11 Eylül 2010

Ayranı yok içmeye, en pahalı faturayla girer internete


Yukarıdaki resimde, 1MBit/saniyelik veri iletim hızına sahip birim internet erişimi aboneliği için kullanıcılardan talep edilen fiyatlar gösteriliyor.

Hesabı şöyle yapalım. Japonya 61MBit/s'lik internet için, Mbit başına $0,27, yani 27 sent para talep ediyor. Toplam ücret 61*,27=$16,47. Kısaca Türkiye'deki en hızlı bağlantıdan 7 kat daha hızlı internet erişimine aylık sadece 23-24 lira para ödeniyor Japonya'da...

Finlandiya'da rakam 22Mbit için toplam yaklaşık 100 lira. İstenen toplam ücretin Türkiye'den yaklaşın %10 daha pahalı olduğu doğru ancak verilen hizmet 4 kat daha hızlı.

Televizyonlarda "Avrupa'dan da ucuza, 3liraya 1Mbit internet" reklamlarındaki "Adil kullanım kotası" gibi saçmalıklarla karşılaştırılınca, hiç bir açık ya da örtük kotası olmayan Japon interneti, yedi kat daha hızlı olduğu halde üçte biri fiyatına oluyorsa... Ben buna başka hiç bir şey eklemek istemiyorum...

10 Eylül 2010

Dünyayı ve insanları hiç sevmiyorum

Yeni nesil medya manyaklığının ne kadar berbat bir şey olduğunu 3-4 aylık internetsizlik dönemimde unutmuşum. Bu yeni nesil medyanın başarmayı hedeflediği şey insanları sürekli etraflarındakiler iletişim halinde tutmak… Oysa insan sürekli hayatındaki insanlarla iletişim halinde olamaz. Yoksa iş yapmak için kendisine ayıracağı zamanı kalmaz lan! İş giderek Wall-E’deki hale gelebilir yani.

Daha önce huzuru twit/face/feed üçlüsünü hayatımdan çıkarmakta bulduğumu söylemiştim. Şimdi bu üçlüye haftanın belli günleri kontrol ettiğim e-posta’larım haricinde kalan her şeyi ekliyorum. Sadece IM yazılımlarından bahsetmiyorum. Wikilerden bloglara, sözlüklerden forumlara kadar her şeyi. Hatta şunu da ekleyeyim, hayatımdan çıkardıklarım arasına telefonu bile eklemek üzereyim. O kadar olur yani.

Bilgisayarı sadece mail göndermek için kullanma amacıyla sınırlamak gibi bir niyetim var. Evde zaten internet erişimim mortingenstraße olduğu için zorlanmayacağımı sanıyorum. Blog yazmayı bırakmıyorum, çünkü yazmadan duramam ben ve okunmaya ihtiyacım var. Ancak şununla da yüzleşelim. Ömer ve arada sırada Emre hariç blogu okuyan yok! Olur da birileri okursa diye samimi olduğu kadar mesafeli bir dil de kullandım hep ama nereye kadar kanka? Sorarım sana, nereye kadar?

Starcraft (her ikisi de elbette) haricinde hiçbir gerekçeyle bilgisayarı açmam gerekmediği için (Ömer geldiğinde Tekken/SF/PES oynamak isteyebilirim ama onun için de PS3 alırız, nedir ki yani…) zaten Bill Gates ile de ilişkimi minimuma indirmek ve bu vesileyle yüzde yüz Ubuntu’ya geçmek için can atıyorum. Daha önce eski bilgisayarlarıma Puppy Linux ile can vermiştim. Asker dönüşü almak istediğim güçlü sistemde SC2 oynamak için belki W7 tutarım ama şu anda çoktan leptapımda Ubuntu var.

Evet, herkese aynı temizlikten geçmeyi tavsiye ediyorum.

Not: Gazete okumayı (Birgün hariç) ve televizyonda özellikle haber programlarını izlemeyi de bıraktım. Fatih Altaylı ya da Taha Akyol gördüğüm yerde kusasım geliyor artık.

Not2: Netten oynanan Web-based oyunları da bıraktım. Daha önce Ogame ve Popomundo ile ilişkim olmuştu. Bir süre kaptırdığım Travian’dan sonra bulaştığım Hattrick ve yiğenimin tüm ısrarlarına rağmen hiç bulaşmadığım Ikarıam’dan da tamamen uzaktayım. Farmville mi? Olm benim hakiki ormanım tarlam var, deli miyim sanalıyla oynuyum?

Not3: Hala GNU Backgammon, GNU Chess ve Poker TH oynuyorum ve zaten onların Ubuntu için özel package’ları da var.

Not4: Yazının başlıkla ilişkisini haftaya açıklarım, ya da bayramdan sonra yazarsam bir iki şey o zaman da gönderebilirim.

04 Eylül 2010

Bono'dan gelecek fayda Allah'tan gelsin


Yıllarca dünyanın siyasi "ali-gıran-baş-gesen" görevi üslenen U2'cu Bono'nun kısa zamana kadar boykot ettiği Türkiye'ye gelmeden önce yaptığı açıklamaları gelince yapacaklarının "teminatı" olarak gören bazı "Özgürlükçüler" şimdiden, Başbakanla görüşecek Bono'nun hangi konulara değinmesi gerektiği hususundaki görüşlerini açıklamak için basın toplantıları falan düzenliyorlar...

Bir de bana blog yazdığım için "mal" muamelesi yapıyorsunuz. İnsan Hakları Derneği ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı gibi sivil toplum örgütleri resmen "Yüreğimiz yanıyor Bono kardeş, kurban olayım bize bir çare" demek için basın toplantısı düzenledi...

Bono "Konstaniopol" dedi diye faşist sloganlar atacak değilim. II. Meşrutiyet dönemindeki resmi yayınlarda "Konstantiniyye Matbuasında neşredilmiştir" yazısını gördüğümden beri de, günümüz "Osmanlıcılarının" bu "Since 1453" takıntısını anlamakta zorlanıyorumm. Daha yüz yıl önce, o çok sevdiğiniz sadaret makamı bile payitahta "Konstantiniyye" diyormuş arkadaşım. Yüzleşin artık bu hakikatle.

Bununla birlikte, Bono nam kişinin Türkiye'deki özgürlük/adalet/eşitlik sorunlarının çözümü için Başbakanla görüşecek olması kadar trajikomik bir şey duymadım da görmedim de... Söz konusu problemler ve çözümleri olduğunda Bono ve Sayın RTE için benim aklıma daha çok, "Al birini vur ötekine" atasözü haklılık arzediyor.

Ne diyelim, İrlanda'da doğdu/AKP'li oldu/Helal olsun sana/Paul David Hewson (Bono'nun gerçek adı)

Bu arada Bono'nun, dünyanın her yerinde sermaye sahiplerinin ve milyarlarca dolarlık fonları yönetenlerin resmi yayın organı olma görevini üslenen ve her zaman ana akım kapitalist düzene eklemlenmek isteyenlerin ilk referansı olan Forbes'un ortaklarından olduğunu da bilmem hatırlatmama gerek var mı?

03 Eylül 2010

Boykot terimleriyle konuşmak


İktidar partisine zaman zaman taaruzlarda bulunduğum blog'da ister istemez antipatik görüntü sergilediğimi biliyorum. Genel düşüncem itibariyle sadece mevcut iktidarın değil tarihte Türkiye'de iş başına gelmiş tüm iktidarların "muktedir" olmaktan fersah fersah uzakta olduğunu belirtmiştim bir kaç kez.

Gevurun "Men behind the courtain" dediği, bizde de "Birileri düğmeye bastı" şeklinde cereyan eden hadisenin akla ne kadar yattığını başka zaman (askerden sonra mesela), başka bağlamlarda ve kendi meşrebimce yazarım yine... Ama hadise doğrudur: Ülkeyi yönetenler ticaretlerinden bekledikleri verimi alamayınca hükümete bir referandum sipariş ettiler, belki işler düzelir deyü...

Taslağı hazırlayan AKP'nin evet propogandası, ana muhalefet CHP'nin hayır propogandası her yerde boy gösteriyor. Bir de sırf AKP'ye gıcıklık olsun diye hayır diyen MHP ile, sırf CHP'ye gıcıklık olsun diye evet diyen eski devrimci/yeni liberaller güruh var.

"Kürtler'in Türk anayasasına oy vermesi imkansızdır" diyen BDP'nin boykotunu bir kenara bırakıyorum... Referandumu sadece referandum olduğu için boykot eden kimse yok. Muhtar seçimi için verdiği oy hariç sandığa gitmeyen Barış Uygur'a selam ederek şu notu düşmek istiyorum ki; bilhassa referandumun demokrasiyle alakası olduğunu kimse iddia etmesin.

Demokrasi teorisine göre; "... her insan kendisi için en iyi olanın ne olduğunu bildiğine göre herkesin başta kendi kaderini sonra da içinde yaşadığı toplumu yönlendirmeye hakkı ve yetkisi olmalıdır. Modern çağın gereklilikleri bir çok alanda uzmanlaşma ve işbölümünü gerektirdiğinden, herkes yönetimin belli basamaklarında kendine uygun bir alanda işgöremeyeceği için, belli aralıklarla yapılan seçimler aracılığıyla bürokrasi basamağındaki kademelere getirilecek olan yetkililer halk tarafından seçilir. Böylelikle halkın kendini yönetmesi eylemi gerçekleşmiş olur."

Bu teorinin herhangi bir yerinde "yasaları da halk yapar, o kadar işinin arasında devlet yönetmeye hakkı yoktur ama anayasa gibi önemli bir metni de hemen aradan çıkarıverir, ne olacak ki" diye bir ifade gördünüz mü?

İşte onun için sandığı BOYKOT edin. Yasa yapma işini de işi yasa yapmak olanlara bırakın.

02 Ağustos 2010

Top that, bitches!!!


When Napoleon died in exile, the doctors cut off his dick. Box and gave it to his priest. Don't ask me why. Over the years, Napoleon's dick was sold and sold again to the highest bidder. To this day, at least three people claim to own Napoleon's dick. But you see, it's not important who owns the real dick. The big question is:

Who the fuck do those other two dicks belong to?

Sıcakla mücadele yöntemleri

  1. Su için. Vallaha bak. Yaratıcı değil ama kesin çözüm.
  2. Bira içmeyin... "Buzzzz gibi bira" fikri ilk başta kulağa serinletici gelse de bu zaten reklamcıların istediği şey... Ne, Türkiye'de içki reklamı yasak mı... Eee, neden Samanyolu TV'de bütün kötü/fena/allahsız/karısnı-çocuğunu-döven-ama-sonunda-allahın-cezalandırıp-cehenneme-attığı adamlar hep bira içiyor da sansür yok?
  3. Klimayı en kısıkta açın ve gün boyu kapatmayın. Gece yatarken de açık kalsın. (Yaz sonu elektrik faturasını görünce kafayı üşütmeniz de garanti olur böylece...)
  4. Salatalık (hıyar) ya da karpuz gibi bol miktarda su içeren sebze ve meyveler yiyin. Yanına da bol bol su için (ilk madde)
  5. Kahve içmeyin, çayı açık için. Su için (sıktı ama)
  6. Kitap okuyun. Özellikle de Bilge Karasu okuyun. Gerçi bunun sıcakla alakası yok. Ben "Adam ol da kitap oku a eşşek" demeye getiriyorum.
  7. Demeye getirmeyin, direkt deyin. Yolu uzatmadığınız için yorulmazsınız, daha az sıcağa maruz kalırsınız...
  8. 4. madde yediğiniz salatalığı götünüze sokun! Serinlemediniz mi... Bakın, karpuz size göz kırpıyor.
  9. Bu ne sıcak lan?!

Yapma demiyorum yine yap ama hobi olarak yap

Bu ne sıcak lan? Olm bak adamın akılını başından alır, mübalasız söylüyorum götümden ter akıyor. Evet götümden!

Arkama yaslanıp film seyrederek günümü geçiricem... WDTV'yi açtım, şahane Samsung plazmayı da 1080i'ye kökledim... Koydum Matrix üçlemesini BR-Rip'ten... Eeee, izlenmiyo lan ne sıcak bu.

Elinde bir güç olsa ve dünyadaki bir şeyi değiştirebilsen ne olurdu? Ben sana söyleyim, insanın sıcağa dayanma eşiği! Valla bak... Nem dahil şu anda termometre 33 derece diyor ve ben Geyve'deyim...

Allah kolaylık versin Diyarbakır'dakilere, Mersin'dekilere Beyrut'takilere...

Bunu Okumadan Geçmeyin

Bana inanmıyorsun bari korsana da inanma

Bilişim güvenliği uzmanı falan değilim. Bilgisayar mühendisi ya da programcısı da değilim. Hatta matematiği CB ile, mantığı (beşinci alışımd...

Blogun Kare Ası