Geçen sene otobüsle Ayvalık'a giderken solladığımız bir kamyonun yanında "İstedim vermediler, ben de üstelemedim" yazdığına şahit olmuştum. Elimde fotoğraf makinesi olmadığı için bu şahane "komediyi" belgeleyememiştim. Buna üzülmüştüm de... Bundan "makara" kamyon yazısı olamaz diye düşünmüştüm çünkü. Cumhuriyet Halk Partisi'nin yeni sloganını duyunca üzüntüm bir nebze dindi, kendimi "Yağdı yağmur, çaktı şimşek..." demekten alamadım.
Kamyon arkası yazılarındaki makarayı aratmayan bu sloganı, takım elbiseli gri adamlar ciddi ciddi kampanya olarak duyuruyorlar. Üstelik iktidar partisi yandaşları (devletten alınan faizsiz kredilerle satın alınan, sonra da satılığa çıkarılan gazeteleri aracılığıyla) bu trajikomik hadiseyi sahiplenmeye çalışıyorlar!
Sadece CHP'ye değil, AKP'ye de "Siz de mi şair oldunuz?" diye sormak istiyorum gerçekten!
Buyurun buradan yakın:
» Başın düşerse dara CHP'yi ara (Hürriyet)
» CHP yeni sloganını AK Parti'den çaldı! (Sabah)
31 Temmuz 2012
Her şey satılabiir
Hayatı kocaman bir pazar yerine çevirmeye yemin etmiş olan pazarlamacılar, şimdilerde "Pazarlamacılık Dünyası" adıyla dergiler çıkararak pazarlamacılığı da pazarlamaya başladılar... Aslında en başından beri yaptıkları da budur zaten; ortada olmayan bir şeyi satarak para kazanmaktır pazarlamacılık. Parasını verdiğiniz ve aldığınız şey, pazarlamacının size anlattığı öykünün sizde yarattığı güzel duygulardır. Ürün ise "eşantiyondur" yalnızca.
Ev temizliği esnasında ablamın banyo dolabından çıkardığı, gazetelerle dergilerle falan verildiğini tahmin ettiğim, Biosin marka saç kremi tanıtım numunelerinin üstünde yazan "Complex C7 Formüllü" ibaresini görünce aklıma takıldı...
Complex C7 nedir? Bilen duyan var mı? C6'sı ya da D2'si falan var mı bu "Complex" formülün? Ne bu?
Pazarlamacıların, poşetin üstünde "ikna edici" olması sebebiyle yer verdiği tanıtım saçmalığı yazılara alışığız. "Çizmeden temizler, parlatır" yazıyor yüzey temizleyicisinin üstünde... Ama bizim hanım çizmeden silmeyi beceremiyor işte... Mecburen 300 liraya buharlı mob alalım diye kasten yapıyorlar yani...
Yine de, ne ki "Complex C7"? Kimselere bir şey ifade etmeyen, saçma bir tanıtım ibaresi. Merakımı celbedense, "Bak içinde komplekis cee yedi varımmış, bundan alak bari" diyerek alış veriş yapan birilerinin var olup olmadığı... Muhakkak var, yoksa pazarlamacı arkadaşım yazmazdı oraya o kompleks yazıyı...
Uzun lafın kısası...
Her şeyi pazarlanabilir bir hale getirmekten başka bir işe yaramadı kapitalizm. Ne yazık ki durum bu? Geçen sezon futbol liginde play-off neden oynandı? Lig TV daha iyi dekoder pazarlayabilsin diye, başka bir sebepten değil.
Bugün gazetelerde, dergilerde, radyolarda, televizyonda ve internette, türlü pazarlama yalancılığına maruz kalıyorsunuz. Ve bu yalancılık sizin cahilliğiniz ve kibirinizden besleniyor. Pazarlamacıların yalanlarına kanıyorsanız eğer, açık söyleyim, hırsızın hiç kabahati yok! Tek suçlu sizsiniz.
İddia ediyorum, yarın bir firma domates satmaya başlasa ve domateslerin üstüne "Likopen içermez" diye etiket yapıştırıp reklama çıksa, kısa sürede zengin olur! Birilerinin aklına "Likopen ne ki?" diye sormak gelmez. Likopenin ne olduğunu bilenler meslek odaları marifetiyle basın açıklamaları yapsa, kerameti kendinden menkul bir doktor çıkıp, insanları pazarlama yalanına karşı uyaran uzmanların bazılarını gıda endüstrisinden rüşvet almakla suçlamaya kadar vardırabilir işi.
Sonra ne mi olur? Likopenin domatesin etken maddesi olduğu, domatese rengini, kokusunu ve tadını veren; kısaca domatesi domates yapan şey olduğu, likopen içermeyen bir domatesin olsa olsa labaratuvarda üretilmiş bir ucube olduğu geç de olsa ortaya çıkar. Ama ne likopensiz domates satan firmaya ceza verilir, ne insanları rüşvetçi ilan eden doktor bu durumdan gocunur...
Sonunda da birileri "Damacana sularla ilgili yaptığı haberlerden ötürü" bazı gazetelere ödül vermeye kalkarken, kimse hakkında işlem yapılan damacana su üreticilerinin, çeşitli medya kuruluşları tarafından yapılan "Reklam verme" baskısına direnip ilgili gazetelere reklam vermeyi kabul etmeyen firmalar olduğu gerçeği unutulur gider.
Gökten üç elma düşer, üçü de ne hikmetse sektörün reklama en çok bütçe ayıran firmasının sofrasına üstelik...
Ev temizliği esnasında ablamın banyo dolabından çıkardığı, gazetelerle dergilerle falan verildiğini tahmin ettiğim, Biosin marka saç kremi tanıtım numunelerinin üstünde yazan "Complex C7 Formüllü" ibaresini görünce aklıma takıldı...
Complex C7 nedir? Bilen duyan var mı? C6'sı ya da D2'si falan var mı bu "Complex" formülün? Ne bu?
Pazarlamacıların, poşetin üstünde "ikna edici" olması sebebiyle yer verdiği tanıtım saçmalığı yazılara alışığız. "Çizmeden temizler, parlatır" yazıyor yüzey temizleyicisinin üstünde... Ama bizim hanım çizmeden silmeyi beceremiyor işte... Mecburen 300 liraya buharlı mob alalım diye kasten yapıyorlar yani...
Yine de, ne ki "Complex C7"? Kimselere bir şey ifade etmeyen, saçma bir tanıtım ibaresi. Merakımı celbedense, "Bak içinde komplekis cee yedi varımmış, bundan alak bari" diyerek alış veriş yapan birilerinin var olup olmadığı... Muhakkak var, yoksa pazarlamacı arkadaşım yazmazdı oraya o kompleks yazıyı...
Uzun lafın kısası...
Her şeyi pazarlanabilir bir hale getirmekten başka bir işe yaramadı kapitalizm. Ne yazık ki durum bu? Geçen sezon futbol liginde play-off neden oynandı? Lig TV daha iyi dekoder pazarlayabilsin diye, başka bir sebepten değil.
Bugün gazetelerde, dergilerde, radyolarda, televizyonda ve internette, türlü pazarlama yalancılığına maruz kalıyorsunuz. Ve bu yalancılık sizin cahilliğiniz ve kibirinizden besleniyor. Pazarlamacıların yalanlarına kanıyorsanız eğer, açık söyleyim, hırsızın hiç kabahati yok! Tek suçlu sizsiniz.
İddia ediyorum, yarın bir firma domates satmaya başlasa ve domateslerin üstüne "Likopen içermez" diye etiket yapıştırıp reklama çıksa, kısa sürede zengin olur! Birilerinin aklına "Likopen ne ki?" diye sormak gelmez. Likopenin ne olduğunu bilenler meslek odaları marifetiyle basın açıklamaları yapsa, kerameti kendinden menkul bir doktor çıkıp, insanları pazarlama yalanına karşı uyaran uzmanların bazılarını gıda endüstrisinden rüşvet almakla suçlamaya kadar vardırabilir işi.
Sonra ne mi olur? Likopenin domatesin etken maddesi olduğu, domatese rengini, kokusunu ve tadını veren; kısaca domatesi domates yapan şey olduğu, likopen içermeyen bir domatesin olsa olsa labaratuvarda üretilmiş bir ucube olduğu geç de olsa ortaya çıkar. Ama ne likopensiz domates satan firmaya ceza verilir, ne insanları rüşvetçi ilan eden doktor bu durumdan gocunur...
Sonunda da birileri "Damacana sularla ilgili yaptığı haberlerden ötürü" bazı gazetelere ödül vermeye kalkarken, kimse hakkında işlem yapılan damacana su üreticilerinin, çeşitli medya kuruluşları tarafından yapılan "Reklam verme" baskısına direnip ilgili gazetelere reklam vermeyi kabul etmeyen firmalar olduğu gerçeği unutulur gider.
Gökten üç elma düşer, üçü de ne hikmetse sektörün reklama en çok bütçe ayıran firmasının sofrasına üstelik...
08 Ocak 2012
Bir yaşam koçu olarak Muhammed Ali
You know I'm bad! Just last week, I murdered a rock, injured a stone, hospitalized a brick! I'm so mean, I make medicine sick!
15 Kasım 2011
Hayvan ticareti deyince anlaşılması gerekenler
Kurban bayramı bahanesiyle bir çok hayvan hikayesi dinlediniz ama bu seferki konumuzda hayvanlarda sadece ardalan oluyorlar... Gelin sizlerle bugün, benim "Amerikan-bakış-açısı" demeyi tercih ettiğim (bitişik-çizgili yazıyı kasten kullandım) ikiyüzlü ve çelişkili olguyu inceleyelim. Bunu yapmak için Slavoj Zizek, Noam Chomsky gibi meşhur kalem efradını ya da Antonio Negri gibi çok meşhur olmayan ama kalemlerle daha haşırneşir olmuş insanları irdelemeye gerek yok...
Hikayemizi Discovery Channel üzerinden pekala yürütebiliriz.
Discovery Channel'de izlemekten haz duyduğum programların başında Deadliest Catch geliyor. Bering Denizi'nde yengeç avıyla iştigal eden üst-ortasınıf Amerikalıları anlatan bir reality show. Yayın ekibi doğrudan avcı gemilerinde kayıt yaptıkları için, mesleğin zorluklarını birebir yansıtmayı gayet iyi başaran bir program olduğunu söylemeliyim. İşin içine yayıncılık hilesi hiç katılmıyor diyemem, ama mizansen ile hakikati birbirinden ayırt etmekte zorlanan bir insan olmadığım için o kısımları da gösterinin bir parçası olarak kabul ediyorum.
Pek sık izlemediğim bir başka Discovery programıysa Whale Wars. Başında bir Kanadalı aktivisitin yer aldığı gönüllüler gurubu, Pasifik'in güneyindeki soğuk denizlerde balina avlayan Japon gemileriyle, kendi ölçeklerinde savaşıyor. Gemilere yumurta atıyorlar, ağlarını yırtıyorlar, telsiz frekanslarını bozuyorlar... Bu tür gerilla işleriyle uğraşıyorlar. Pek sonuç alamadıkları aşikar ancak küresel anlamda balina avcılığına karşı bir bilinç gelişmesine katkı yaptıkları da kabul edilmeli...
Şimdi... Çelişkiyi görebiliyor musunuz? Amerikalıların bayıla bayıla yediği konserve yengeç eti için avcılık yapan arkadaşların hayatı "Zor şartlarda balıkçılık yapan orta sınıf emekçilerin, çile ve yorgunlukla ve hatta cesaretle ördükleri hayatlarından kahramanca kesitlerin yansıtılması" olarak anlatılarak programa dönüşürken... Bütünüyle aynı işi yapan Japonlar "Balina avcısı aşağlık Japon pislikleri" olarak yorumlanarak ekrana yansıtılıyor...
Neden? Amerika yengeç yemeyi seviyor ama balina yemeyi sevmiyor diye... Yani Amerikalıların sevdiklerini onlara verirseniz kimi öldürdüğünüzün önemi yok, kahraman oluyorsunuz. Başka ülkeden birileri için bir iş yaparsanız, hele işin içine azıcık da olsa "kan" girerse barbar oluyorsunuz.
Hani okyanus ötesindeki arkadaşlarına teşekkür etmeyi çok seviyordu ya birileri... O arkadaşların meşrebi bu işte... Onların meşrebi öyle olunca bizim de peşrevimiz böyle oluyor haliyle... Ama dinleyene elbette...
Hikayemizi Discovery Channel üzerinden pekala yürütebiliriz.
Discovery Channel'de izlemekten haz duyduğum programların başında Deadliest Catch geliyor. Bering Denizi'nde yengeç avıyla iştigal eden üst-ortasınıf Amerikalıları anlatan bir reality show. Yayın ekibi doğrudan avcı gemilerinde kayıt yaptıkları için, mesleğin zorluklarını birebir yansıtmayı gayet iyi başaran bir program olduğunu söylemeliyim. İşin içine yayıncılık hilesi hiç katılmıyor diyemem, ama mizansen ile hakikati birbirinden ayırt etmekte zorlanan bir insan olmadığım için o kısımları da gösterinin bir parçası olarak kabul ediyorum.
Pek sık izlemediğim bir başka Discovery programıysa Whale Wars. Başında bir Kanadalı aktivisitin yer aldığı gönüllüler gurubu, Pasifik'in güneyindeki soğuk denizlerde balina avlayan Japon gemileriyle, kendi ölçeklerinde savaşıyor. Gemilere yumurta atıyorlar, ağlarını yırtıyorlar, telsiz frekanslarını bozuyorlar... Bu tür gerilla işleriyle uğraşıyorlar. Pek sonuç alamadıkları aşikar ancak küresel anlamda balina avcılığına karşı bir bilinç gelişmesine katkı yaptıkları da kabul edilmeli...
Şimdi... Çelişkiyi görebiliyor musunuz? Amerikalıların bayıla bayıla yediği konserve yengeç eti için avcılık yapan arkadaşların hayatı "Zor şartlarda balıkçılık yapan orta sınıf emekçilerin, çile ve yorgunlukla ve hatta cesaretle ördükleri hayatlarından kahramanca kesitlerin yansıtılması" olarak anlatılarak programa dönüşürken... Bütünüyle aynı işi yapan Japonlar "Balina avcısı aşağlık Japon pislikleri" olarak yorumlanarak ekrana yansıtılıyor...
Neden? Amerika yengeç yemeyi seviyor ama balina yemeyi sevmiyor diye... Yani Amerikalıların sevdiklerini onlara verirseniz kimi öldürdüğünüzün önemi yok, kahraman oluyorsunuz. Başka ülkeden birileri için bir iş yaparsanız, hele işin içine azıcık da olsa "kan" girerse barbar oluyorsunuz.
Hani okyanus ötesindeki arkadaşlarına teşekkür etmeyi çok seviyordu ya birileri... O arkadaşların meşrebi bu işte... Onların meşrebi öyle olunca bizim de peşrevimiz böyle oluyor haliyle... Ama dinleyene elbette...
08 Ekim 2011
Sizin ticaretiniz ne, onu bir anlayamadım ki ben...
Medyanın dayattığı hayat tarzına tepki göstermek öyle popülerleşti ki, artık o naif tepkisellik bile kurumsallaştığından adeta bir "karşı devrimcilikle" mücadele etmek zorunda kalıyor. Neo-Con örgütlenmeler iktidarları bir bir ele geçirirken, mecburiyetten bir "neo anarchy" düzeninin oluşturulması kaçınılmaz oluyor. Ama "örgütsüz toplum" bilinçlendikçe ister istemez örgütleniyor ve anarşist kanaat önerlerinin "demagog evangelistlerden" farkı olmamaya başlıyor.
Kısaca özetlersek; muhalifler öyle iyi örgütlenmeye başladılar ki, artık "muktedirlermişcesine" rahatsızlık veriyorlar ortalama insanlara...
Ama tüm bunlar olurken, yurt genelinde ve okyanusun öte tarafında iktidar sahipleri şahsi menfaatlerini Illimunati'nin şeytani emellerine alet ediyor. Ve fakat, memleket entelejansiyasında genç yaşında ölen şarkıcıların trajedisine üzülenlere "Şehitlere üzülsene gevurun esrarkeşine üzüleceğine" diye tepki göstermek insani olarak görülürken; benzerleri gibi ucuz işgücü ve sendikal hakların alaşağı edildiği köle düzeni çalışma koşullarını sağlayan ülkelerdeki tapon/fason üreticilere 50$'a ürettiği telefonları 1000$'a satan kapitalist amcalar bir anda "Hayatımızı değiştiren insan" olarak göklere çıkartılıyorlar.
Sermaye düşmanlığı yapmayalım. Kirleri pislikleri kazımaya başlasak, sendikasız/sigortasız işçi çalıştıran mahalle fırını da masum değil; Apple gibi bir firmanın Foxconn üzerinden trilyonlarca kar sağlamasına yol açan piyasa dinamiklerini de Steve Jobbs icat etmedi. Ama "Kör ölür badem gözlü olur" misali, konu hakkında bilgi sahibi olan olmayan herkesin, en nihayetinde de Türk Devleti'nin tüzel kişiliğini temsil etme görevini üslenmiş en üstdüzey kişi olma sıfatıyla Cumhurbaşkanı'nın methiyeler düzmesi de azıcık "eğreti duruyor" sanki... { by Abdullah Gül via Twitter }
Amerika'nın en kurnaz tüccarlarından birisini "Steve Reyiz" yapmanın alemi de yok; adamı "Deccal" ilan etmenin de kimseye faydası yok. Bir orta yol hiç mi bulunmaz bu memlekette?
Kısaca özetlersek; muhalifler öyle iyi örgütlenmeye başladılar ki, artık "muktedirlermişcesine" rahatsızlık veriyorlar ortalama insanlara...
Ama tüm bunlar olurken, yurt genelinde ve okyanusun öte tarafında iktidar sahipleri şahsi menfaatlerini Illimunati'nin şeytani emellerine alet ediyor. Ve fakat, memleket entelejansiyasında genç yaşında ölen şarkıcıların trajedisine üzülenlere "Şehitlere üzülsene gevurun esrarkeşine üzüleceğine" diye tepki göstermek insani olarak görülürken; benzerleri gibi ucuz işgücü ve sendikal hakların alaşağı edildiği köle düzeni çalışma koşullarını sağlayan ülkelerdeki tapon/fason üreticilere 50$'a ürettiği telefonları 1000$'a satan kapitalist amcalar bir anda "Hayatımızı değiştiren insan" olarak göklere çıkartılıyorlar.
Sermaye düşmanlığı yapmayalım. Kirleri pislikleri kazımaya başlasak, sendikasız/sigortasız işçi çalıştıran mahalle fırını da masum değil; Apple gibi bir firmanın Foxconn üzerinden trilyonlarca kar sağlamasına yol açan piyasa dinamiklerini de Steve Jobbs icat etmedi. Ama "Kör ölür badem gözlü olur" misali, konu hakkında bilgi sahibi olan olmayan herkesin, en nihayetinde de Türk Devleti'nin tüzel kişiliğini temsil etme görevini üslenmiş en üstdüzey kişi olma sıfatıyla Cumhurbaşkanı'nın methiyeler düzmesi de azıcık "eğreti duruyor" sanki... { by Abdullah Gül via Twitter }
Amerika'nın en kurnaz tüccarlarından birisini "Steve Reyiz" yapmanın alemi de yok; adamı "Deccal" ilan etmenin de kimseye faydası yok. Bir orta yol hiç mi bulunmaz bu memlekette?
05 Ekim 2011
Kendimden alıntılar #3
- Sosyal medya çok tartışmalı bir olgu. Sektörün piri elbette facebook, ama onun da kendi kendisinin ipini çektiğini görecek kadar ilerlediğine göre, sosyal medya çoktan sıfırı tüketmiş demektir. İnternette sadece okuyucu olmadığımız günlerin tarihi 15-20 yıl geriye gidiyor, facebook'un ise daha 10 yıl bile olmadı. Bu hızlı tükenme neden acaba? (Kesinlikle google+ ile bir alakası var...)
- Şikede son durum ne? Allah aşkına biri söylesin, şikede son durum ne? Ne güzel gümbürtüye getirdiniz mevzuyu; en son kulüplerin tamamına yakını "Şikede ligden düşme kaldırılsın" dedi, nefis oldu ortam. Her işimiz yalan!
- Taşrada kitap bulmak cidden zormuş. Bu yaşımdan sonra yüksek lisansa başladım ama kitap sıkıntısı çekiyorum. Kütüphaneler kısmen yardımcı oluyor ama onların patladığı yerde internet tedarikçilerinden satın almam gerekiyor. O konuda da teslimat sıkıntısı yaşanıyor. Taşrada kitap arayanlara Allah kolaylık versin.
- İnciSözlük'ü seviyoruz sevmesine de, İnsanlığa Lanet olmamış. Türkçe'ye hiç hakim değilmiş kitabı kaleme alanlar ama 6.45'in bu durumda redaksiyon/editoryal işinde özenli çalışması gerekmez miydi? (İsimler üzerinden eleştirmek istemiyorum; iyi editlenmemiş diye editöre kabahat yüklemek değil niyetim. Bilakis, hiç editlenmemiş ki... Bağlaç ve eklerin yazımları bile yanlış... Sana puanım 6 kanka, o da kanka değil de panpa kontenjanında zaten...)
- Şikede son durum ne? Allah aşkına biri söylesin, şikede son durum ne? Ne güzel gümbürtüye getirdiniz mevzuyu; en son kulüplerin tamamına yakını "Şikede ligden düşme kaldırılsın" dedi, nefis oldu ortam. Her işimiz yalan!
- Taşrada kitap bulmak cidden zormuş. Bu yaşımdan sonra yüksek lisansa başladım ama kitap sıkıntısı çekiyorum. Kütüphaneler kısmen yardımcı oluyor ama onların patladığı yerde internet tedarikçilerinden satın almam gerekiyor. O konuda da teslimat sıkıntısı yaşanıyor. Taşrada kitap arayanlara Allah kolaylık versin.
- İnciSözlük'ü seviyoruz sevmesine de, İnsanlığa Lanet olmamış. Türkçe'ye hiç hakim değilmiş kitabı kaleme alanlar ama 6.45'in bu durumda redaksiyon/editoryal işinde özenli çalışması gerekmez miydi? (İsimler üzerinden eleştirmek istemiyorum; iyi editlenmemiş diye editöre kabahat yüklemek değil niyetim. Bilakis, hiç editlenmemiş ki... Bağlaç ve eklerin yazımları bile yanlış... Sana puanım 6 kanka, o da kanka değil de panpa kontenjanında zaten...)
şiirket #8
umutsuzluğum
yaşadıklarımdan değil
isteyip de yaşayamadıklarımdan
ve bir de can sıkıntısının
kuruntusundan
5 Ekim 2011
yaşadıklarımdan değil
isteyip de yaşayamadıklarımdan
ve bir de can sıkıntısının
kuruntusundan
5 Ekim 2011
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Bunu Okumadan Geçmeyin
Bana inanmıyorsun bari korsana da inanma
Bilişim güvenliği uzmanı falan değilim. Bilgisayar mühendisi ya da programcısı da değilim. Hatta matematiği CB ile, mantığı (beşinci alışımd...
Blogun Kare Ası
-
D-Smart hafta içi her akşam House M.D. 'nin tekrar bölümlerini veriyor... Sonra da pazar günleri beş bölüm üstüste maraton çakıyor. U...
-
Kadınların paylaşacak daha çok materyali var. Popodur, efenime söyliyim genital bölgedir, herkeste var. Bir çift meme de Allah'a şükür b...
-
Bu ne sıcak lan? Olm bak adamın akılını başından alır, mübalasız söylüyorum götümden ter akıyor. Evet götümden! Arkama yaslanıp film seyrede...
-
Bilişim güvenliği uzmanı falan değilim. Bilgisayar mühendisi ya da programcısı da değilim. Hatta matematiği CB ile, mantığı (beşinci alışımd...








