mustafa kemal atatürk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mustafa kemal atatürk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

07 Şubat 2015

10 adımda aşkı bulun

Birilerini beklerken vakit geçirmenizi kolaylaştırmak üzere dev gibi bir endüstri kurulu. Bu önceden saçmasapan dergilerdi, şimdiyse onların tamamından daha saçmasapan sosyal paylaşım siteleri aynı fonksiyonu üsleniyor.

Bu mecralarda en çok ilgi uyandıran konular da duygusal konular oluyor. "10 adımda sevdiğiniz kadının gönlüne girin" gibi başlık, her zaman "Yeni Yerel Yönetimler Yasası ne getiriyor" başlığından daha çok ilgi çekiyor.

Pekiyi, bu başlığın arkasında ne var? Tıklayınca ne okuyorsunuz... Şöyle şeyler değil mi nihayetinde:
  1. Kendin ol, olduğun gibi ol!
  2. İlk maddedeki tavsiye nasıl sonuçlandı? Fiyasko mu? Tahmin etmiştim. Onun için 10 tane şey yazdık buraya... Okumaya devam
  3. İlgi duyduğunuz kızın sevgilisi, nişanlısı ya da kocası mı var? Bu durumda bazı sorulara samimi cevaplar vermeniz gerekebilir. Sizden daha başaralı mı? Sizden daha yakışıklı mı? Daha uzun? Daha zengin? Eğer kızın yerinde olsaydınız, sizinle mi birlikte olmak isterdiniz yoksa o adamla mı? Eğer kendi yerinizde olsaydınız, sizinle mi birlikte olmak isterdiniz yoksa o adamla mı? Nonoş musunuz? Hafif bi kıllandım senden ben!
  4. Kendinizi öne çıkaran, sizi ahalinin geri kalanından ayıran yanlarınızı bulup ortaya serin. Yalnız burada kast ettiğim, haliniz tavrınız, en olmadı "tarzınız"; yoksa alnınızdaki penis şeklindeki doğum lekesi ya da sol ayağınızın 2 tane baş parmağı olması işe yaramayabilir
  5. İlgi duyduğunuz kızla masumane, küçük temaslar; mümkünse fiziksel temaslar kurmak için her fırsatı değerlendirin. Mesela koluna, omzuna falan dokunun, ya da hareket ederken size çarpabileceği kadar yakınında durmaya çalışın. Eğer benzeri bir çaba gösteriyor ve size temas etmekten kaçınmıyorsa, iyiye işaret! Eğer "cık cık" diyerek hemen metrobüsten indiyse, siz de bir durak sonra inip topuklayın. Çok pis dayak gelebilir, "Ford var beyler" diye odunu ver edebilirler belinize...
  6.  Kadınlar gizemli erkekleri sever. Sizi merak etmesini sağlayın. Uzaklara uzun ve boş gözlerle bakın, sık sık ortadan kaybolup "bir işim vardı" diyerek aniden dönün. Gizemin dozunu iyice arttırmak için facebook profilinizi kapatmak, telefonunuzun pilini çıkarıp tamamen ulaşılmaz olmak hatta başka bir şehre taşınmak da iyi bir seçenek olabilir.
  7. Onun yerine cesur olabileceğinizi ispatlayın, küçük kahramanlıklar yapmaya çalışın. Örneğin mahallenin bıçkınlarından, klasik "kıza asılma-sizin gelip durumu kurtarmanız" biçiminde bir mizansen hazırlamaları için yardım alın. Burada püf nokta, söz konusu mahallenin Ankara-Çinçin-Örnek Mahallesi olmamasına dikkat etmek!
  8. İlgi alanlarını öğrenip ortak faaliyetler ya da sohbet konuları yaratmak da hayli geçerli bir tavsiye. Bu konuda da sosyal internetten yararlanabilirsiniz. Twitter follow'ları ya da Facebook'taki like'larından ilgi alanlarını öğrenip, günlük konuşmalarda laf arasına katmaya çalışın. Örneğin; "Burcucum, Bülent Ortaçgil konserine biletim var gelir misin? Konserden sonra Bahse Girerim En Büyük Türk Atatürk Diyen 1 Milyon İnsan Bulabilirm! Kiraz Mevsimi de geçti ama bir ara Kedi Köpek Manyakları'nın arasına karışıp Kıvanç Tatlıtuğ Kenan İmirzalıoğlu, Tatlı Tarifleri WTF WTF AMK"
  9. Kadınlar duygu ve düşüncelerini anlatmayı çok sever; bunları paylaşabilecekleri iyi bir dinleyiciyle birlikte olmak isterler. Şehirdeki en iyi terapistlerin muayenehane numaralarını öğrenmek işinize yarayabilir. Profesyonellere şans verin!
  10. Hiç bir şeyi aceleye getirmeyin. Fazla hevesli ve istekli davranarak olduğunuzdan daha sabırsız görünmeyin. Kararlı ve sağlam, yavaş ama kendinden emin adımlar atın. Bu konuda beni örnek alabilirsiniz mesela... O kadar yavaş adımlar atıyorum ki, liseden beri kız arkadaşım olmadı. Bu hızla gidersem büyük ihtimalle 58 seneye kadar Karen Gillan ile nikah masasına oturabilirim.
Hayatınızdaki saçmasapanlıktan kurtulmak için ben size tek bir adım öneriyorum: Akıllı telefonunuzu atın çöpe gitsin. Akıl adama lazım, telefona değil!

Not: Yazıdaki saçmasapan kelimesi kasten bitişik yazılmıştır.

24 Nisan 2009

Bayramın kendisi de koltuğa oturan çocuklar kadar sembolik


Her bayramda aynı resim, "Dünya çocukları kardeştir... "
Görünen o ki bazı çocuklar hala daha "kardeştir" diğerlerinden

Meclis'in açılışı tarihi, söz konusu açılan meclis tarafından bayram olarak ilan edilen ilk gün. Yani meclis kendi açıldığı tarihi bayram ilan etmiş. Bu güç şunu gösteriyor ki aynı söz konusu meclis, genel iradenin tecelli ettiği şahanesel bir hügo!!!  Şimdi mesele şu: Koskoca Atatürk tutmuş bu bayramı çocuklara hediye etmiş...

Hey benim güzel Ata'm... Bilemedin mi bizim bürokratların bunun da içini boşlatacağını?

Belki sen bile o kadar ileri görüşlü değildin, kim bilir?!

Bu sene de bayram kutlandı. Ne oldu? Yine yurdun zilyon farklı yerinde "Aman ne kadar da mutluyuz" kavlinden hamasi açıklamalar... Uluslar arası araştırma neticelerinde yüzde 44'ü mutsuz şahane bir ülke...

Bir alıntıyla derleyip toplayalım durumu kısaca: "Bizdeki bayram çocuğa gence değil de valiye, il milli eğitim müdürüne, okul müdürlerine..." {via Lordlar Kamarası}

Doğru söze ne denir?

20 Eylül 2007

Fair-Play dersine uyanamayanlar vs. 12 Dev Adam

Bizim milli takım, İspanya'da "sıfır çekti" ya, herkes ağzından köpük saça saça birilerine sövüyor.

Ülkemiz spor yönetiminde (basketbol takımının teknik yöneticilerini de kast ediyorum elbette ama daha çok idari anlamda spor yönetiminde...) durumun analizi yapıldı mı acaba bizimkiler sıfır çektikten sonra...

Aklıma gelmişken bu "sıfır çekme" tabirine de itirazım var; elbette başarının en belirgin ölçütü galibiyet / mağlubiyet oranı ama bu oranı veri kabul edip başarısızlığı utanç kaynağı olarak görme ve gösterme takıntısının çok derinlerde yatan bazı psikolojik sorunlara işaret ettiğini sanıyorum.

Bakın sadece kaybetmeye verdiğimiz "utanç" tepkisiyle değil; kazanmaya verdiğimiz "karakterimizi temize çekme" tepkisiyle de bu psikolojik sorunu ele veriyormuşuz gibi geliyor bana...

Hatırlayalım; basına göre geçen yıl Japonya'da "destan yazmıştık." Nasıl destansa o, 5 galibiyet 6 mağlubiyet...

Ama durum buydu, geçen seneki takım kaybederken bile, ortada keyif veren bir mücadele vardı, uğraşa didine kaybediyordu takım... Sonuç olarak ne yaptık; o performansı analiz etmek yerine "Şehit analarına armağan ettik."

Kazanma ve kaybetmenin ruhumuzun derinliklerindeki "psché"miz üzerindeki arındırı etkisiyle tuhaf bir esriklik haline geçtik... Bu arada şahadet mertebesini de ucuzlaştırarak... Ama ne gam, kazandık ya; haklıyız!

Onun yerine oyuncuların annelerine armağan etseydik, hiç olmazsa çocuklarının başarılarını sahiplenmiş olurlardı. Böyle olunca, uğraşa didine kazandıkları dereceleri de ellerinden alınmış oldu.

Leicester City ile Nottingham Forest arasında oynanan Carling Cup maçında olan hadiseyi duydunuz mu bu arada? Geçen ay ilk devreyi Forest 1-0 önde kapamışken, Leicester'lı Clive Clarke'ın kalp krizi geçirmesi üzerine maç tatil edilmiş ve tekrar oynanmasına karar verilmişti.

Buraya kadar hikayede anormal bir şey yok. Bundan sonra olan ise ilginç: Maç "kaldığı yerden oynatma" değil "tekrar etme" ile başlayacağı için skor 0-0 olacak; yani Forest'ın attığı gol boşa gidecekti. Leicester, tekrar maçının başında, rakbin gol atmasına izin vererek, oyuna 1-0 önde başlamasına, yani ilk maçtaki skora erişmesine imkan tanıdı.


Bunu da anladık diyelim, haydi oyuncular falan böyle bir iyilik yapmayı kararlaştırdılar..Forest yöneticilerinin açıklamalarını okuyalım bir de... 


"Leicester'ın böyle bir jest yapmasını beklemiyorduk; çünkü ilk mçata 1-0 öndeyken; maç tekrarında skorun 0-0'a getirilmesinden ötürü kendimizi haksızlığa uğramış hissetmiyorduk..."

Bu cümleyi Türkçe'ye çevirelim: "Golümüz iptal edildiği halde haksızlığa uğradığımızı düşünmüyoruz..."

Anlamadığım şey şu... Atatürk'ün çok bilinen sözlerinden birisidir; "...sporcunun 'zeki, çevik ve ahlaklı' olanı..." Bütün okulların spor salonlarında yazar. Gerçi 2002 sonrası yaşanan bu büyük "Atatürksüzleşme" sürecinde o yazılar kaldırılmaya başlanmış olabilir; bilemiyorum.

Kurucu önderi sporda "ahlak" öğesini öne çıkarırken, yazılı basında en çok gürlen haberler şunlar oluyor:

1) "30 cm geride ofsayt çaldı, golümüz iptal edildi, hakksızlığa uğradık, mağduruz..." çirkefliği
2) "3 maç kaybeden X-takımı/Y-sporcusu gelmiş geçmiş en pespaye takım/sporcudur" çirkefliği
3) "İte kaka da olsa kazandığımıza göre kesin süperizdir; o halde bu galibiyetleri hemen onu başaranın elinden alıp milli duygu ve değerlerimize tahvil edelim" çirkefliği

Bir de şu Leicester ve Forest'li oyuncu ve yöneticilerin bakış açısını düşünelim, ahlaka bakın, zekaya bakın. Çevikliği nasıl ölçeriz bilmiyorum, bizim TFF 2.Lig (yani adı 2 ama kendisi 3 olan lig) takımlarıyla bir maç yapsınlar, anlarız...

İsviçre maçından sonra çıkan olaylar nedeniyle aldığımız cezadan ders çıkarırız diye umarken, Avrupa'daki bazı futbol maçlarından sonra bir takım olumsuzluklar yaşanınca; "Bakın orada da oluyor işte, haçlı FIFA/UEFA hep Türk/Müslüman hatalarını görüyor" şeklinde anlaşılabilecek yorumlar yaptı ülkemiz spor yöneticileri...

Yönetici dedim ama, neyi yönettiklerini anlayamıyoruz: Son 2 uluslararası kupa finaline katılamayan futbol takımının nesini yönettiler, 6 senedir hep "bu kez madalya alırız" diye gidip sıfır çeken basket takımının nesini yönettiler, dopingli çıktığı için 2 sene ceza aldıktan sonra, hiç yarış koşmadığı halde sakatlanan ve 2007 şampuanasında köpük bile olamayan Süreyya'nın nesini yönettiler...


Bende de kabahat var; ülkenin aydınlanmasını ve çağdaşlaşmasını analiz etmeye; bunu da bilim, sanat  ve spor alanındaki gelişmeleri incelyerek falan yapmaya çalışıyorum.

Çağdaşlaşmayı, "En çağdaş yöntemlerle barbarlaşma alanında yarışmak" olarak anlayan bu yöneticiler için, 18. asırda Kant'ın ortaya attığı analiz - sentez kavarmını, eleştiri kavarmını anlamalarını beklemek de benim saflığım.


Yönetici mi?

Sığırım olsa başına çoban diye koymam ben bunları...


İlave Okuma Ödevi:
  • http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?id=11208326
  • http://www.spor3.com/haber.php?haber_id=282962
  • http://www.cnnturk.com/DUNYA/haber_detay.asp?PID=319&HID=1&haberID=392354

Bunu Okumadan Geçmeyin

Bana inanmıyorsun bari korsana da inanma

Bilişim güvenliği uzmanı falan değilim. Bilgisayar mühendisi ya da programcısı da değilim. Hatta matematiği CB ile, mantığı (beşinci alışımd...

Blogun Kare Ası