10 Kasım 2008

insanlığı temize çekmek

köpekler havlıyor.

artık günde iki öğün yemeye alışmalıları. karınları ekmek ve yoğurt ile şişiyor olsa da, alışmalılar buna. üstelik yarın annecikleri geliyor, yanında vitaminli mamalar ve kürklerini parazit işgalinde koruyacak ilaçlarla...

içme suları azalmış, bahçeyi de darmadağın etmişler... nereden buluyorsunuz o çuval/örtü/bez/çaput parçalarını her zaman... balkon harp alanı, sanki miğfer dibi burası.

onları seviyorum. köpeklerimi. köpek milletinin mensubu olan komşularımı, köpek suretinde ev arkadaşlarımı, insan olmayan üvey kardeşlerimi.

evimi, bahçemi, yemeğimi, rızkımı ve yalnızlığımı paylaşıyorum bambaşka bir mahluk cinsiyle. insan olduğumu "temize çekiyorum" onları her okşayışımda.

onlarla 6 ay çabucak geçti ve bir köle gibi bağlandım onlara. merak ediyorum, ben mi onları sahiplendim yoksa onlar mı beni diye... onlar mı benim köpeğim yoksa ben mi onların insanıyım diye...

05 Kasım 2008

red alert 3 geliyor

red alert 3 de size kapak olsun (kankasavar bir espri oldu)

red alert, orijinal olarak satın aldığım ilk oyundu. gerçi sovied cd sini kaybettim, arşivden çıkmıyor, ama allied cd hala durduğuna göre, red alert arşivimde önemli bir yer tutuyor demek için geç değil.

westwood'un yer ile yeksan olmasının ardından command and conquer serileri ile ilgili ürünler electronic arts'ın sineğin yağını çıkarıp satma politikası çerçevesinde üretildi. bu zincirin son halkası ise red alert 3 oldu. henüz oynamak nasip olmadı ama, red alert 2'nin c&c serileri içerisinde en sağlam taktik savaş imkanı sunan oyun olduğu düşünülürse, ra3'ün iyi olmasını ummak mümkündür denilebilir.

bu arada, red alert'in ilk sürümü cd classics adı ile ücretsiz olarak internet üzerinden dağıtılıyor. bundan da geçtiğimiz ay, oyungezer'in dvd ekinde oyuna yer vermesiyle haberim oldu. oynamamış olanlar indirip oynayabilirler.

notlar:
1 - red alert for win 95 denilen zımbırtıyı vista'dan nasıl sileceğimizi bilen varsa bir şekilde bana öğretsin... internette bulduklarım hiç işe yaramadı... formatı düşünüyorum. 

2- bu zımbırtıyı linux'a kurmak için wine (wine is not an emulator) ayarları falan ile ilgili bilgisi olan da beri gelsin bu arada. 

3- bi de red alert: a decade later yazısı var ki, onu da okuyun derim ben.

oyun yazıları üzerine

internette yayınlanan oyun yazılarında, kağıt dergi formatını benimsemenin sorunlu olduğuna inanıyorum.

internet okuru büyük çoğunlulukla kısa ve derli toplu, özet bilgi şeklinde metinleri başvuru kaynağı olarak tercih ediyor. daha uzman ve tematik sitelerde, farklı yazarların farklı detaylar üzerindeki farklı yorumlarına verilen bağlantılarla da bakış açılarını şekillendirmekten yanalar...

internet okuru, sayfalar dolusu ve hayli de laf salatası muhabbet taşıyan, tamamı dil ve semantik bakımından yetersiz, çoğu da özensiz olan görüntüde "inceleme" yazılarına itibar etmiyor.

türkiye'deki internet oyun yazarları da zaten oyunları bir çok yönüyle ele alıp planlı ve tutarlı bir eleştiri yazısı yazmaktan çok, bir oyuncu gözüyle baktıkları oyunu okura muhabbet havasında anlatıyorlar. neticede okuyucu, yazıdan sonra oyun ile ilgili çok az bilgiye ve oldukça sığ bir görüşe sahip oluyor.

yani; çok yüksek puanlar verilerek ödüllere layık görülen oyunların eleştiri yazılarının içinde bile, okurun oyunu satın almasını teşvik edecek kriterlere değinilmiyor.

hal böyle olunca pıtrak gibi çoğalan internet oyun yazarlığı, bir sektör ya da bir basın kolu olamadığı gibi, yazılı basına besleyici olacak internet kamuoyunu da yaratmaktan uzak kalıyor.

daha sonra, nasıl yazılması gerektiği ile ilgili fikirlerimi de ilave ettiririm şekerler. okursunuz

not: pcoyun.com hâlâ bir "tık" vermedi iyi mi... değil tabi...

akıl defteri

playlist
* avantasia - the scarecrow
* coldplay
* eleuvitte - inis mona (deli çalıyorlar lan)
* malmsteen - i am a viking (long live klasikler)

mood.
it would be nice to cheer-up and give excitement to people.
meâli: şimdi birilerine sataşsak da aklını alsak, nice mutluluk, nice neşe yaşardık be hafız!

(not: onu bunu bırak da, mesaj alındı mı ondan haber ver "hafız"...)

post it yaprağı.
1- sakızlı rakı al
2- patlak mısır alınacak
3- bahçeyi düzenle (gondikler sikertmişler lan)
4- asimov oku, inceleme yaz, belki yayınlayan çıkar (üç beş bir şey sebeplenirdik biz de)
5- fatih'in sınavları var, ders çalıştır (sbs ne ola ki?)

kendime not: kurban bayramına kadar sakal tıraşı olup olmamaya karar verilecek... anasını satayım, sakallı halimiz devendra banhart'a benzese sorun yok da, benimkisi dudullu esnaf cami imamına benziyo yaaa...

11 Ekim 2008

Carmagedon fantezisi yakın gelecekte gerçek olursa sorumlusu Stallone olabilir

Silvestır Sıtaloni'nin "iteliyin bıteliyin" olmadan önceki tıfıllık filmlerinden Death Race 2000, tuhaf bir şekilde günümüze uyarlanıyor, yeni tarz aksiyon sineması biçiminde... Sürücü koltuğunda "Transporter amca" Statham var.

Sinema hakkında yazmayı sevmem, daha çok izleyip geçmeyi tercih ederim. Sinema hakkında okumayı da sevmem aslında, çoğu zaman beklentilerimizi yükselten abartılı öngörüler yüzünden hayal kırıklığına uğrarım. Yine de bu ay, 3,90 lık cazip fiyatıyla dünyaca meşhur Empire'ın Türkiye edisyonunu göz ardı edemedim. Türlü sanatsal yorum, bol eğlenceli yazı ve onlarca film tanıtımı arasında beni en neşelendiren haber ise Death Race'in 30 sene sonra gelen devam filmi oldu.

Konu hakkında detaylı bilgiyi türlü yerden temin edebilirsiniz, ne güne durur şu güzelim google. İnternette Türkçe içerik diye kıvranan İngilizce bilir arkadaşlar bir zahmet vikipedilesinler ortamı, bana ne. Üstelik bildirgec.org sitelerinde de (sinepil.org mesela) sinema hakkında güzel Türkçe içerik bulmak mümkün. (Yoksa da git sen oluştur, internet demek imece bilgi demek) Bu yüzden bana "ne ki la bu Death Race" diye sormayın.

Bir de Carmagedon var ki, kendisini tamamen bu Death Race konseptinden çıkıp bilgisayarlarımı şenlendirmiş eğlenceli şiddet oyunu olarak tanımlayabiliriz. Oyun halini alınca takdir edersiniz ki fantezinin boyutu akıl sınırını aşmış, hayal gücü sınırını da tokatlamış. Zombileri arabanın arkasından sallanan dev gürz vasıtasıyla katlettiğiniz bir oyun... İşte kelimelerin tükendiği nokta.

Şimdi, tüm bu gerçeklerden hareketle, gençliğini oyunlara gömmüş ve 30 senelik bir filmi ilk izlediğinde de "amanın ne ilginç film lan... eneee ramboyu dövdüler lan, ehehere" şeklinde tepki veren bir insan olarak, önümüzdeki günlerde hangi filme yahut filmlere gideceğimi tahmin edemeyen var mı?

09 Ekim 2008

Turan Dursun kimdir? Kim olduğu nasıl öğrenilmez?

Turan Dursun'dan dindar/dinci (arada büyük bir anlam ayrımı vardı eskiden, artık kaldı mı?) kesim ziyadesiyle nefret eder, kabahati imamken inancını kaybetmesi...

Şimdi durum şu: Siz diyelim ki dindar bir insansınız. Bir yerlerden (nasıl olduysa artık) duydunuz bu "zındık" (!) Turan'ın adını, kimmiş, neyin nesiymiş de merak ettiniz; şöyle bir açıp göreyim "allahsız kafir" (!) neler yapmış da bir söveyim şunun ruhuna, cehennemlerde yansın işallaaaah deyiverdiniz.

Buraya kadar normal (!!!!!!)

Girdiniz internete, malum, koca arayan da girse buluyor, yemek tarifi arayan da... Siz de şansınızı denediniz ve kendisi adına açılmış www.turandursun.com adresini görüntülemeyi denediniz.

Ama süper yurdumun müthiş mi müthiş "tertemiz bir internet elbet ttnet" yetkililerinin "Türk Seddi"ne takılıverdiniz.

Tehlikeyi bilmem ama... İroninin farkında mısınız?

Durmak yok; sansüre devam !!!

20 Eylül 2008

Bizim takımın "dominosu" Fink

Spor organizasyonlarını izlemekten keyif alıyorum almasına da belli başlı bazı branşlar söz konusu olduğunda geçerli bu durum. Mücadele düzeyini umursamaksızın basketbol ve hentbol ilgimi çeken sporlar, ayrıca bir çırpıda 100 tane atlet sayacak kadar atletizm ile de ilgiliyim.

Buna rağmen, tüm dünyada en popüler etkinlik bir spor organizasyonu olan futbol, benim futbol ile alakam Football Manager 2008 ile sınırlı. Şu anda yazı yazdığım bilgisayarda 2 oyun kurulu; FM ve Etherlords II. (ki onu da Level'ın promosyonu olarak aldım, ama bazı duel ler çok zorladı itiraf etmek gerekirse)

Ekmeğini kaleminden kazanma azminde bir yurdum genci olarak, buna ilaveten haber özgürlüğü konusunda duyarlı bir kimse de olarak, yüksek tirajlı ulusal gazetelerin yanı sıra bazı düşük tirajlı gazetelerle ulaşabildiğim müddetçe yerel gazetelerden bazılarını takip eden de bir kimseyim.

Bir iki kere Fotomaç/Fanatik almışlığım var, lisedeyken bir dönem (Mirsad'ın NBA de olduğu sene) her hafta Fanatik Basket aldığım da doğrudur; bunun haricinde spor basınını tematik gazetelerden değil de günlük gazetelerin spor sayfalarından takip ediyorum.

Şu kadarını söyleyeyim: Yerelinden tiraj şampiyonuna kadar, en büyük bütçeli ve adeta düğün davetiyesi kalitesi ve hacmindeki en dandik gazetede bile ortak olan bir sayfa kolu varsa o da spor sayfasıdır.

Elbette bu gazeteler spor sayfaları konusunda kaliteli işlere imza atan, başarılı gazetecilik örnekleri veren yazılar yazan sayfalar değil. Ortaklıkları sayfaların berbatlığından geliyor. Hatta şu kadarını söyleyeyim, yerel gazetelerin spor sayfaları ulusal gazetelere en hafif tabirle 5 basar.

Günlük gazeteler içinde en derli toplu yorum ve analizleri verdiğine inandığım Radikal. Diğer gazetelerin spor sayfaları şişirme yazılarla dolu. Bununla birlikte spor haberleri için başat kaynağım daima internet, daha sonra da televizyondaki haber kanalları. Size de spor haberleri ve yazıları için bu mecraları değerlendirmenizi öneririm.

Not: Basın özgürlüğü konusunda yazmıyorsun diyorsunuz. Alın size basın eleştirisi yazısı. Spor sayfasında bile şişirme yazılar yazılıyor, hiç bir şeyin ciddiyeti yok, ben neyi neresinden tutup basın özgürlüğü yazayım size. İnsaf edin ama siz de...

Bunu Okumadan Geçmeyin

Bana inanmıyorsun bari korsana da inanma

Bilişim güvenliği uzmanı falan değilim. Bilgisayar mühendisi ya da programcısı da değilim. Hatta matematiği CB ile, mantığı (beşinci alışımd...

Blogun Kare Ası