okumak için http://kissa.be/1tz
17 Aralık 2008
olması gerekenler serbestlik ve engelleme
olması gerekenler 'e bir imza da benden: serbestlik ve engelleme (korku ve titreme gibi karizmatik bi başlık olmuş :p)
playlist
yepisyeni bir blog etiketi ile karşınızdayım pıtırcıklar: playlist.
aslında bu etiketi now playing türevi olarak şimdi çalınıyor gibi bişey yapmayı düşündüm ilk. ama sonra vazgeçtim, dedim ki kendime, etiketler listesinde playlist'e tıklayan adam sankim de bir playlistmiş gibi sadece şarkı isimlerini görsün, etiket doğrudan şarkı isimlerini göstörsön dıhlayana...
bu yüzden, eski bazı "uygun" iletileri de playlist diye etiketlemeye başladım, tabi bu iletiyle beraber...
hem madem bu ileti de bir playlist şeysi oldu... o vakit çooook uzun bir torrent listesine de http://kissa.be/1tx adresinden erişin bakalım...
16 Aralık 2008
kelimenin tam anlamıyla uncharted
2007 ortalarında oyun yapımcılarının basın tanıtımlarını okurken uncharted ile tanışmıştım. görselliği ile bir "makine sattıran" oyun olduğu her halinden anlaşılıyordu.
derken, bazı görgüsüz (adisin kızım :p) arkadaşlarımızın facebook'ta hava attığını gördüm, şahit oldum:
"al dedim sana, al, al!!! al sana oyun, al sana atmosfer... al sana 'nöööölüyo homuğayum' dedirten dakikalar" diye bağırdım kendime... küfürler birbirini kovaladı.
tanıtımda geçen 1080p ve ps3 ibarelerini görünce, oynamamın hayal olduğunu anlamıştım: full hd bir televizyon ve ps3 almak demek 3000 yetaale masraf demekti, bende ise tek kuruş yohidi.
derken, bazı görgüsüz (adisin kızım :p) arkadaşlarımızın facebook'ta hava attığını gördüm, şahit oldum:

ders 1: facebook'a yazdığımız next-gen oyun isimleriyle erkek tavlamak
işte bu durum beni derinden yaraladı. sabilikten beri oyun oynayan, oyun eleştirisi yazıp yayınlatan bir civanmert unchartedsız kalmış, elin kızı tıkıtap tıkıtap ps3 oynuyor!!! allahtan reva mıydı bu?
tamam, ne crysis'in teknolojik yeniliklerini, ne dead space'in yeni nesil yaklaşımını, ne bioshock'un atmosferini ve ne de farcry'ın hikayesini (ilkini tabi, ikincisi çok sıradan) bulmak mümkün uncharted'ta... ama görsellik... öyle farklı bir görsellik ki bu! yansıma ve ışık efektleri, kaplamalardaki saydamlık ve pastel tonları, tüm bu yüksek seviye gerçekçiliğe tezat blur yemiş kaplamalar... uncharted tam anlamıyla yepisyeni bir deneyimdi.
ve ben ondan mahrum kalmıştım.
naughty dog'un, sony ile işbirliği ile hazırladığı ve bir ps3 pack'te konsolla beraber de gelen oyuna devam oyunu yapıldığını öğrendiğimde, içimde bir umut belirdi: acaba 2009'da iş bulup 50" plasma ile 80 gb ps3 almam mümkün olur mu?
sonra şu videoyu gördüm ve dua etmeye başladım (izlemeden önce reklam var, büyük ihtimalle mushroom man... adamın aklını başından alan saçmalıkta bi ds oyunu :p)
"al dedim sana, al, al!!! al sana oyun, al sana atmosfer... al sana 'nöööölüyo homuğayum' dedirten dakikalar" diye bağırdım kendime... küfürler birbirini kovaladı.
drake's fortune ve şimdi de among thievs...
14 Aralık 2008
ömrüm seni sevmekle nihayet bulacaktır

ömrüm seni sevmekle nihayet bulacaktır
yalnız senin aşkın ile ruhum solacaktır.
son darbe-i kalbim yine ismin olacaktır
yalnız senin aşkın ile ruhum solacaktır.
ne ki bu diyenler için: http://getir.net/11b adresi öneriliri
12 Aralık 2008
doktor korkuyorum
korkma evladım, korma kuzum. hepimizin korkuları vardır, bir kısmı fobi nispetindedir de, ne bileyim bazıları sadece pis elektrik ölçüsünü de geçmez. itten köpekten korkmak değil de, yahut bendeki gibi kalabalık korkusunu kastetmiyorum; böyle etrafımızda gördüğümüz bazı detaylar vardır hani, başka kimsenin fark etmediğini sanırız da bir de bakmışız ki onlarla aynı frekanstayız (ki o kişiler kız olsa da aşık olsak)
işte benim frekansıma takılan bazıları:
- ellerini yelek/hırka cebine sokmuş öğretmen (tercihen matematik)
- ayakları pantul paçasının içinde kaybolacak kadar küçük olan erkekler (ki bak bu da lise fizik öğretmenim... iyi tırsmışım adamdan)
- yabancı bir dili farklı aksanlarla konuşabilenler (yahut konuşabildiğini sanıp bir de bununla hava atanlar... bkz: tamer karadağlı)
- çalışanlarıyla yüz göz olmuş patron ("alii git bana kahve söyle kendine de viagra al lan küçük pipilii"
- büyük gibi davranan/giyinen küçükler (bayramda, kendisi takım elbise giydiği halde benim elimi öpmeye çalışan çocuk... listeye aldım seni)
- otobüste muhabbet açmaya yeltenen yan koltuk kişisi ("- kardeş memleket nere?" saksonya hayatım, sana da attıram mi sakso)
- gri pardesü/trençkot gitmiş bürokrat görünümlü dolmuş/otobüs/metro yolcusu (lan bu beni mi takip ediyo... kablonun faturayı geciktirdik diye yapılacak muamele mi lan bu)
- çarşaf giyen kadınlar!!! (baykal kızmasın da... o çarşafın altında bazuka/kalaşnikof falan varsa kötü sıçızlamaz mıyız hafız?)
devam edecek
04 Aralık 2008
öğrenci evinde misafirlik izlenimleri

misafirlikte niyeti önceden belli etmek faydalıdır
dün akşamı ömer'de starcraft oynayarak geçirdim. beni öğrenci evine misafir etti. allaha şükür temiz düzgün adamlar bulmuş da ev sağlam duruyodu. ne öğrenci evleri gördüm zaten yoktular, yahut varlıklarını ispat için mahalle muhtarına rüşvet vermek gerekirdi...

cebimden cümle çıksa, böyle çamaşır yıkanmadan önce unutulmuş, buruş buruş kırışık... yukarıda son cümle olarak yazdığımdan daha düzgün bi cümle olurdu. onun için direkt konuya giriyorum:
1- öğrenci evinde yemek saati, uyku saati, parti saati diye bişiy olmaz... aynı anda evde ders çalışılır, uyunur ve starcraft oynanır... biraz çabalasan o evde sevişirsin bile (ama işin o boyutu pipililer adlı blogun konusu... ben ordan uzaklaşayım...)
2- öğrenci evinde türlü tartışma ve kavga olur ama şu da bir gerçek ki, ev sakinlerinin paylaştığı odaların yüz ölçümü, kişinin evdeki statüsünü belirler... büyük odayı en taşaklı olan kapar, küçük odada en yumuşak olan yatar... (ömer'in odası en küçük odaydı...)
3- evde üç kişi yaşıyorlardı, ancak (isimlerini unuttum) sadece bir ev sakinin kütüphanesinin "işte bu bir kütüphanedir" diyecek kadar kalabalık olduğunu sezdim... bana çok yabancı bir durum, evde 3000 kitap var... ama evdeki cd/dvd toplamı, benim ömrüm boyunca gördüklerim kadar rahat vardı... çoğunluk ömer'in odasındaydı... ömer'de sadece ders kitapları vardı.. (not: ömer'e bi kitap hediye etmek lazım)
4- öğrenci evinde kalan birisine verdiğiniz herhangi bir hediye, evin tüm sakinlerinin ve misafirlerinin de kullanımına sunulur... örneğin ben eve gelen böreklerle ve susamlı fıstıklarla kahvaltı ettim.
5- her genç erkeğin rüyası olan "öğrenci evine kız atmak" fantezisi, kusura bakmayın ama, başlamadan biten bir rüya gibidir... çünkü duvarlar ne kadar kalın olursa olsun, odanın kapısı kapanınca, evde sizin o anda seks yaptığınızı bilen en az 2 erkek daha varken performans sergilemeniz mümkün değildir.

hoyrat kullanılan bir öğrenci evinde yaratıcılığın sınırı yoktur... işte bir tost makinası yaratma deneyi
6- öğrenci evi, bütün evler içinde en çok yankı yapan evdir... gecenin bir yarısı, 3 adım ötedeki tuvalete giderken, evdeki herkesi, hatta ulan bator'daki gece bekçilerini uyandıracak kadar gürültü yapabilirsiniz.
7- sakar bir insansanız, asla ama asla misafirliğe gitmemelisiniz... ya da gidiyorsanız, ömer gibi arkanızı daima toparlayacak sağlam bir kankitonuzun evine gitmelisiniz... çünkü yaptığım o kadar hayvanca gürültüye ek olarak, bi de yattıktan 2-3 dakika sonra ütü masasına yumruk atarak kafama düşürmemle geceye son noktayı koydum... bu sizin de başınıza gelebilir. (gülmesene be...)
8- misafirliğe gittiğiniz ev öğrenci evi de olsa bekar evi de olsa, ömer gibi harbi bi kankitonuz da olsa... ne olursa olsun, o evde istenmeyen adamsınızdır. bir an önce evi terketmeniz yararınızadır. 2-3 gün üst üste kalırsanız kiradan payınıza düşen meblağı ödemeniz gerekir... ev sakinleri talep etmeseler bile görgü kuralları bunu gerektirir.
9- öğenci evine baklava alarak gitmek faydalıdır. öğrenci evine eli boş gitmek hayvalıktır (ben yaptım ordan biliyorum)
10- asla ama asla, bir öğrenci evinde misafirliğe kaldıktan sonra, ertesi gün ilk iş olarak izlenimlerinizi internete yazmamalısınız... bir daha o eve girmeniz söz konusu olmayabilir
03 Aralık 2008
organize olmalarından korkulan topluluklar
beslendiğim membalardan birisi de ekşi sözlük, (büyük yazayım reklam olsun, lol) bunu defalarca dile getirmiştim. blog ortamını da artık felsefe prangasından kurtardığım içiçn, bu minvalde değişiklikleri de bloguma ekliyorum evet

bu çok zaruri (hazır olun farsaça konuşucam birazdan :p) açıklamanın ardından, yaşasın geyik diyerek bir "ekşi sözlük başlığı" esintilili ileti yazıveriyom kankitolar... (ömer emre falan bu kankitolar :p) bu şekilde, blogda yepisyeni bir etiket olarak "ekşi" etiketi de böylece başlamış oluyor... Yazıların tarzını anlatmak için iyi bir etiket kanımca..

geyik candır
bu arada, hazır başlığı açmışken, içine ekşisel bir ekleme de yapsak mı...
başlık: organize olmalarından korkulan topluluklar
(bkz: koridorda yapanlar)
(bkz: tatmini egzozda arayanlar)
not: bu başlıklar da tez zamanda açılacak blogda, ama bakalım ne zaman?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Bunu Okumadan Geçmeyin
Bana inanmıyorsun bari korsana da inanma
Bilişim güvenliği uzmanı falan değilim. Bilgisayar mühendisi ya da programcısı da değilim. Hatta matematiği CB ile, mantığı (beşinci alışımd...
Blogun Kare Ası
-
D-Smart hafta içi her akşam House M.D. 'nin tekrar bölümlerini veriyor... Sonra da pazar günleri beş bölüm üstüste maraton çakıyor. U...
-
Kadınların paylaşacak daha çok materyali var. Popodur, efenime söyliyim genital bölgedir, herkeste var. Bir çift meme de Allah'a şükür b...
-
Bu ne sıcak lan? Olm bak adamın akılını başından alır, mübalasız söylüyorum götümden ter akıyor. Evet götümden! Arkama yaslanıp film seyrede...
-
Bilişim güvenliği uzmanı falan değilim. Bilgisayar mühendisi ya da programcısı da değilim. Hatta matematiği CB ile, mantığı (beşinci alışımd...