Türkiye'nin yetiştirdiği en başarılı sporculardan birisi olduğunu düşündüğüm Mehmet Okur, aktif profesyonel sporculuk kariyerine, görece erken bir yaşta nokta koydu. Kendisini gençliğinden beri zorlayan ve bir türlü uslanmak bilmeyen sakatlığı nedeniyle son 2 sezondur alıştığımız Mehmet olamamıştı zaten ama onun çapında bir oyuncu için 33 yaşında sporu bırakmak da gerçekten basketbol severleri üzen bir durum.
Tanjevic ile olan uyuşmazlığından dolayı en verimli günlerinde bile milli takıma katkı sağlayamadıysa da Türk basketboluna bir adet "NBA Şampiyonluk Yüzüğü" ve bir adet "NBA All-Star" maçı kazandırdığı için, emekleri nedeniyle helallik istemekten başka elimizden bir şey gelmez... Kendisini basketbol dünyasında görmeye devam etmek isteriz, onu da ekleyeyim.
Okuma ödevi:
» NBA.com - Mehmet Okur Player Profile
» CBSSport - Mehmet Okur quitely retires from basketball
10 Kasım 2012
01 Ekim 2012
Serhat cebindeki 20 doların tamamıyla bir oyun alır
Başlık sizi aldatmasın, konumuz bir matematik problemi değil. Runic Games sağolsun, Diablo 3 çıktıktan sonra bile yeni nesil ve Diablo 2'ye çok benzeyen bir "Hack and Slash" oynamak isteyenler için süper bir alternatif olarak Torchlight 2'yi geçtiğimiz hafta satışa çıkardı.
Diablo 3'ten farklı olarak "full stats build" yapmaya izin veren Torchlight 2, bu özelliğiyle yeni nesil oyunlar içinde eski türe en bağlı olanlardan. Üstelik korsanla mücadelede DRM'nin bile bir adım ötesine giderek oyunlarından single player seçeneklerini yavaş yavaş çıkaran Blizzard'ın Diablo 3'te de tercih ettiğinden farklı olarak hem single player hem de LAN desteği var.
Runic Games düşük bütçeli bir proje yürüttüğünden, bazı yazılım hataları göze çarpacaktır ancak uzun süren bir beta sürecinin sonunda piyasaya çıktığı için denge sorunları şaşırtıcı ölçüde az.
Satın almak isteyenler için steam adresi: http://store.steampowered.com/app/200710/
Not: Unutmayın, Steam sık sık dönemsel indirimler yapıyor, bu yüzden Steam'i düzenli olarak takip ederseniz belki oyunu 20 doların altında bir fiyata da alabilirsiniz! (edit 20 Şubat 2013 // 1835)
Diablo 3'ten farklı olarak "full stats build" yapmaya izin veren Torchlight 2, bu özelliğiyle yeni nesil oyunlar içinde eski türe en bağlı olanlardan. Üstelik korsanla mücadelede DRM'nin bile bir adım ötesine giderek oyunlarından single player seçeneklerini yavaş yavaş çıkaran Blizzard'ın Diablo 3'te de tercih ettiğinden farklı olarak hem single player hem de LAN desteği var.
Runic Games düşük bütçeli bir proje yürüttüğünden, bazı yazılım hataları göze çarpacaktır ancak uzun süren bir beta sürecinin sonunda piyasaya çıktığı için denge sorunları şaşırtıcı ölçüde az.
Satın almak isteyenler için steam adresi: http://store.steampowered.com/app/200710/
Not: Unutmayın, Steam sık sık dönemsel indirimler yapıyor, bu yüzden Steam'i düzenli olarak takip ederseniz belki oyunu 20 doların altında bir fiyata da alabilirsiniz! (edit 20 Şubat 2013 // 1835)
06 Ağustos 2012
Ben karşı mitolojinin tanrısıyım ağabey
TRT'nin içine ettiği olimpiyat yayınlarıyla ilgili de iki üç kelime etmek isterdim ama... Önceliği ülkedeki ana akım medyanın "galibiyet fetişizmine" vermenin doğru olduğu kanaatindeyim.
Rekor sayıda sporcuyla katıldığımız Londra oyunlarında, bugünün tarihi itibariyle henüz madalya almamış olmak bir hayli "kızgınlığa" yol açtı. Hayal kırıklığı demiyorum, birileri epeyce öfkelenmişe benziyor. Şimdiye kadar olimpiyatlarda katılmadığımız branşlara giden sporcular ön elemelerde elenince "Falanca sporcu varlık gösteremedi" biçiminde manşet ve haberler yapılmasından belli kızgınlık.
Bir defa yaklaşım semantik olarak yanlış. Söz konusu sporcu, haberin iddia ettiğinin aksine pekala varlık gösterdi. Onun için Londra'ya gitti, ön elemede yarıştı ve elendi. Olimpiyat bu, yarışmak, varlık göstermek önemli. Asıl varlık gösteremeyen 80 senedir o branşa olimpik sporcu yetiştiremeyen ülkenin spor yönetimiymiş gibi geliyordu bana.
Bunun üstüne "madalya umudu" olarak görülen branşlarda da beklediğimiz madalyalar gelmeyince, ağzı olanın konuştuğu internet mecraları "Ezik Türk Sporcular" konulu yazılarla, hatta yazıların mahiyeti incelenecek olursa "konulu pornolarla" doldu taştı.
Bir kaç dakika önce Tribün Dergi, twitterda güzel bir yorum paylaştı. Bazı branşlara oldum olası mesafeli olunmasının, söz konusu branşların reklam kampanyalarıyla desteklenmemesi olduğuna ben de katılıyorum. Reklam denilen kavram hakkında neler hissettiğim de malum... Beğendim @tribundergi'nin mesajını: "Adları 'Pistlerin Tazıları' ya da 'Minderin Kaplanları' olmadığı için atletizim ve güreşte yarışan sporculara ilgi yok. 'Şekil' önemli."
Twitter'da epeyce ses getiren bu mesajın devamıysa çorap söküğü gibi geldi:
@ladderpain arkadaşlar, minderin meleklerine yeterince ilgi göstermiyorsunuz gibime geliyor
@kaansezyum halterin dwarfları...
@kaansezyum güllenin gnome'ları
Rekor sayıda sporcuyla katıldığımız Londra oyunlarında, bugünün tarihi itibariyle henüz madalya almamış olmak bir hayli "kızgınlığa" yol açtı. Hayal kırıklığı demiyorum, birileri epeyce öfkelenmişe benziyor. Şimdiye kadar olimpiyatlarda katılmadığımız branşlara giden sporcular ön elemelerde elenince "Falanca sporcu varlık gösteremedi" biçiminde manşet ve haberler yapılmasından belli kızgınlık.
Bir defa yaklaşım semantik olarak yanlış. Söz konusu sporcu, haberin iddia ettiğinin aksine pekala varlık gösterdi. Onun için Londra'ya gitti, ön elemede yarıştı ve elendi. Olimpiyat bu, yarışmak, varlık göstermek önemli. Asıl varlık gösteremeyen 80 senedir o branşa olimpik sporcu yetiştiremeyen ülkenin spor yönetimiymiş gibi geliyordu bana.
Bunun üstüne "madalya umudu" olarak görülen branşlarda da beklediğimiz madalyalar gelmeyince, ağzı olanın konuştuğu internet mecraları "Ezik Türk Sporcular" konulu yazılarla, hatta yazıların mahiyeti incelenecek olursa "konulu pornolarla" doldu taştı.
Bir kaç dakika önce Tribün Dergi, twitterda güzel bir yorum paylaştı. Bazı branşlara oldum olası mesafeli olunmasının, söz konusu branşların reklam kampanyalarıyla desteklenmemesi olduğuna ben de katılıyorum. Reklam denilen kavram hakkında neler hissettiğim de malum... Beğendim @tribundergi'nin mesajını: "Adları 'Pistlerin Tazıları' ya da 'Minderin Kaplanları' olmadığı için atletizim ve güreşte yarışan sporculara ilgi yok. 'Şekil' önemli."
Twitter'da epeyce ses getiren bu mesajın devamıysa çorap söküğü gibi geldi:
@ladderpain arkadaşlar, minderin meleklerine yeterince ilgi göstermiyorsunuz gibime geliyor
@kaansezyum halterin dwarfları...
@kaansezyum güllenin gnome'ları
@kaansezyum boksun yeti'leri
@kaansezyum okçuluğun elf'leri
sonra da Sezyum'un follower'ları sazı aldılar ellerine:
@memurkafasi küreğin fırıncıları
@hsnyutku havuzun poseidonları
@onurcaglar çekicin "thor"ları
@muratgumus atıcılığın politikacıları
@kornagroove kulplu beygirin pegasusları
@ozmen_burak koşunun işportacıları
Tabii Thor tweet'indeki mantık hatası belli: Olimpiyatlar Yunan Mitolojisi'nden esinleniyor, Thor ise İskandinav :)
Etiketler:
12 dev adam,
basketbol,
filenin sultanları,
iskandinav mitolojisi,
kaan sezyum,
londra,
mitoloji,
olimpiyat,
potanın perileri,
reklam,
spor,
thor,
tribun dergi,
trt,
twitter,
voleybol,
yunan mitolojisi
01 Ağustos 2012
Walkman'ime uymadı uyduruk kalem piller, iş makinesi deyince Dünya devi Caterpiller
Geçen sene otobüsle Ayvalık'a giderken solladığımız bir kamyonun yanında "İstedim vermediler, ben de üstelemedim" yazdığına şahit olmuştum. Elimde fotoğraf makinesi olmadığı için bu şahane "komediyi" belgeleyememiştim. Buna üzülmüştüm de... Bundan "makara" kamyon yazısı olamaz diye düşünmüştüm çünkü. Cumhuriyet Halk Partisi'nin yeni sloganını duyunca üzüntüm bir nebze dindi, kendimi "Yağdı yağmur, çaktı şimşek..." demekten alamadım.
Kamyon arkası yazılarındaki makarayı aratmayan bu sloganı, takım elbiseli gri adamlar ciddi ciddi kampanya olarak duyuruyorlar. Üstelik iktidar partisi yandaşları (devletten alınan faizsiz kredilerle satın alınan, sonra da satılığa çıkarılan gazeteleri aracılığıyla) bu trajikomik hadiseyi sahiplenmeye çalışıyorlar!
Sadece CHP'ye değil, AKP'ye de "Siz de mi şair oldunuz?" diye sormak istiyorum gerçekten!
Buyurun buradan yakın:
» Başın düşerse dara CHP'yi ara (Hürriyet)
» CHP yeni sloganını AK Parti'den çaldı! (Sabah)
Kamyon arkası yazılarındaki makarayı aratmayan bu sloganı, takım elbiseli gri adamlar ciddi ciddi kampanya olarak duyuruyorlar. Üstelik iktidar partisi yandaşları (devletten alınan faizsiz kredilerle satın alınan, sonra da satılığa çıkarılan gazeteleri aracılığıyla) bu trajikomik hadiseyi sahiplenmeye çalışıyorlar!
Sadece CHP'ye değil, AKP'ye de "Siz de mi şair oldunuz?" diye sormak istiyorum gerçekten!
Buyurun buradan yakın:
» Başın düşerse dara CHP'yi ara (Hürriyet)
» CHP yeni sloganını AK Parti'den çaldı! (Sabah)
31 Temmuz 2012
Her şey satılabiir
Hayatı kocaman bir pazar yerine çevirmeye yemin etmiş olan pazarlamacılar, şimdilerde "Pazarlamacılık Dünyası" adıyla dergiler çıkararak pazarlamacılığı da pazarlamaya başladılar... Aslında en başından beri yaptıkları da budur zaten; ortada olmayan bir şeyi satarak para kazanmaktır pazarlamacılık. Parasını verdiğiniz ve aldığınız şey, pazarlamacının size anlattığı öykünün sizde yarattığı güzel duygulardır. Ürün ise "eşantiyondur" yalnızca.
Ev temizliği esnasında ablamın banyo dolabından çıkardığı, gazetelerle dergilerle falan verildiğini tahmin ettiğim, Biosin marka saç kremi tanıtım numunelerinin üstünde yazan "Complex C7 Formüllü" ibaresini görünce aklıma takıldı...
Complex C7 nedir? Bilen duyan var mı? C6'sı ya da D2'si falan var mı bu "Complex" formülün? Ne bu?
Pazarlamacıların, poşetin üstünde "ikna edici" olması sebebiyle yer verdiği tanıtım saçmalığı yazılara alışığız. "Çizmeden temizler, parlatır" yazıyor yüzey temizleyicisinin üstünde... Ama bizim hanım çizmeden silmeyi beceremiyor işte... Mecburen 300 liraya buharlı mob alalım diye kasten yapıyorlar yani...
Yine de, ne ki "Complex C7"? Kimselere bir şey ifade etmeyen, saçma bir tanıtım ibaresi. Merakımı celbedense, "Bak içinde komplekis cee yedi varımmış, bundan alak bari" diyerek alış veriş yapan birilerinin var olup olmadığı... Muhakkak var, yoksa pazarlamacı arkadaşım yazmazdı oraya o kompleks yazıyı...
Uzun lafın kısası...
Her şeyi pazarlanabilir bir hale getirmekten başka bir işe yaramadı kapitalizm. Ne yazık ki durum bu? Geçen sezon futbol liginde play-off neden oynandı? Lig TV daha iyi dekoder pazarlayabilsin diye, başka bir sebepten değil.
Bugün gazetelerde, dergilerde, radyolarda, televizyonda ve internette, türlü pazarlama yalancılığına maruz kalıyorsunuz. Ve bu yalancılık sizin cahilliğiniz ve kibirinizden besleniyor. Pazarlamacıların yalanlarına kanıyorsanız eğer, açık söyleyim, hırsızın hiç kabahati yok! Tek suçlu sizsiniz.
İddia ediyorum, yarın bir firma domates satmaya başlasa ve domateslerin üstüne "Likopen içermez" diye etiket yapıştırıp reklama çıksa, kısa sürede zengin olur! Birilerinin aklına "Likopen ne ki?" diye sormak gelmez. Likopenin ne olduğunu bilenler meslek odaları marifetiyle basın açıklamaları yapsa, kerameti kendinden menkul bir doktor çıkıp, insanları pazarlama yalanına karşı uyaran uzmanların bazılarını gıda endüstrisinden rüşvet almakla suçlamaya kadar vardırabilir işi.
Sonra ne mi olur? Likopenin domatesin etken maddesi olduğu, domatese rengini, kokusunu ve tadını veren; kısaca domatesi domates yapan şey olduğu, likopen içermeyen bir domatesin olsa olsa labaratuvarda üretilmiş bir ucube olduğu geç de olsa ortaya çıkar. Ama ne likopensiz domates satan firmaya ceza verilir, ne insanları rüşvetçi ilan eden doktor bu durumdan gocunur...
Sonunda da birileri "Damacana sularla ilgili yaptığı haberlerden ötürü" bazı gazetelere ödül vermeye kalkarken, kimse hakkında işlem yapılan damacana su üreticilerinin, çeşitli medya kuruluşları tarafından yapılan "Reklam verme" baskısına direnip ilgili gazetelere reklam vermeyi kabul etmeyen firmalar olduğu gerçeği unutulur gider.
Gökten üç elma düşer, üçü de ne hikmetse sektörün reklama en çok bütçe ayıran firmasının sofrasına üstelik...
Ev temizliği esnasında ablamın banyo dolabından çıkardığı, gazetelerle dergilerle falan verildiğini tahmin ettiğim, Biosin marka saç kremi tanıtım numunelerinin üstünde yazan "Complex C7 Formüllü" ibaresini görünce aklıma takıldı...
Complex C7 nedir? Bilen duyan var mı? C6'sı ya da D2'si falan var mı bu "Complex" formülün? Ne bu?
Pazarlamacıların, poşetin üstünde "ikna edici" olması sebebiyle yer verdiği tanıtım saçmalığı yazılara alışığız. "Çizmeden temizler, parlatır" yazıyor yüzey temizleyicisinin üstünde... Ama bizim hanım çizmeden silmeyi beceremiyor işte... Mecburen 300 liraya buharlı mob alalım diye kasten yapıyorlar yani...
Yine de, ne ki "Complex C7"? Kimselere bir şey ifade etmeyen, saçma bir tanıtım ibaresi. Merakımı celbedense, "Bak içinde komplekis cee yedi varımmış, bundan alak bari" diyerek alış veriş yapan birilerinin var olup olmadığı... Muhakkak var, yoksa pazarlamacı arkadaşım yazmazdı oraya o kompleks yazıyı...
Uzun lafın kısası...
Her şeyi pazarlanabilir bir hale getirmekten başka bir işe yaramadı kapitalizm. Ne yazık ki durum bu? Geçen sezon futbol liginde play-off neden oynandı? Lig TV daha iyi dekoder pazarlayabilsin diye, başka bir sebepten değil.
Bugün gazetelerde, dergilerde, radyolarda, televizyonda ve internette, türlü pazarlama yalancılığına maruz kalıyorsunuz. Ve bu yalancılık sizin cahilliğiniz ve kibirinizden besleniyor. Pazarlamacıların yalanlarına kanıyorsanız eğer, açık söyleyim, hırsızın hiç kabahati yok! Tek suçlu sizsiniz.
İddia ediyorum, yarın bir firma domates satmaya başlasa ve domateslerin üstüne "Likopen içermez" diye etiket yapıştırıp reklama çıksa, kısa sürede zengin olur! Birilerinin aklına "Likopen ne ki?" diye sormak gelmez. Likopenin ne olduğunu bilenler meslek odaları marifetiyle basın açıklamaları yapsa, kerameti kendinden menkul bir doktor çıkıp, insanları pazarlama yalanına karşı uyaran uzmanların bazılarını gıda endüstrisinden rüşvet almakla suçlamaya kadar vardırabilir işi.
Sonra ne mi olur? Likopenin domatesin etken maddesi olduğu, domatese rengini, kokusunu ve tadını veren; kısaca domatesi domates yapan şey olduğu, likopen içermeyen bir domatesin olsa olsa labaratuvarda üretilmiş bir ucube olduğu geç de olsa ortaya çıkar. Ama ne likopensiz domates satan firmaya ceza verilir, ne insanları rüşvetçi ilan eden doktor bu durumdan gocunur...
Sonunda da birileri "Damacana sularla ilgili yaptığı haberlerden ötürü" bazı gazetelere ödül vermeye kalkarken, kimse hakkında işlem yapılan damacana su üreticilerinin, çeşitli medya kuruluşları tarafından yapılan "Reklam verme" baskısına direnip ilgili gazetelere reklam vermeyi kabul etmeyen firmalar olduğu gerçeği unutulur gider.
Gökten üç elma düşer, üçü de ne hikmetse sektörün reklama en çok bütçe ayıran firmasının sofrasına üstelik...
08 Ocak 2012
Bir yaşam koçu olarak Muhammed Ali
You know I'm bad! Just last week, I murdered a rock, injured a stone, hospitalized a brick! I'm so mean, I make medicine sick!
15 Kasım 2011
Hayvan ticareti deyince anlaşılması gerekenler
Kurban bayramı bahanesiyle bir çok hayvan hikayesi dinlediniz ama bu seferki konumuzda hayvanlarda sadece ardalan oluyorlar... Gelin sizlerle bugün, benim "Amerikan-bakış-açısı" demeyi tercih ettiğim (bitişik-çizgili yazıyı kasten kullandım) ikiyüzlü ve çelişkili olguyu inceleyelim. Bunu yapmak için Slavoj Zizek, Noam Chomsky gibi meşhur kalem efradını ya da Antonio Negri gibi çok meşhur olmayan ama kalemlerle daha haşırneşir olmuş insanları irdelemeye gerek yok...
Hikayemizi Discovery Channel üzerinden pekala yürütebiliriz.
Discovery Channel'de izlemekten haz duyduğum programların başında Deadliest Catch geliyor. Bering Denizi'nde yengeç avıyla iştigal eden üst-ortasınıf Amerikalıları anlatan bir reality show. Yayın ekibi doğrudan avcı gemilerinde kayıt yaptıkları için, mesleğin zorluklarını birebir yansıtmayı gayet iyi başaran bir program olduğunu söylemeliyim. İşin içine yayıncılık hilesi hiç katılmıyor diyemem, ama mizansen ile hakikati birbirinden ayırt etmekte zorlanan bir insan olmadığım için o kısımları da gösterinin bir parçası olarak kabul ediyorum.
Pek sık izlemediğim bir başka Discovery programıysa Whale Wars. Başında bir Kanadalı aktivisitin yer aldığı gönüllüler gurubu, Pasifik'in güneyindeki soğuk denizlerde balina avlayan Japon gemileriyle, kendi ölçeklerinde savaşıyor. Gemilere yumurta atıyorlar, ağlarını yırtıyorlar, telsiz frekanslarını bozuyorlar... Bu tür gerilla işleriyle uğraşıyorlar. Pek sonuç alamadıkları aşikar ancak küresel anlamda balina avcılığına karşı bir bilinç gelişmesine katkı yaptıkları da kabul edilmeli...
Şimdi... Çelişkiyi görebiliyor musunuz? Amerikalıların bayıla bayıla yediği konserve yengeç eti için avcılık yapan arkadaşların hayatı "Zor şartlarda balıkçılık yapan orta sınıf emekçilerin, çile ve yorgunlukla ve hatta cesaretle ördükleri hayatlarından kahramanca kesitlerin yansıtılması" olarak anlatılarak programa dönüşürken... Bütünüyle aynı işi yapan Japonlar "Balina avcısı aşağlık Japon pislikleri" olarak yorumlanarak ekrana yansıtılıyor...
Neden? Amerika yengeç yemeyi seviyor ama balina yemeyi sevmiyor diye... Yani Amerikalıların sevdiklerini onlara verirseniz kimi öldürdüğünüzün önemi yok, kahraman oluyorsunuz. Başka ülkeden birileri için bir iş yaparsanız, hele işin içine azıcık da olsa "kan" girerse barbar oluyorsunuz.
Hani okyanus ötesindeki arkadaşlarına teşekkür etmeyi çok seviyordu ya birileri... O arkadaşların meşrebi bu işte... Onların meşrebi öyle olunca bizim de peşrevimiz böyle oluyor haliyle... Ama dinleyene elbette...
Hikayemizi Discovery Channel üzerinden pekala yürütebiliriz.
Discovery Channel'de izlemekten haz duyduğum programların başında Deadliest Catch geliyor. Bering Denizi'nde yengeç avıyla iştigal eden üst-ortasınıf Amerikalıları anlatan bir reality show. Yayın ekibi doğrudan avcı gemilerinde kayıt yaptıkları için, mesleğin zorluklarını birebir yansıtmayı gayet iyi başaran bir program olduğunu söylemeliyim. İşin içine yayıncılık hilesi hiç katılmıyor diyemem, ama mizansen ile hakikati birbirinden ayırt etmekte zorlanan bir insan olmadığım için o kısımları da gösterinin bir parçası olarak kabul ediyorum.
Pek sık izlemediğim bir başka Discovery programıysa Whale Wars. Başında bir Kanadalı aktivisitin yer aldığı gönüllüler gurubu, Pasifik'in güneyindeki soğuk denizlerde balina avlayan Japon gemileriyle, kendi ölçeklerinde savaşıyor. Gemilere yumurta atıyorlar, ağlarını yırtıyorlar, telsiz frekanslarını bozuyorlar... Bu tür gerilla işleriyle uğraşıyorlar. Pek sonuç alamadıkları aşikar ancak küresel anlamda balina avcılığına karşı bir bilinç gelişmesine katkı yaptıkları da kabul edilmeli...
Şimdi... Çelişkiyi görebiliyor musunuz? Amerikalıların bayıla bayıla yediği konserve yengeç eti için avcılık yapan arkadaşların hayatı "Zor şartlarda balıkçılık yapan orta sınıf emekçilerin, çile ve yorgunlukla ve hatta cesaretle ördükleri hayatlarından kahramanca kesitlerin yansıtılması" olarak anlatılarak programa dönüşürken... Bütünüyle aynı işi yapan Japonlar "Balina avcısı aşağlık Japon pislikleri" olarak yorumlanarak ekrana yansıtılıyor...
Neden? Amerika yengeç yemeyi seviyor ama balina yemeyi sevmiyor diye... Yani Amerikalıların sevdiklerini onlara verirseniz kimi öldürdüğünüzün önemi yok, kahraman oluyorsunuz. Başka ülkeden birileri için bir iş yaparsanız, hele işin içine azıcık da olsa "kan" girerse barbar oluyorsunuz.
Hani okyanus ötesindeki arkadaşlarına teşekkür etmeyi çok seviyordu ya birileri... O arkadaşların meşrebi bu işte... Onların meşrebi öyle olunca bizim de peşrevimiz böyle oluyor haliyle... Ama dinleyene elbette...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Bunu Okumadan Geçmeyin
Bana inanmıyorsun bari korsana da inanma
Bilişim güvenliği uzmanı falan değilim. Bilgisayar mühendisi ya da programcısı da değilim. Hatta matematiği CB ile, mantığı (beşinci alışımd...
Blogun Kare Ası
-
D-Smart hafta içi her akşam House M.D. 'nin tekrar bölümlerini veriyor... Sonra da pazar günleri beş bölüm üstüste maraton çakıyor. U...
-
Kadınların paylaşacak daha çok materyali var. Popodur, efenime söyliyim genital bölgedir, herkeste var. Bir çift meme de Allah'a şükür b...
-
Bu ne sıcak lan? Olm bak adamın akılını başından alır, mübalasız söylüyorum götümden ter akıyor. Evet götümden! Arkama yaslanıp film seyrede...
-
Bilişim güvenliği uzmanı falan değilim. Bilgisayar mühendisi ya da programcısı da değilim. Hatta matematiği CB ile, mantığı (beşinci alışımd...








