değişkenleri
Oyunu aylık periyotlarla oynayıp güncellemeler yazıyordum ama bu tempo yorucu ve kafa karıştırıcı. Tam hızımı almışken durup bir önceki ay üstünde düşünmeme sebep olan yazılar yazdığımda önümdeki aya güvenle bakamıyorum.
Kısa aralıklar yazdığım zaman ne okunma zevki veren bir yazı çıkıyor, ne de oynama zevki veren bir oyun. Bu yüzden, oyunuda önemli gördüğüm bazı barajları aştığımda
güncelleme mahiyetinde yazılar yazarak hem kendimi hem sizi eğlendirmeyi planlıyorum.
Ayrıca hem oynadığım maçları, hem fikstürün ileriki aşamarlındaki maçları tek tek değerlendirmek de gereksiz yorucu bir efor. İlgisini çekenler yazı sonuna yorum yazarlarsa belki bir şeyler düşünürüm...
Takımın durumu
Kasımpaşa'nın 2009/11 ve 2009/12 lig karnesinin 2-1-1 olması neşeli bir durum değil. Galibiyetlerinse puan durumu açısından rakip konumda olmayan takımlardan alınması rahatsız edici. Bir galibiyet alt sıra takımlarından bir galibiyet şampiyonluk favorilerinden... Böyle dengesiz bir takım olur mu allah aşkına?
Bunlar da yetmezmiş gibi sıralama açısından adeta kavga ettiğimiz takımların karşısında gol atmakta bile zorlandık. Üstelik hazırlık maçı bile yapmıştık. Olmaz olsun öyle hazırlık.
Kasımpaşa Spor Kulübü A.Ş.
8th: 6/3/7 (21p)
Şunu açık seçik ifade edeyim, sıralamada beklentilerimi tam karşılayan bir yerde olsak bile galibiyet sayımın mağlubiyet sayımdan fazla olması beni deli ediyor. Kaybettiğim bazı takımlara bakıyorum da... İntiharı düşündüğüm zamanlar oluyor. (Ölürsem save'imi Ömer'e değil Burak'a bırakıyorum... Ne zamandır FM oynamıyordu çocuk, bahane olur... Ömer'e de üçün birini bırakıyorum)
Maçların değerlendirilmesi
Bu periyotta sıralamada rakibim olabilecek bazı takımlara verdiğim puanların yanı sıra sahadan istediğimi alabildiğim maçları da sığdırdım. Tabi araya bir Cimbom galibiyeti ile Fener'den yediğim 9 gol de kaçtı ama onlar çeşni. Onları görmezden gelin. Yokmuş gibi davranın onlara...
4.10.2009 // Denizlispor 4 Kasımpaşa 2
Denizli hasarsız gidiyor. Ama oynayarak değil, şansla. Yazık oldu 3 puana.
18.10.2009 // Kasımpaşa 2 Gaziantepspor 0
Emekliler çuvalladı. 60 dakika oynayan Cenk İlker (6,8) sadece 4,6 km koştu. Petr Pavlik'in (9,0) duran toptan attığı iki kafa golüyle puanı kurtardım.
24.10.2009 // Eskişehirspor 3 Kasımpaşa 1
Koray Avcı (6,8) ve Pavlik (6,8) adamlarını kaçırdı, Petr Bolek de (5,0) topu elinden kaçırdı. Üç puan beklerken tabelada 3 gol gördüm.
28.10.2009 // Kasımpaşa 2 Konyaspor 0
31.10.2009 Fenerbahçe 9 Kasımpaşa 3
Bu maçın değerlendirmesini bir sonraki entry'ye sakladım... Adeta ayrı bir hikaye...
08.11.2009 // Kasımpaşa 5 Bursaspor 0
Fenerbahçe'den yediğimiz 9 golden sonra averajı düzelttiğimiz bir maç oldu. Keller'in Andre Moritz'e attığı 60m.'lik enfes gol pası görülmeye değerdi. Boukhari katkı yapmaya başladı.
22.11.2009 // Diyarbakır 2 Kasımpaşa 1
Yükselme potasında kalmak isteyen Diyarbakır benden istediğini aldı. 8'er km koşan Keller (7,4) ve Moritz (6,8) kanatları taşıyor ama ön ve arkalarından daha çok destek almalılar. Boukhari alternatif olmak zorunda.
29.11.2009 // Kasımpaşa 0 Ankaragücü 2
Moritz doğrudan katkı yapmazsa başarılı olamıyorum. Solda Sancak sağda Ali Güneş şaşırtıcı olumlu katkılar yapıyor. Boukhari de düzgün oynarsa takım düzelir.
13.12.2009 // Trabzonspor 2 Kasımpaşa 2
Rakip birden çift forvete dönünce savunma kurgusu dağıldı. Yoksa o iki golü yemezdim. Boukhari sağ kanatta oynadı (6,8)
20.12.2009 // Kasımpaşa 2 Galatasaray 1
Cimbom'a noel hediyesi xD Taktik yönetimi çok zor olmuş. Müdahale etmeyip takımın maçı kendi kendine çevirmesini izlemek daha kolay. Gökhan Güleç (7,5) ve Azer Karadaş (7,4) iyi oynadı. Boukhari yine sağda.
23.12.2009 // Kasımpaşa 3 Fenerbahçe 3
Kupaya moralli başladım. Topuz olmasa 9-3'ün rövanşını almış olacaktım. Ruiz forvette oynayıp (7,9) bir gol attı, Boukhari de sağa alıştı (7,3).
28 Kasım 2009
Menajer gönderen takımın sanal maceraları
Bir Ağustos sonuçlarına bak bir de eylül... İstikrar şart!
Gerçek Kasımpaşa, önce Trabzonspor sonra Fenerbahçe'yi yenerek son haftalarda büyük sükse yaptı. Moritz de yakında büyük takımlardan birisinin yolcusu olur gibi geliyor bana. Bu işlere daha çok Demirören ve Aziz Yıldırım meraklı. Neyse...
Gerçek Kasımpaşa'nın aksine, ben lige hızlı girip sonradan duruldum. İlk ayda büyük başarı yakaladıysam da ikinci ayın zorlu fikstürü beni yere serdi. Bu ay oynadığım üç maçta 1W/1D/1L istatistiği yakaladım ve sadece 4 puan alabildim. Yine de kaybettiğim takımın Beşiktaş olduğunun altını çiziyorum!
2009/9/13
Kasımpaşa: 3 Gençlerbirliği: 2
Güçlükle çevirdiğim bir maç oldu. Çok fazla söylenecek bir şey yok, kazanmış olmayı ben şansımın yave gitmesine bağlıyorum. Kayda değer bir oyun olmadı iki takım için de ama bol gol vardı. Orta sıralardaki rakiplerimden olan Gençler'e evde puan kaptırmamış olduk en azından.
2009/9/19
Beşiktaş: 3 Kasımpaşa: 0
Kadro belli, bütçe belli, durum belli; velhasıl skor da belli! Eğri oturup dorğu konuşalım, deplasmanda son şampiyona karşı oynayan yeni küme atlamış bir takımın kaybetmesi olağan bir durum. Üzücü olan, takımın sahada bir şey sergileyemeyen, olumsuz görüntü çizmesi... Yeni taktik sistemine alışamadığımdan maçlara müdahale etmekte güçlük çekiyorum. Yaptığım hamleler ya işe yaramıyor ya da ters tepiyor. Büyük takımlara karşı yitirilen puanlar önemli değil ama sıralamada rakibim olacak takımlar için büyük handikap.
2009/9/27
Kasımpaşa: 1 Antalyaspor: 1
İşte o handikaplardan biri. Hazırlık maçlarında forvette denediğim Azar Karadaş'ın bu sezon attığı ilk gol, birinci yarıdaki penaltı golüydü. Onun haricinde sadece solda Moritz biraz varlık gösterdi, takım oynamaya istekli değil. Bu durumun geçici olmasını umuyorum. Rotasyonda Fatih Akyel'e şans verdim. Bu maçta sağ bekte 6,5 puanla oynadı. Martin Baran da o puanı alabildiğine göre yola onunla devam etmek mantıklı.
Gökçek'in son harikası Ankaraspor'un durumu FM'ye yansıtılmadıkça TSL oynamanın keyfi yerine gelmez.
Kasımpaşaspor Kulübü A.Ş.
9th: 3W/2D/2L, 13 p.
Sıralamada 5 basamak birden kaybetmek hoş değil ama Denizlispor'un gerçekçi olmayan galibiyet sayısı, zorlanan Antalya karşısında da futbol adına bir şey oynamamış olmanın sonucu bu işte. Hayıflanmam yersiz, 9 puanın 5'ini kaybettim, 4'ünü kazanabildim. Yani başarı oranım %45. Bu rakam her şeyi açıklıyor, bu ay büyük başarısızlık yaşadım.
Oyuncu performanslarına gelirsek... Emeklilik bekleyenlere bu ay şans tanıyayım dedim ama hayal kırıklığına da uğradım. UEFA Şampiyonluğu olan, Avrupa görmüş Fatih Akyel resmen mızmız. TSL'nin kurdu Cenk İşler'in takıma faydası yok! Murat Erdoğan, Ali Güneş... Off içim karardı!! Bu arkadaşları takıma doldurursan sonuçlarına da katlanırsın. Fatih ve Ali Güneş varken sağ tarafı Christian Keller ve Martin Baran ile oynatma ihtiyacı duyuyorsam durumun vahametini siz anlayın.
Bu ay böyle geçti. Gelecek ay neler olacak derseniz, işte 10/2009 programı:
Bu ay böyle geçti. Gelecek ay neler olacak derseniz, işte 10/2009 programı:
2009/10/4 - Denizli (D)
Denizli lige fırtına gibi girdi, aynı biçimde de devam ediyor. Olaylarını çözmek için bir iki maçlarını izledim ama kayda değer bir izlenim edinemedim. Yeni taktik sisteminin maça etkilerini okumakta hala güçlük çekiyorum. Allah sonumu hayır etsin. Beklenti: 1 p.
2009/10/18 - Gaziantepspor
İçeride çok puanlar verdik. Rakip konumdaki Antep'i muhakkak yenmeliyim. Şansıma, şimdiye kadar tek galibiyet alabildiler. Ama bu formsuzlukları benim maçta tersine dönerse ben de başaşağı gitmeye başlarım demektir. Tam da "Telafisi yok" türünden! Beklenti: 3 p.
2009/10/24 - Eskişehirspor (D)
Gerçekte Eskişehir gayet iyi gidiyor, oyundaysa dipteler. Deplasman olmasaydı kolay maç derdim ama puan yitirirsek bile fazla sallanmamış oluruz. Yine de buraya kadar kaybettiğim puanları telafi etmek için, şüpheli Denizli ve Antep maçlarında oluşacak kazaların yaralarını sarmak için tek yol kazanmak. Beklenti: 3 p.
2009/10/28 - Konyaspor (Kupa)
Çok önemli bir Fener maçı öncesi, 1 haftada 3 maç oynayacağım. Birisi de telafisi olmayan kupa maçı. Allahtan rakip Konya. Tamam, sağlam pabuç değiller ama, mutlak favori olduğum bir maç olacak. Mazeretim yok. Beklenti: 1 p.
2009/10/30 - Fenerbahçe (D)
Kasımpaşa'nın gerçekte Fener'e Kadıköy'de 3 atması sizi aldatmasın. Asıl rakibim Fener değil, dahası bundan önceki maçlarda çok zorlanacağım garanti. Yorgun argın Fener deplasmanında bırakın puanı, tabelayı bile düşünmüyorum. Beklenti: 0 p.
25 Kasım 2009
Steam'in açtığı kapıdan girenler: Runic Games

Runic Games, başarılı bir satış yakalarsa Torchlight'in MMO'sunu da yapacak... Herkes Steam'e hücum etsin lütfen...
Oyun fenomeni Half-Life'ı Sierra ve küresel dağıtıcısı Vivendi ile birlikte yaratan Valve'in desteğiyle kurulan ve ilk aşamada ikinci nesil Valve oyunlarının dağıtımı için kurulsa da daha sonra bir çok firmaya online dağıtım hizmeti veren Steam, bağımsız geliştiriciler ve küçük bütçeli yapımcıların da göz bebeği oldu.
Steam'in ilk başarısının hangisi olduğunu belirlemek zor. Ancak en büyük başarıyı Braid'in sağladığını söylemek haksızlık olmaz. Bir çok bağımsız geliştirici projelerini tanıtmak için kırk takla atarken, Braid Steam sayesinde hem büyük bir dağıtım alanı ve pazar buldu hem de rakipleriyle karşılaştırılamayacak bir reklam macerası. Steam'in Braid'i doğurduğunu söylemek abartı olmaz.
Steam'in ilk başarısının hangisi olduğunu belirlemek zor. Ancak en büyük başarıyı Braid'in sağladığını söylemek haksızlık olmaz. Bir çok bağımsız geliştirici projelerini tanıtmak için kırk takla atarken, Braid Steam sayesinde hem büyük bir dağıtım alanı ve pazar buldu hem de rakipleriyle karşılaştırılamayacak bir reklam macerası. Steam'in Braid'i doğurduğunu söylemek abartı olmaz.
Yeni oyuncular
Bu kapıdan giren bir diğer firma da Runic Games oldu. Mobbing midir, ilkesel anlaşmazlıklar mıdır, yoksa Vivendi-Activision ekseninde bir gidip gelmek midir bilinmez, Blizzard'ın yaratıcı ekibinin en önemli elemanları uzun süre önce şirketten ayrılarak Flagship Studios adında bir firma kurmuş, bangır bangır reklamını yaptıkları "Diablo killer" projeleri Hellgate London ile çuvallayınca da iflas etmişlerdi. Flagship'in sancaktarı Bill Ropper kendisine çuvallayacak başka işler buldu, ama Blizz-North'un yaratıcı ekibinden olan ve Flagship'in de emekçileri arasında yer alan çekirdek kadro bir araya gelerek Runic Games'i kurdu ve kendi projelerini üretmeye başladılar.
Pek ses getirmeyen Fate ve telif kavgasına kurban giden Mythos'dan sonra, sessiz sedasız çalışmalarını sürdüren Runic, Steam ile gücüne güç kattı ve yeni oyunları Torchlight'ı Steam üzerinden, hem de 20$ barajında dağıtarak benzeri görülmemiş bir satış başarısına ulaştı.
Üstelik baştan ayağa "Diablo-killer" olan oyun hakkında bir kez bile bu yönde tanıtım yapmadıkları gibi, forumlarda kullandıkları tanımlama ""Diablo-tribute" oldu. Görünüşe göre Hellgate'i çuvallatan gerçekten de Ropper'ın kompleksiymiş, kim tahmin edebilirdi ki (ben?!).
Eski alışkanlıklar
Üstelik baştan ayağa "Diablo-killer" olan oyun hakkında bir kez bile bu yönde tanıtım yapmadıkları gibi, forumlarda kullandıkları tanımlama ""Diablo-tribute" oldu. Görünüşe göre Hellgate'i çuvallatan gerçekten de Ropper'ın kompleksiymiş, kim tahmin edebilirdi ki (ben?!).
Eski alışkanlıklar
Runic, yepyeni hit oyunun bir editörünü de yayınladı ve fanatikler şimdiden mod işine giriştiler bile. Bu da eski Blizzard'ın ve Bethesda gibi oyuncu dostu firmaların takındığı yapıcı tavıra benziyor; ouncu oyunu satın aldıktan sonra üstünde her türlü hakka sahip olabiliyor ve yapımcı bu haklar üzerinde kontrol sahibi olmayı talep etmiyor. WOW'u geçtim ama bilhassa SC2 ve D3 için yeni nesil bir Battle.net geliştiren Blizzard'a ders olsun.
Bana öyle geliyor ki, oyunlarını yaratırken dağıtımcıların tuhaf pazarlama planları çerçevesinde eğilip bükülmekten rahatsız olan Valve'in başlattığı Steam projesi de en çok Runic Games gibi oyunsever profesyonellerin işine yarıyor.
Bana öyle geliyor ki, oyunlarını yaratırken dağıtımcıların tuhaf pazarlama planları çerçevesinde eğilip bükülmekten rahatsız olan Valve'in başlattığı Steam projesi de en çok Runic Games gibi oyunsever profesyonellerin işine yarıyor.
Honors even at Recep Tayyip Erdoğan
İlk ayın performansı ilişikte sunulmuştur...
Football Manager 2010'a ilk bakışı attığım yazımda, bir yurdum klasiği olan "Muhitten çıkan mehşuru sahiplenme" hadisenin doruğuna çıkan, Kasımpaşalı Başbakan'ın adının verildiği stadından ötürü Kasımpaşa'yı oynamayı tercih ettiğime değinmiştim.
Bana öyle geliyor ki, daha önce Blyth için yaptığım bir kariyer yazısı denemesini bu kez de Kasımpaşa için yapsam, keyifli bir okuma macerası yaratabilirim sizler için. Bundan ötürü, oyunun bilgisayarıma yaptığı her türlü kastırmaya rağmen ısrarla devam ettiğim Kasımpaşa maceramdan kesitleri sunuyorum
Kadro değerlendirmesi
Amcamlar yeni/eski Türkiye yıldızlarıyla adı sanı duyulmamış yabancıları bir araya toplayıp berbat bir takım kurmuşlar. Maaşallah Ali Güneş'inden Fatih Akyel'ine, Koray Avcısı'ndan Murat Erdoğan'ına, İstanbul takımlarının bütün döküntüleri Kasımpaşa'da... Hepsiyle sezon başında sözleşme yenilendiği için ne satabiliyorsunuz, ne sözleşme feshedebiliyorsunuz. Kasada para yok, kovamıyorsunuz da... Mecbur bu arkadaşlarla oynanacak!
Fena randıman alamadıklarımız da var. Nourdin Boukhari, (Buhari), Andre Mouritz gibi yabancılar TSL seviyesinde hatta zaman zaman üstünde oyuncular. Maaş aralıkları da 3000-5000£ seviyesinde, yani elinizde tutmaktan zarar gelmez. Ancak diğer yabancıları ve yaşı kemale ermiş Türk oyuncuları bir şekilde göndermeden uzun lig maratonunu tamamlamak mümkün olmayabilir.
Kasımpaşa Spor Kulübü
Media prediction: Relegation candidate
4th: 2W/1D/1L, 7 pts.
Gördüğünüz gibi beklentilerin üstünde bir performansla lige giriş yaptım. Deplasman iç saha ayırt etmeksizin önüme gelene gol attım. Ligin ilk ayında toplanabilecek puanlarda 7/11 yaparak sıralamada yukarıları zorlayacağımı kanıtlamış oldum. Maç maç performansa bakarak değerlendirmeyi detaylandıralım
2009/08/08
Kasımpaşa: 4 Büyükşehir Bld.:0
Lige başlamak için ne güzel bir yol. Maçtan önce rakip antrenör "Pısaaa Serhat kimmiş" deyince gördü hoşafın suyunu! Takımı, sezon boyu oynatmayı planladığım 4-4-2'den farklı olarak 3-6-1 ile sahaya sürdüm ve takımın gol bölgesine kolayca geçebildiğini ama pozisyona giremediğini görünce asıl taktiğim olan 4-4-2'ye döndüm. Skor kendiliğinden geldi. Gökhan Güleç 2 golle yıldızlaştı.
2009/08/16
Sivasspor:2 Kasımpaşa:1
Gerçeğin aksine Sivas oyuna geçen iki yıldaki performansını aratmayacak biçimde başladı ve içeride puan kaybetmedi. İlk kurbanları da ben oldum. 4-4-2'nin oturmaya başlamasıyla derli toplu bir görünüm sergilediysek de, penaltıdan Gökhan Güleç'in attığı gol olmasa tabelada adım yer almayacaktı. Oyuna gelecek bir patch ile Sivasın gerçekte olduğu gibi dibi görmesini diliyorum.
2009/08/22
Kasımpaşa: 2 Kayserispor:2
İki defa geriye düştüğüm bir maçta, istikrarlı rakibimden 1 puan almayı yeterli görüyorum, malum kadro berbat! Bu kadroya ısrarla 4-4-2 oynattığımdan, orta sahada sık sık zorlanıyorum ama tek forvete inersem de takım pozisyona girmiyor. Bunun için orta alanı hızlı geçtiğim ve göbek yerine kanatları kullandığım "Ada Futbolu v1" taktiğimin FM10 için revize edilmiş halini kullanıyorum şimdilik. Sanırım sezon içinde taktik oturacak, takım da alışacak ve Kayseri bile olsa içeride bu kadar kolay puan vermeyeceğim.
2009/08/30
Manisaspor: 2 Kasımpaşa: 3
Deplasmanda erken bir golle öne geçtikten sonra oyundan silinip tekrar mağlup duruma geçerseniz ne yaparsınız? Takıma müdahale edersiniz değil mi? Ama elimde müdahale edecek bir kadro olmadığındandan büyük bir değişiklik yapamadım ve sadece Touchline ayarlarıyla maça müdahale etmeye çalıştım. Şaşırtıcı bir sonuç verdi, Gökhan Güleç ve Diego Ruiz'in golleriyle maçı son anda çevirerek deplasmandan 3 puan almayı başardım.
22 Kasım 2009
Eski alışkanlıklara veda: Yenilenen yüzüyle Football Manager 2010

Sports Interactive kutulu fiyat olarak 90 TL belirlemiş.
Bize yine torrent yolları göründü desene...
Bize yine torrent yolları göründü desene...
Football Manager 2009 son dönemde oynadığım en iyi spor oyunuydu. FM8 ile çokça vakit geçirdiğimden uzun süre serinin en iyi oyunu olarak onu görmüştüm. Ama FM9'daki 3D hadisesinin başarıyla kotarılması düşüncelerimi kökünden değiştirmişti.
FM10 piyasaya çıkalı 1 ay, torrent'e düşeli 1,5 ay, bilgisayarıma kurulalı 15 gün oluyor. Bu süre içerisinde sağlam bir gözlem edinecek kadar yeni oyunu oynamayı umuyordum. Araya Ankara işi girdi, ama görünen o ki girmeseydi bile hedefime ulaşamayacaktım. Çünkü FM10'da bir tuhaflık var.
Yenilikler
Öncelikle arayüz tamamen yenilenmiş. Yeni arayüzü sunan standart tema (Skin... Theme... nasıl çeviricez bu arkadaşı Türkçe'ye xD) beyaz ağırlıklı. Ancak şurası bir gerçek ki bu beyaz tema, gözü fena zorluyor.
Tema'yı geçtim. Arayüzde, tek bir ekrana birden çok seçenek sığdırma anlayışı benimsenmiş. Tam kotarılamadığı için başarısız olmuş. Aradığınızı bulmakta zorlanıyorsunuz. Eskiden şakadak bastığınız düğmeler de yeni eklenen sekmeler altında gizlenmiş, sıklıkla kullandığınız bazı seçeneklere ulaşmak zorlaşmış yani.
Yeni arayüzün tadını çıkarmak için koyu reknli temalara yönelmenizi tavsiye ediyorum. Standar dark tema bile işe yarıyor. Yine de ben sanki FM9'un eski gri/yeşil/mavi ağırlıklı temasını özledim gibi. (Arayüze öyle ya da böyle alışırız)
Beğenmediklerim
Oyunla ilgili bir serzenişim ise, programcıların savrukluğuna olacak. FM9'da bile 3D motoru sistemimi zorlamıyor, tıkır tıkır işliyordu. Her yerde "Tüm porgram kodu elden geçirildiği için artık sistem daha hızlı işleyecek" demişler, bunu teyit eden kullanıcı yorumları da var. Fakat bunların "Elden geçti" dediği, ekran kartının belleğine daha çok yüklenmekten ibaretmiş. Oyunu bir süre oynayınca muhakkak vista'nın baş ağrıtan igfx hatasını veriyor. Sorun Vista'da değil, ekran kartının tümeleşik olması yani sistem belleğini paylaşmasında. Kısaca, 1GB bellek hem oyuna hem grafiklere yetmiyor. Ama işin içine Vista girince, bu durumdan kaynaklanan aksaklık bütün bilgisayarı dağıtıyor.
Gayet güzel olmuş lan
Bunun haricinde, oyuna eklenen yenilikleri çok beğendim. Yeni teknik ve istatistik analiz sistemi, maç toplantısı, kulübeden takıma müdahale etmek, oyuncu değişikliklerinde anında team talk verebilmek... Kısaca oyuna getirilen yenilikler hoşuma gitti.
Türkiye ligi deneyimi için, berabere kaldığımda çıkacak olan "Honours even at Recep Tayyip Erdoğan" yazısını görmek için Kasımpaşa seçtim, memnunum. Herkese tavsiye ederim, Belediyesporla falan vakit kaybetmeyin :)
Son sözler (iyice oyun incelemesine döndü ortam)
FM10 çıktı ve düşük konfigürasyonda biraz sorunlu oynanıyor; yani evet, ancak iyi bir sistemde hakkıyla oynanacak. Peki, gelecekte? FM11'i bilmem ama FM12 taş ve sopalarla oynanacak. (ekşi sözlük'ten entry çaldım, hiç utanmadım)
30 Ekim 2009
Toto takımı: Blyth 2009/08
Parent takım Ipswich'e sahayı dar ettik ama yenemedik. Yine de en kötüsü, o maçta devleşen Akurang'ı kaybetmek oldu...Önceki sezonu değerlendirdiğim blogposttan sonra, yeni sezona ilişkin ilk yazımı da hazırladım. Tabii bunun için öncelikle birkaç maç yapmam gerekti, ben de Ağustos ayındaki tüm maçlarımı tamamladım.
Öncelikle takımın performansına bakalım;
Blyth Spartans AFC
11th, 1W/3D/1L, 6 pts., 6-2 (+4) GD
İlk 5 maçta 6 puan toplamak aslında felakat, ancak nasıl oldu da 6 puanı 4 averajla süsledik? Efendim durum şu, son maça kadar benim forvetler, sağolsunlar, sadece 1 gol atabildiler. Son maçta ise 5 gol birden attılar. İstikrarsızlık diz boyu anlayacağınız. İsterseniz tek tek maçları değerlendireyim:
2009/08/08
Southport: 1 Blyth: 0
Sezonun ilk maçında, dürüst olmak gerekirse Southport top göstermedi bana. 2-3 hücum denemesi ve 1-2 şu haricinde, tabelayı değiştirecek etkinliğim yok. İşin kötüsü, ortasahayı derleyip toplayan, kaptan Gareth Williams da sakatlandı ve 2 ay yok! Yeni transfer ettiğim gençlere ve Williams’ın veliahtı Vangucci’ye çok iş düşecek…
2009/15/05
Blyth: 0 Alfreton: 0
Kendi evimdeki ilk maçı nasıl kazanamadım, anlamıyorum. Alfreton geçen sene Croft Arena’dan 3-2 ’lik bir yenilgiyle ayrılmıştı. Olay sadece Willams’ın eksikliği de değil, çünkü Josh Craddock beklentinin üstünde bir performans gösterdi. Ama Robert Dale ve Sean Reay’dan oluşan singildek forvet hattım yüzünden, adam gibi bir gol tehdidi yaratamadık.
2009/08/18
Harrogate: 0 Blyth: 0
Al bir toto maçı daha… Geçen sene deplasmanda 2-0 yenilmiştim, aslında beraberlik çıkarmam iyi bir sonuç. Ama Dale maça çok istekli başlamıştı, orta sahadan itibaren topla oynuyordu. Craddock ve daha sonra Adrian Webster’ın yerine giren Nathan Cartman da olumlu toplar kullandı. Ama hem rakip savunma forvetlerimi iyi kilitledi, hem de deplasmanda yorgun Alex White’ı dinlendirmek için ilk 11’e aldığım Jed Dalton vasat oynadı, sonuçta tabelaya katkı sağlayamadık. Önceki maçtaki iyi oyun bu maçta devam etmiş olsaydı, beraberliği kafaya takmazdım ama…
2009-08/22
Blyth: 1 Fleetwood: 1
Yok arkadaş, kaderde toto takımı olmak var. 6’nın üstünde raiting alamayan Reay’a “No pressure” verince hepten 5’lere düştü, Dale de önceki maçları aratan bir yokluk içindeydi. Oysa maça çok baskılı başlamıştım, ilk dakikada tam 3 tane gol pozisyonu, ilk 20 dakikada 6 tane kaleyi bulan şutum vardı. Neil Cousains ve Craddock harika toplar atıyordu, savunma da hücuma katkı yapıyordu… Ama olmayınca olmuyor, rakip savunmadan dönen top kaleme geldi. Üstelik pozisyon bile olmadan, Mike Jones’un hatasından penaltı oldu ve şut görmeden gol gördük. Devre arasındaki değişiklikler takımın üzerindeki şoku gidermese ve Dale de sürpriz bir gol atmasa 1 puanı da kurtaramayacaktık. Bu iş böyle gitmez!
2009/08/29
Blthy: 5 Gainsborough: 0
Ve gitmedi de! Forvetlerin, özellikle de Dale’in içine girdiği gol sıkıntısını bir şekilde aşacağını biliyordum. Ama hepsini bir maça biriktirmeleri iyi olmadı. Geçen yıl iki maçta da yendiğim zayıf Boro’ya 5 atmak kolay. Sıkıysa Southport’u 5 leyin. Boro top görmedi, pozisyon üretemedi, hiçbir şey yapamadı. Söyleyecek bir şey yok, önceki maçta hata yapan Jones’un 6 ile oynayıp moralini düzeltmesi dışında…
Öncelikle takımın performansına bakalım;
Blyth Spartans AFC
11th, 1W/3D/1L, 6 pts., 6-2 (+4) GD
İlk 5 maçta 6 puan toplamak aslında felakat, ancak nasıl oldu da 6 puanı 4 averajla süsledik? Efendim durum şu, son maça kadar benim forvetler, sağolsunlar, sadece 1 gol atabildiler. Son maçta ise 5 gol birden attılar. İstikrarsızlık diz boyu anlayacağınız. İsterseniz tek tek maçları değerlendireyim:
2009/08/08
Southport: 1 Blyth: 0
Sezonun ilk maçında, dürüst olmak gerekirse Southport top göstermedi bana. 2-3 hücum denemesi ve 1-2 şu haricinde, tabelayı değiştirecek etkinliğim yok. İşin kötüsü, ortasahayı derleyip toplayan, kaptan Gareth Williams da sakatlandı ve 2 ay yok! Yeni transfer ettiğim gençlere ve Williams’ın veliahtı Vangucci’ye çok iş düşecek…
2009/15/05
Blyth: 0 Alfreton: 0
Kendi evimdeki ilk maçı nasıl kazanamadım, anlamıyorum. Alfreton geçen sene Croft Arena’dan 3-2 ’lik bir yenilgiyle ayrılmıştı. Olay sadece Willams’ın eksikliği de değil, çünkü Josh Craddock beklentinin üstünde bir performans gösterdi. Ama Robert Dale ve Sean Reay’dan oluşan singildek forvet hattım yüzünden, adam gibi bir gol tehdidi yaratamadık.
2009/08/18
Harrogate: 0 Blyth: 0
Al bir toto maçı daha… Geçen sene deplasmanda 2-0 yenilmiştim, aslında beraberlik çıkarmam iyi bir sonuç. Ama Dale maça çok istekli başlamıştı, orta sahadan itibaren topla oynuyordu. Craddock ve daha sonra Adrian Webster’ın yerine giren Nathan Cartman da olumlu toplar kullandı. Ama hem rakip savunma forvetlerimi iyi kilitledi, hem de deplasmanda yorgun Alex White’ı dinlendirmek için ilk 11’e aldığım Jed Dalton vasat oynadı, sonuçta tabelaya katkı sağlayamadık. Önceki maçtaki iyi oyun bu maçta devam etmiş olsaydı, beraberliği kafaya takmazdım ama…
2009-08/22
Blyth: 1 Fleetwood: 1
Yok arkadaş, kaderde toto takımı olmak var. 6’nın üstünde raiting alamayan Reay’a “No pressure” verince hepten 5’lere düştü, Dale de önceki maçları aratan bir yokluk içindeydi. Oysa maça çok baskılı başlamıştım, ilk dakikada tam 3 tane gol pozisyonu, ilk 20 dakikada 6 tane kaleyi bulan şutum vardı. Neil Cousains ve Craddock harika toplar atıyordu, savunma da hücuma katkı yapıyordu… Ama olmayınca olmuyor, rakip savunmadan dönen top kaleme geldi. Üstelik pozisyon bile olmadan, Mike Jones’un hatasından penaltı oldu ve şut görmeden gol gördük. Devre arasındaki değişiklikler takımın üzerindeki şoku gidermese ve Dale de sürpriz bir gol atmasa 1 puanı da kurtaramayacaktık. Bu iş böyle gitmez!
2009/08/29
Blthy: 5 Gainsborough: 0
Ve gitmedi de! Forvetlerin, özellikle de Dale’in içine girdiği gol sıkıntısını bir şekilde aşacağını biliyordum. Ama hepsini bir maça biriktirmeleri iyi olmadı. Geçen yıl iki maçta da yendiğim zayıf Boro’ya 5 atmak kolay. Sıkıysa Southport’u 5 leyin. Boro top görmedi, pozisyon üretemedi, hiçbir şey yapamadı. Söyleyecek bir şey yok, önceki maçta hata yapan Jones’un 6 ile oynayıp moralini düzeltmesi dışında…
26 Ekim 2009
Açık kaynak kodlu e-sport ya da telif çığırtkanlığı yapan medya patronu
e-Sport kavramının ne olduğu üzerine çocukluğumdan beri düşünüyor ve yazıyorum. Oyun yazarlığı yaptığım toyluk dönemlerinde oyunculuk, profesyonel oyunculuk ve e-spor kavramları üzerinde kaleme aldığım ve ilgi yaratmış yazılarım da var. Hatta “Siber spor” diye bir terim de uydurmuştum ama e-Sports piyasada daha başarılı oldu. Ne yapalım, kader utansın.
Bunun yanında, oyunlar üzerine halen az da olsa yazmaya devam ediyorum. Ludoloji kuramı ya da sosyolojik oyun araştırmaları üzerine hiç yoğunlaşmadım. Oyunların yaratılması, oyuncularla buluşması ve oynanması sürecinde yazmayı sevdim, tercih ettim.
Favori oyunum Starcraft, gerçi en iyi günümde bile Türkiye ortalamasının altında (çok altında değil ama, yerlerde sürünmüyordum yani) bir performans göstermişimdir. Yine de Starcraft’a bağlılığım hiç bitmedi, azalmadı. Bu yüzden özellikle Güney Kore’deki e-Sport etkinliğinde en büyük pasta dilimini kazanan Starcraft ile ilgili yazmayı sürdürdüğüm bir eski-portal/yeni-blog da mevcut.
Oyun para kazandırmak zorunda mı?
Haaaayli uzun bu peşrevden sonra güreşe başlayabiliriz :))
Dünyada en popüler oyunlar aksiyon oyunları, daha belirleyici bir ifadeyle “First Person Shooter” türüne giren oyunlar. e-Sport konseptine en uygun olanları da genelde takım oyunu/stratejik düşünme öğelerini barındıranlar arasından çıkıyor.
Türü adeta yaratan (ki o konuda da birkaç kelime karalamak lazım ya) Quake serisinin en büyük “Multiplayer” patlamayı yaptığı, id Tech Engine v3 motoru üzerine inşa edilmiş Quake 3’ün kaynak kodları GNU/GPL kapsamında açık hale getirildikten sonra, bu motor üzerinde bir çok Quake yeniden yapımı ya da bağımsız oyun projeleri görünür oldu.
Ve bu oyunlar, yavaş yavaş Online e-Sport organizasyonlarında kendilerine yer almaya da başladı. Örneğin Alien Arena, ESL Europe organizasyonunda kendine ait lig etkinliği olan bir oyun.
İçinde, henüz pek yüksek meblağlardan söz edemesek de, iyi bir paranın döndüğü online etkinliklere girmekte hayli yüksek başarı gösteren bu bağımsız, ücretsiz ve hepsinden önemlisi “Açık” yapımlar, sektörü baştan aşağı yeniden şekillendirebilir.
Tiraj kaygısı "Telif çığırtkanlığına" sürüklüyor
Fikir mülkiyeti konusunda dayatmacı ve zorlayıcı hukuksal süreçlerin işletildiğini gördüğümüz dünya ölçeğinden farklı olarak, ülkemizde bu konuda sansüre varan uygulamaların yaygınlaştığını biliyoruz. Gerçi mevcut dağıtım ilkeleri “Açık” olmayan eserlerin, fikri mülkiyetine sahip olanlardan izinsiz dağıtılmasının da, bugünün konjonktüründe, savunulacak bir tarafı yok.
Ama bütün “Medya imparatorluğunu” giderek “Fikri mülkiyete” emanet eden ve giderek bu suni kavrama daha bağımlı hale gelen büyük sermaye odaklarının, dünyanın geçirdiği değişime daha fazla direnemeyeceklerini tahmin etmek de zor değil.
04 Şubat 2009
milyonluk oyunlara devam mı gelensle
alem faith'e hasta, ben sektöre para aktaranlara...2-3 ay içinde satış rakamında birer milyonu deviren mirror's edge ve dead space projeleri yapımcı ea'ya umut vermiş olacak ki, henüz kesinleşmemiş de olsa "etikette oyunun adından sonra 2 yazması zengin gösteriyo" mantığından hareketle neden olmasın ışığı yaktı.
ne güzel haberler ne güzel havadisler, ben burda sektör için sevindim allahıma... zati gelmiş kriz, oh ne ala, devam oyunu yapılırsa millet ekmek yer, çocuklarının sütünü alır.
ne güzel haberler ne güzel havadisler, ben burda sektör için sevindim allahıma... zati gelmiş kriz, oh ne ala, devam oyunu yapılırsa millet ekmek yer, çocuklarının sütünü alır.
16 Aralık 2008
kelimenin tam anlamıyla uncharted
2007 ortalarında oyun yapımcılarının basın tanıtımlarını okurken uncharted ile tanışmıştım. görselliği ile bir "makine sattıran" oyun olduğu her halinden anlaşılıyordu.
derken, bazı görgüsüz (adisin kızım :p) arkadaşlarımızın facebook'ta hava attığını gördüm, şahit oldum:
"al dedim sana, al, al!!! al sana oyun, al sana atmosfer... al sana 'nöööölüyo homuğayum' dedirten dakikalar" diye bağırdım kendime... küfürler birbirini kovaladı.
tanıtımda geçen 1080p ve ps3 ibarelerini görünce, oynamamın hayal olduğunu anlamıştım: full hd bir televizyon ve ps3 almak demek 3000 yetaale masraf demekti, bende ise tek kuruş yohidi.
derken, bazı görgüsüz (adisin kızım :p) arkadaşlarımızın facebook'ta hava attığını gördüm, şahit oldum:

ders 1: facebook'a yazdığımız next-gen oyun isimleriyle erkek tavlamak
işte bu durum beni derinden yaraladı. sabilikten beri oyun oynayan, oyun eleştirisi yazıp yayınlatan bir civanmert unchartedsız kalmış, elin kızı tıkıtap tıkıtap ps3 oynuyor!!! allahtan reva mıydı bu?
tamam, ne crysis'in teknolojik yeniliklerini, ne dead space'in yeni nesil yaklaşımını, ne bioshock'un atmosferini ve ne de farcry'ın hikayesini (ilkini tabi, ikincisi çok sıradan) bulmak mümkün uncharted'ta... ama görsellik... öyle farklı bir görsellik ki bu! yansıma ve ışık efektleri, kaplamalardaki saydamlık ve pastel tonları, tüm bu yüksek seviye gerçekçiliğe tezat blur yemiş kaplamalar... uncharted tam anlamıyla yepisyeni bir deneyimdi.
ve ben ondan mahrum kalmıştım.
naughty dog'un, sony ile işbirliği ile hazırladığı ve bir ps3 pack'te konsolla beraber de gelen oyuna devam oyunu yapıldığını öğrendiğimde, içimde bir umut belirdi: acaba 2009'da iş bulup 50" plasma ile 80 gb ps3 almam mümkün olur mu?
sonra şu videoyu gördüm ve dua etmeye başladım (izlemeden önce reklam var, büyük ihtimalle mushroom man... adamın aklını başından alan saçmalıkta bi ds oyunu :p)
"al dedim sana, al, al!!! al sana oyun, al sana atmosfer... al sana 'nöööölüyo homuğayum' dedirten dakikalar" diye bağırdım kendime... küfürler birbirini kovaladı.
drake's fortune ve şimdi de among thievs...
28 Kasım 2008
football manager oynayan adamım

takımımın "dominosu" fink değil ama, 97/97 oyunundan beri önce championship manager sonra da football manager etiketli sports interactive oyunlarına gönül vermiş kişiyim.
fm 2009 henüz elime geçmiş değil. halen fm2008 ile idare ediyorum. hani buralarda vakit nasıl geçer diye soran varsa diye, etherlords ve football manager diyorum.
football manager 2009'un yarattığı beklenti had safhada. 3d motor falan... işte ben de, blogda, fm09 ile ilgili farklı mecralardan yorumları bir araya getirmeye çalışıcam... yakında tabi, zira henüz oyunu da oynamadım, yazıları da okumadım.
bu işim, belki de yakın zamanda faaliyete geçecek bir projemin ön çalışmasıdır, kimbilir?
22 Kasım 2008
fallout oynadım
fallout serisi fallout 3 ile devam ediyor.
wasteland ile başlayan ve fallout etiketiyle devam eden seride, rpg öğeleri bu kez fps/aksiyon öğeleri ile harmanlanmış, bol öğeli bir oyun ortaya çıkmış. headshot ile vurup düşürdüğümüz rakiplerimiz western filmlerdeki gibi havada takla atarak ölüyorlar... ilginç.
detaylı yorum/analiz/eleştri/inceleme yazarım, neticede fallout fan deyince ben varım. üstelik de 10 senelik oyun yazarıyım. işim bu.
şimdilik bir count down list yapıyorum:
fallout 3 mutlaka oynamanız için sebepler:
1- hikaye devam ediyor. daha ne olsun
2- üçün beşin hesabını yapmam ama üç boyutlu fallout evreni çok dadlu
3- oblivion dinamiği birerbir fallout'a aktraılmış
4- dogmeat! supermutant!
5- süpppper seslendirmeler... artık daha çoklar... havaya sokuyorlar
6- günümüz ahlak sistemiyle dalgasını sağlam geçiyor
fallout 3 gibi bir oyuna yakışmayan hareketler:
1- role play tadı eksik, olay aksiyona dönmüş
2- görev sistemi basitleşmiş
3- öykü/kurgu ya da olay örgüsü denen şeyden eser yok
4- oyun headshot endeksli olmuş
5- oyun alanı çok küçük
6- 50'lerin soğuk savaş paranoyasına göndermeler yüzeysel
05 Kasım 2008
red alert 3 geliyor

red alert 3 de size kapak olsun (kankasavar bir espri oldu)
red alert, orijinal olarak satın aldığım ilk oyundu. gerçi sovied cd sini kaybettim, arşivden çıkmıyor, ama allied cd hala durduğuna göre, red alert arşivimde önemli bir yer tutuyor demek için geç değil.
westwood'un yer ile yeksan olmasının ardından command and conquer serileri ile ilgili ürünler electronic arts'ın sineğin yağını çıkarıp satma politikası çerçevesinde üretildi. bu zincirin son halkası ise red alert 3 oldu. henüz oynamak nasip olmadı ama, red alert 2'nin c&c serileri içerisinde en sağlam taktik savaş imkanı sunan oyun olduğu düşünülürse, ra3'ün iyi olmasını ummak mümkündür denilebilir.
bu arada, red alert'in ilk sürümü cd classics adı ile ücretsiz olarak internet üzerinden dağıtılıyor. bundan da geçtiğimiz ay, oyungezer'in dvd ekinde oyuna yer vermesiyle haberim oldu. oynamamış olanlar indirip oynayabilirler.
notlar:
1 - red alert for win 95 denilen zımbırtıyı vista'dan nasıl sileceğimizi bilen varsa bir şekilde bana öğretsin... internette bulduklarım hiç işe yaramadı... formatı düşünüyorum.
2- bu zımbırtıyı linux'a kurmak için wine (wine is not an emulator) ayarları falan ile ilgili bilgisi olan da beri gelsin bu arada.
3- bi de red alert: a decade later yazısı var ki, onu da okuyun derim ben.
oyun yazıları üzerine
internette yayınlanan oyun yazılarında, kağıt dergi formatını benimsemenin sorunlu olduğuna inanıyorum.
internet okuru büyük çoğunlulukla kısa ve derli toplu, özet bilgi şeklinde metinleri başvuru kaynağı olarak tercih ediyor. daha uzman ve tematik sitelerde, farklı yazarların farklı detaylar üzerindeki farklı yorumlarına verilen bağlantılarla da bakış açılarını şekillendirmekten yanalar...
internet okuru, sayfalar dolusu ve hayli de laf salatası muhabbet taşıyan, tamamı dil ve semantik bakımından yetersiz, çoğu da özensiz olan görüntüde "inceleme" yazılarına itibar etmiyor.
türkiye'deki internet oyun yazarları da zaten oyunları bir çok yönüyle ele alıp planlı ve tutarlı bir eleştiri yazısı yazmaktan çok, bir oyuncu gözüyle baktıkları oyunu okura muhabbet havasında anlatıyorlar. neticede okuyucu, yazıdan sonra oyun ile ilgili çok az bilgiye ve oldukça sığ bir görüşe sahip oluyor.
yani; çok yüksek puanlar verilerek ödüllere layık görülen oyunların eleştiri yazılarının içinde bile, okurun oyunu satın almasını teşvik edecek kriterlere değinilmiyor.
hal böyle olunca pıtrak gibi çoğalan internet oyun yazarlığı, bir sektör ya da bir basın kolu olamadığı gibi, yazılı basına besleyici olacak internet kamuoyunu da yaratmaktan uzak kalıyor.
daha sonra, nasıl yazılması gerektiği ile ilgili fikirlerimi de ilave ettiririm şekerler. okursunuz
not: pcoyun.com hâlâ bir "tık" vermedi iyi mi... değil tabi...
21 Kasım 2007
Haftanın Oyunu: Age Of Empires III: The Asian Dynasties
Bekledim bekledim, Microsoft ne vakit Age Of Empires III'ten de yağ çıkaracak dedim, beni mahçup etmediler, hiç geciktirmeden ikinci eklentiyi çıkardılar. Warcraft III oynamaktan sıkılanlar varsa, Total War'un multiplayer kısıtlığından yakınan varsa, Company Of Heroes yada World In Conflict oyunlarını bilgisayarlarınız çalıştırmıyorsa, buyurun AoE3:TAD
Ha bu arada, Empire Earth III'e de haksızlık etmemek lazım. Empire Earth serisinden nefret edenler de varsa (bakınız ben :p), AoE her zaman güzel bri alternatif.
Oyun hakkında biraz daha detaylı bilgi arayanlar, PCOyun.com'daki yazımı okuyabilirler.
Ha bu arada, Empire Earth III'e de haksızlık etmemek lazım. Empire Earth serisinden nefret edenler de varsa (bakınız ben :p), AoE her zaman güzel bri alternatif.
Oyun hakkında biraz daha detaylı bilgi arayanlar, PCOyun.com'daki yazımı okuyabilirler.
24 Eylül 2007
Haftanın Oyunu: Company Of Heroes: Opposing Fronts
bu hafta içinde, relic'in company of heroes genişleme paketi opposing fronts satışa çıkıyor. hepimiz mutlu muyuz? ben çok mutluyum doğrusu. henüz coh'ta fazla bir ilerleme kaydedemedim ama, of'nin çıkmasıyla birlikte biraz yol alacağımı umuyorum.
yukarıdaki video sizi tatmin etmediyse eğer, bir an önce torrent arama motorlarına koşunuz... zira blogdan torrent linki vermem durumunda google amca beni cızz yapabilir. yapmaz diye rahat davranmamak lazım.
relic / thq / company of heroes / opposing fronts (2007)
reyting: 4/5
yukarıdaki video sizi tatmin etmediyse eğer, bir an önce torrent arama motorlarına koşunuz... zira blogdan torrent linki vermem durumunda google amca beni cızz yapabilir. yapmaz diye rahat davranmamak lazım.
relic / thq / company of heroes / opposing fronts (2007)
reyting: 4/5
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Bunu Okumadan Geçmeyin
Bana inanmıyorsun bari korsana da inanma
Bilişim güvenliği uzmanı falan değilim. Bilgisayar mühendisi ya da programcısı da değilim. Hatta matematiği CB ile, mantığı (beşinci alışımd...
Blogun Kare Ası
-
D-Smart hafta içi her akşam House M.D. 'nin tekrar bölümlerini veriyor... Sonra da pazar günleri beş bölüm üstüste maraton çakıyor. U...
-
Kadınların paylaşacak daha çok materyali var. Popodur, efenime söyliyim genital bölgedir, herkeste var. Bir çift meme de Allah'a şükür b...
-
Bu ne sıcak lan? Olm bak adamın akılını başından alır, mübalasız söylüyorum götümden ter akıyor. Evet götümden! Arkama yaslanıp film seyrede...
-
Bilişim güvenliği uzmanı falan değilim. Bilgisayar mühendisi ya da programcısı da değilim. Hatta matematiği CB ile, mantığı (beşinci alışımd...







