24 Kasım 2008

bazı kararlar aldım arzederim


çift yönlü bir mekanizma karar: hem alınan hem de verilen bir şey, üstelik her iki durumda da aslında aynı şeyi yapmış oluyorsunuz. ama ne tuhaftır, semantik (off ne tarz kelime) (sus ağzına ağzına vururum bak) olarak birbirinin karşıtı gibi görünen iki kavramla da ilişkilendirlebiliyor.

tamam, karar verdim, daha önceki kararıma sadık kalarak burayı felsefe çukuru çizgisine sokmuycam yeniden.

1- blog genelinde türkçe kurallarını yer yer kasten (alaşağı edilmeyen tek ilke/kural kural kırıcılık ilkesi olsun mu?) yer yer de klavye sürçmesi sonucu tersyüz ederken, işe bak, başlıklarda bir özen bir özen... sanırsın sinan özen! (kabul etmek lazım ki kankasavar bir espri oldu) başlıklar bundan sonra daha kuralsız, daha sinir bozan, daha zincirbozan (türkiye'nin siyasi tarihine gönderme içeren blog iletisi)

2- göbek çıktı meydane, memeler desen zaten şahane!!! kilo yine olmuş mu sana 110? var mı fazlalık bi 20 kilo? vermek lazım mı bunları? 20/2=10 ay yaptı mı sana? ilk 4-5 kilo hızlı gitse 6-8 ay olsa daha mı iyi? aç mı dursam spor mu yapsam? ikisi birden mi? fırsat bu fırsat, dağa mı çıksam her gün ben?

3- önce kur'an dili, sonra osmanlıca ve nihayetinde de arapça ve farsça öğrenmek istiyorum. hatta kur'an hocası bile ayarladım, derslere başlıyorum. devamında gelsin orijinal metinlerinden arap/iran/osmanlı belgeleri...

4- tam 2 yıllık işsiz hayattan sıkılmadım da, göbeğin çıkmasına en büyük sebep hareketsizliğimin mimarı bu oldu. maaş almasam bile bi işe yamansam, tecrübe gösteririm cv falan yazacak olursam. ilk hedefim gazeteler. (radyo işi olmadı aga... sad smiley diycem ama ne fayda)

5- kapsamını (ve haliyle adını da) yazmak istemediğim (okuyup çalan olur allah etmesin) bir blog projem var. ancak kendi domaini falan olucak şekilli .com lu falan... beleşe site açmak kolay tabi, de mi ozan? eheree!! neyse, işin masrafları ve maliyetlerini hesaplarsam başlıycam, o zamana kadar para kazanmak istemiyorum. evet. belki hayatın anlamını bulmadım ama çok sıkı bir eğlence kapısı buldum gibi geliyor.

6- sabilikten beri amatör olaraktan oyun yazarlığı yapmış bir kimseyim, kendime yine amatör olarak da olsa bir ekibin içinde yer bulamıyorum ya, helal olsun yani bana... ilk iş bir mecra bulup yazacağım! blog yazılarımla da destekleyeceğim kendisini.

7- ozan'ın ricalarıyla giriştiğim bir iki blogda misafir sanatçı kimliğime ilaveten başka blog hevesim yok. ekşi sözlük yazarı da değilim, ona da meyletmedim. "sen şeydeki şey misin?" diye sormayın artık bana. (bu da nasıl bi kararsa... aldığım kararlar listesinde saydığım şeye bak)

bugün odun gelmedi ben de saçımı doğradım

iyice kafaya koymuştum aslında keçe olmaya yüz tutmuş saçları biraz canlandırmayı, annem hepten bastırınca "kalk gidelim" diye, bugün aniden kalkıp adapazarı'na gittik.

tümden kesmedim elbette, 20-25 cm kadar kısalttım alt tarafı. ama başka bir şekil aldı kafa. değişiklik.

kadınların stres altındayken neden kuaföre koştuklarını da anladım bu tecrübeden sonra. artık daha çok seviyorum kadınları.

seviyorum kadınları. (mevzuyu buraya bağlıycam diye canım çıktı, takdir edin)

2008 krizi hakkında düşündüklerim

bir ekonomist değilim, eğitimim/bilgim/ilgim de yeterli değil... açık maçık, kamu yönetimi öğrenimi görmekte olduğum için hani hiç değilse ucundan kulağından temasım var diye... eh, gazete de okumuyor değilim ya...

benim de bu krize ilişkin tespitlerim var. yorumlamak ya da eleştirmek isteyenler, mümkünse tamamen amatör hatta bırakın amatörü "kahve ağzı" seviyesinde bir entry olduğunu hiç akıldan çıkarmasın. "sayın öztürk" falan diye yorum yazmayın yani başlığa...

1- kriz finans sektöründe çıkmış hede. reel sektör (bakkaldan alınan ekmeğin, tarladaki buğdaydan mideye kadar geçirdiği süreç :p) dedikleri alanda etkisi kademe kademe artarak hissedilecek. yabancı piyasalarda henüz ortaya çıkmadan türkiye'de "teğet geçecek hamdolsun" demenin alemi yok, ancak finans açısından da öyle büyük bir çalkantı yaşamadık sanki henüz.

2- batan şirketler dev sermayeler. korkunç riskler almışlar. türkiye'ye yatırım yapan yabancılar için türkiye bir risk pazarı değil, adeta pazar araştırması denilebilir. parayı çekeceklerini tahmin etmiyorum. yabancı sermaye türkiye'den "kaçmaz" ama zararlarını telafi etmek isteyecekleri de kesin, "güvenli liman" şeysi bana inandırıcı gelmiyor.

3- türkiye'yi en çok etkileyecek olan yabancı kaynaklı maliyetler. özellikle de enerji. dolar fırlayınca petrol fiyatları düşse bile bizim üreticimize maliyet yükü getiriyor.

4- bu noktada, bizim hükümet abd gibi milyar dolarlık bir finans paketiyle piyasaları yatıştıracak konumda değil, o belli. buna ihtiyaç da yok. büyük işten çıkarmalar yaşanmaması için maliyetleri düşürecek önlemler alınmalı. mesela enerji fiyatları için radikal kararlar alınmalı.

5- bu kriz akp gibi oy satın alan partilere yarayacak. fakirin sobası yıllardır akp'nin kömür rüşveti ile yanıyordu, şimdi ocağı da akp tarafından yakılacak. bunun maliyetleri devlete fatura ettirilmemeli. yoksa akp kendi ayağına işemiş olur.

6- muhalefete yapacak hiç bir şey kalmadı. faiz dışı fazla tartışmalarından bile galibiyetle çıkan, tam bir politika cambazı olan akp'yi yıkacak bir muhalefet yok. bu yüzden bu kriz ortamında akp'nin büyük oy oranlarıyla yerel seçimlerden galip ayrılacağını tahmin ediyorum.

7- büyük buhran gibi bir aşırı işsizlik oluşur mu bilmem. oluşmasına daha var, onu biliyorum. iş o noktaya gelirse domino etkisi yaşanacağı kesin. henüz işin kokusu çıkmadı.

8- büyük buhran ne demek. kahve algısına tezat oluşturacak biçimde, aşırı enflasyon olmayacak. tam tersine deflasyon yaşanacak. ancak üretim/tüketim her şey duracak. benim tahminim işin o kadar büyümeyeceği. ama "enjoy kapitalizm" çılgınlığının da "tarihin sonu" saçmalığının da yanlış olduğu anlaşıldı.

9- gaza gelmeyin! işler düze çıkacak. çıkınca her şey eski tas eski hamam gidecek. kapitalizm dediğimiz şey bir insan gerçeğidir. ne kadar vahşice olduğuna göre toplumdaki kapitalizm algısı değişir. babil/fenike koloni ekonomisinden beri, yani 3500 senedir farklı biçimlerde geçerli olan bir sistem kapitalizm.

10- maden, bilhassa ağır metal sektörleri asla önem kaybetmez. bunlar krizden olumlu bile etkilenebilir. yatırım yapacaklara ya da iş arayanlara tavsiye olunur. madencilik de 3500 senedir önemi azalmayan bir iş koludur. işin temelinde maden cevherlerinin kimyasal özellikleri yatıyor ve bildiğim kadarıyla bu kimyasal özellikleri de 4,5 milyar senedir hiç değişmedi (u: smiley was, is and will always be here)

tekrar hatırlatıyorum, bu görüşlerim tamamen farazi. yanlış da olabilir, saçma da. yorum yazanlar insaflı olsunlar.

22 Kasım 2008

fallout oynadım

fallout serisi fallout 3 ile devam ediyor.

wasteland ile başlayan ve fallout etiketiyle devam eden seride, rpg öğeleri bu kez fps/aksiyon öğeleri ile harmanlanmış, bol öğeli bir oyun ortaya çıkmış. headshot ile vurup düşürdüğümüz rakiplerimiz western filmlerdeki gibi havada takla atarak ölüyorlar... ilginç.

detaylı yorum/analiz/eleştri/inceleme yazarım, neticede fallout fan deyince ben varım. üstelik de 10 senelik oyun yazarıyım. işim bu.

şimdilik bir count down list yapıyorum:

fallout 3 mutlaka oynamanız için sebepler:
1- hikaye devam ediyor. daha ne olsun
2- üçün beşin hesabını yapmam ama üç boyutlu fallout evreni çok dadlu
3- oblivion dinamiği birerbir fallout'a aktraılmış
4- dogmeat! supermutant!
5- süpppper seslendirmeler... artık daha çoklar... havaya sokuyorlar
6- günümüz ahlak sistemiyle dalgasını sağlam geçiyor

fallout 3 gibi bir oyuna yakışmayan hareketler:
1- role play tadı eksik, olay aksiyona dönmüş
2- görev sistemi basitleşmiş
3- öykü/kurgu ya da olay örgüsü denen şeyden eser yok
4- oyun headshot endeksli olmuş
5- oyun alanı çok küçük
6- 50'lerin soğuk savaş paranoyasına göndermeler yüzeysel

18 Kasım 2008

bir yaratıcı insan neden bu romanları oyun yapmaz

1- taras bulba
görkemli savaş atmosferi, hastalıklı şiddet tasvirleri, insanı şaşırtan karakterler ve duygudaşlık kurmakta güçlük çekilecek, içine girmesi zor bir hikaye... tolstoy'un bu klasiğinden süpper bir rts, rpg ya da fps çıkarmak mümkün. gelişen rus yazılım sektörü yakında buna elini atabilir

2- semerkant
ortaçağ'ın mezopotamyası ile yakınçağ'ın amerikası arasında süregiden, alparslan'ın anadolu fethi, alamut kalesi fedaileri ve hayyam'ı hem arkaplan hem de ana karakter olarak kullanan bir roman, neden bir oyun olmasın... gayet elverişli değil mi bir adventure olmaya?

3- amat
fantastik öğelerin, felsefe ve mitolojinin, akla gelen bin bir türlü hayal ürünü nesnenin bir araya geldiği muazzam romanın, denizci/korsan oyunlarına harika bir arkaplan oluşturacağı muhakkak... sürpriz sonu ve eğlenceli hikayesi ile harika bir proje ortaya çıkabilir. bu olayı gerçekleştirecek yerli yapımcı olmaz mı? (olur mu?)

4- benim adım kırmızı
nobelli orhan abinin romanı, içerdiği bir çok katmandan sadece polisiye öğeleri kullanılarak bile bir değil en az iki oyun çıkarılabilecek yoğunlukta bir eser. böylelikle kitap okumaz, siyasi tavrı nedeniyle afaroz edildiğinden dolayı da orhan'dan tiksinir konumdaki türk genci belki bu mecra ile de tanışır (iyimserlikte bir numara)

5- ninatta'nın bileziği
her devrin filmi/oyunu var da maden devrinin bir dönem filmi/oyunu yok. oysa o dönem için yazılmış bir çok kitap var. ahmet ümit'in döneme ait hitit edebiyatının biçemini yansıtmaya gayret ettiği ve tarihi gerçeklere uygun olarak kurguladığı romanı/öyküsü, çok hüzünlü bir oyuna ev sahipliği yapsa da piksellerimiz biraz da gerçekçi antik çağ oyunu görse...

16 Kasım 2008

tercih listesi

hangisini seçerdin? kimi insan için kolaydır tercihler, "pencere kenarı olsun"... kimisi için en basit şey bile zordur, "allahım çorbama tuz koyayım mı, teletabi, amin"... ama şurası kesin ki herkes belli başlı hususlarda ikilem yaşar. işte size benim ikilemlerim:

- çok sıkışık geçirdiğin saatlerden sonra çişini yapmak mı yoksa seks yapmak mı (ne yalan söyliyim, çişi tercih ediyorum)

- jude law yahut jack black (jack black tip olarak genel hatlarıyla çok az bana benziyor, hani tombiş yanaklar, böyle yakışıklı değil ama sempatik tabir ettiğimiz insan modeli, ne olur onu seçin kızlar diyorum)

- e-mail oldukça hızlı bir iletişim yolu, pekiyi ama mektubun sıcaklığı... (halt etmiş mektup, postacılar belki işsiz kalacak ama e-mail bile demode artık, im ve voip ortamlarından sonra)

- odun yanan bir şömine mi yoksa anında ısıtan bir infrared ısıtıcı mı (ki bütün romantizmi elimin tersiyle itip ısıtıcıyı seçmemi sağlayacak iki koca kışı atlattım arkadaşlar, belirteyim)

- newsweek mi yoksa der spiegel mi (türkiye edisyonu da olduktan sonra benim tercihim newsweek ama der spiegel'in de türkiye edisyonunu görmek isterdim doğrusu)

- the simpsons oder the family guy (donuts are much like life, round in the outside and empty in the middle - homer j simpson)

- age of empires / command & conquer (ilk gözağrısı derler c&c ye ama, mythology felaketini saymazsak aoe ezer rahat)

- seks mi sarılıp uyumak mı (listenin başında haksızlık ettiğim için senden özür diliyorum seks... tabi ki daima seks...)

- internet explorer mı yoksa mozilla firefox mu (google chorome dersem tam bir göt gibi davranmış olurum)

- blogger gavur işi, blogcu çok yöresel (ki bu site şimdilik bloggerdan yayınlanıyor, değil mi paşam)

- blog mu ekşisözlük mü (seçiminde daima blog tercih edilir, çünkü blogda moderasyon senin elinde paşam..)

- blog mu günlük mü (ben blog dan yanayım, eğlenceli bir alternatif edebiyat oluşturuyor kanımca)

- chp mi akp mi (chp... ama oy pusulasında başka partiler de var)

- yarısı dolu mu yarısı boş mu (daha da önemli soru, suyun yarısını kimin içtiğidir... ben içtiysem, kalan yarısını da içerim, başkası içtiyse "olm git bana yeni su getir"... "ya da vazgeçtim rakı koy bana rakı)

yeni rakı mı efe yaş üzüm mü (sonuna kadar yeni rakı... ama bir ara izmir sakızlıyı da deneyin)

devam edecek...

15 Kasım 2008

yaşasın blogger

evet, aylar hatta yıllar süren kişisel gelişim yolculuğumda tuttuğum yepisyeni bir yol var. yaşasın ifade hakkı! yalnız şu da var, bu hakkın ne kadar süre daha elimizde kalacağını bilmiyoruz. şu yahudi/ermeni/rum/her-türlü-kötülük-amaçlayan-kurum-ki-büyük-olasılıkla-din-ve-millet-düşmanıdır sıfatlı google denen şeytan şirketin emeli ve ameli ne gösterir bilinmez...

bütün dünya el birliği etmiş, bizim kötümüze kötüme kirmek istiyürler.

ne türkiye'ymiş be arkadaş!

ha, beslendiğim membaları birbir yazsam, haklarında da iki kelam etsem... mi???

1- internet tarihçesinde her türlü--- web 1.0/2.0/2,5 --- daha önce mirc/icq muhabbetleri --- sonradan sonraya ekşi sözlük benzeri oluşumlar ve sözlük klonları --- nihayet bilimum imece evet!!

a) mirc - bu atraksiyondan öğrendiğim şey, internette, çoğu zaman da takma adla imzalanmış, yazıdır resimdir, yorumdur falan görürsen çok ciddiye almayacaksın. yazan kişinin gözlüklü/sivilceli olma riski tavan yapmıştır.

b) forum siteleri - efenim "kendi uploadumuzdur" furyasından önce adam kipin fikir tartışılan forumlar da vardı ama artık kalmadı tabi... onlardan çok esaslı bi kişilik edinmek mümkün değildi, ama site reklamı yapmak ve bir iki kafa dengi "im-buddy" (instant messaging buddy= sadece internette mesajlaştığın kanka benzeri kişi ya da kurum) çıkarmak mümkündü.

c) ekşi sözlük ve klonları - büyükçe bir "iyilik yaz internete at" fikriyatı, ayırca sağlam bir mizah anlayışı kazandırdı bir nesle... bu kadar şişmanlamasa çok eğlenceliydi ekşi, ama onun açtığı yolda gösterdiği hedefe durmadan yürüyen klonlar sağolsun. not: ekşiden atılıp da ekşiye laf eden klon site yazarlarına ayrıca kafam girsin... insan utanır lan :p

2- yani, neticede vardığım nokta şöyle, blog yaz denize at.. aman o espriyi yaptım, ses de getirmedi sanırım daha önce...

3- blogu okuyan yoktu önceden, bundan sonra da olmayacak ama asıl önemli olan evrimsel süreç içinde blogların o kadar ciddileşmesi ki yasaklanır hale gelmeleri... birileri kafaya takıyor arkadaş bizleri...

4- işte bunun içindir ki, öyle gri ve "ne oluyorsa ben biliyorum" büzzüklüğü yaptığım blog da sıkabilirdi beni. elimde kitap/gazete/dergi dolu, klavyem elimin altında, yazmadan duramam. yazdıklarımı türlüsünü okduğum saçma sapan şeyler gibi gri tonda yazmak yerine gökkuşağı gibi rengarek de yazabilirim.

5- gökkuşağı versus gay ve lezbiyenlere özgürlük... and the winner is, "en az üç çocuk yapın"

Bunu Okumadan Geçmeyin

Bana inanmıyorsun bari korsana da inanma

Bilişim güvenliği uzmanı falan değilim. Bilgisayar mühendisi ya da programcısı da değilim. Hatta matematiği CB ile, mantığı (beşinci alışımd...

Blogun Kare Ası