28 Kasım 2008

tercih listesi

tercih listesine kaldığı yerden devam ediyorum... bu defa tercihler kısa... bir tanesini seçmek kolay, ama bu seçimle yaşaması zor (abarttım :p)

- pc magazine / chip (tuhafıtr ki chip'i seçiyorum... pcmag ekibi, etiketin hakkını veremiyor bence)

- turkish gamer / merlin'in kazanı (mk'nin forum atmosferi daha sıcak ama hacim ve yoğunluk bakımından trg daha dolu)

- level / oyungezer (paran varsa egm'yi de al üçte üç yap hacı... yoksa zaten en ucuzunu alıcan, ki o da egm... her halükarda iş egm'ye yaradı :p)

- xbox 360 / ps3 (hangisinde japonca seslendirmesi olan naruto oyunu varsa onu seçerim... ama menüler ingilizce olsun)

- windows / linux (linux çok şekilli tamam da, problemsizce oyun oynamak için mecbur alıyosun arkadaş windowsu)

- pardus / ubuntu (bizimkilere kıyak olsun diye pardus)

- kedi / köpek (işte ahiret suali... köpekle oynamak daha zevkli ama kedi daha çıtı pıtı, daha bir ev canlısı gibi. yine de sanırım, iran kedisi olmadıktan sonra, köpeği seçiyorum)

- zeytin / karamel (oyyy kıyamam ben onnaya, abağuvv kıjıma da yajıkmıj da oğyuma da yajıkmıj.. avuuuuu çok güzeyyey baksana bi.. tabi güzeyyey)

- fatih / irem (sevimlilikte irem, efendilikte fatih... ama birini seç deseniz "ne uğraşıcam len" diyerekten ikisinin de kafasını kopartmayı tercih ederim)

- hane başı koyun / yedi kişi girilen dana (en temizi, mehmetçik vakfına 250 tyl kurban bağışı yapmak, bayram için de kasaptan kıyma çektirip misafire ikram etmek)

- ramazan bayramı / kurban bayramı (kurban 4 gün... daha uzun süreli bir tatil... ama yeni adet, haftasonu ile birleştirme icad oldu olalı, en çok hangisi uzatırsa ona kayar tercihim)

- ortaokul / lise (baaaaağu o günlere geri dönmiyim mümkünse. en iyisi şimdi yaşadığım robinson hayatı)

- seda sayan / petek dinçöz (sabah sabah televizyon izlersen olacağı budur işte)

- yaşar kemal / orhan pamuk (sonuna kadar ihsan oktay anar... ya fark ettim de, az bi yalaka değilmişim ben de yaa.. uzun ihsan yalakası :p)

- fringe / lost (sorma mümkünse, lost daima)

- heroes / fringe (zor tercih de mi hacı)

- lost / heroes (yine lost)

- naruto / death note (çok farklı klasmanlar bi kere... bence aşağıdaki tercihler daha başarılı)

- naruto / kenshin (kenshin'deki dramatik yapı kimsede yok)

- lost / death note (işte bir başka zor tercih daha.. death note'un handikapı kısa sürmesi... ama lost izlerken duyduğum heyecandan daha büyük bir heyecan duyduğumu itiraf etmeliyim)

devam edecek...

football manager oynayan adamım


takımımın "dominosu" fink değil ama, 97/97 oyunundan beri önce championship manager sonra da football manager etiketli sports interactive oyunlarına gönül vermiş kişiyim.

fm 2009 henüz elime geçmiş değil. halen fm2008 ile idare ediyorum. hani buralarda vakit nasıl geçer diye soran varsa diye, etherlords ve football manager diyorum.

football manager 2009'un yarattığı beklenti had safhada. 3d motor falan... işte ben de, blogda, fm09 ile ilgili farklı mecralardan yorumları bir araya getirmeye çalışıcam... yakında tabi, zira henüz oyunu da oynamadım, yazıları da okumadım.

bu işim, belki de yakın zamanda faaliyete geçecek bir projemin ön çalışmasıdır, kimbilir?

a very short blog entry concerning blog entry shortage



paragraf paragraf yazı yazmak da mümkünse de bence asıl önemli (ve lezzetli) olan kısa ve öz yazmaktır.

bu hususu defalarca dile getirdim zaten. ve yine zaten, blog iletilerimin boyutlarını da küçülttüm bundan sonra.

insanlar okumuyor arkadaş. en az okunan dillerden birisi herhalde türkçe, bununla birlikte internette bir şeyleri yazmak ve okunmasını sağlamak o kadar da kolay değil.

yine de ben, deliler gibi uzun yazıldığı için okunmadan geçilmiş türlü türlü blog yazıları gördüm arkadaş. profesyonel ya da yarı profesyonel sitelerde upuzun makaleler. kimsenin rabet gösterip okumadığı röportajların uzatıldıkça uzatıldığına şahit oldum.

yazacak olana ve okuyana tavsiyem; mümkün mertebe kısa tutun yazınızı, daha çok ilgi çekmesi açısından yazdıklarınızın... ve kurmayın benim gibi cümleleri devrik devrik... olmayın antik guntik...

27 Kasım 2008

ver der veremem güncesi


nihayet blog yazılarımı güncellemeye başladım. yeni, daha doğrusu eski, koyu tonlu, google amcanın sunduğu beleş ve hazır template ile süsledim. yazıları bir baştan bir sondan ekelemeye başladım. ortada buluşurum umarım :)

segoe print yazı tipini sevdim, sanırsam bütün yazılarımı bu font ile yazmaya karar verdim. blogger'a bu fontu default olarak koymanın yolunu bulurum bi ara. daha çok kurcalamadım seçenekleri. sayfaları düzeltirim elbet.

her ileti gönderiminin sonunda harf doğrulaması istiyor kansız blogger. buna bir çare?!

bi de, neden ver der veremem? efenim, kendisi werder bremen parodisi bir isimdir, lisedeki futbol takımının (daha doğrusu iki hizip halindeki takımlardan birisinin) adıdır. yaşasındır.

24 Kasım 2008

blog blog maskadra

fark ettim ki, önceden yazıp sonradan internete (mi yoksa webe mi... bu soru bir neslin ömrünü yedi) göndermek üzere evimde hazırladığım blog iletilerimde yazının saatini belirtmekte tembellik ediyorum.

oysa
ekşi sözlük (büyük yazıyom ki reklam olsun, lol) iletileri bile saat dakika, neredeyse saniye zımnında mimlenmekte.

internette her yazı altına tarih salise salise yazılıyor. blog yazıları da bundan nasibini alıyor elbette.

oysa ben iletilerimi nasıl saatleyim? bir ileti yazıldıktan yayınlanana kadar 8945623 kadar değişiyor. hangi saati esas alayım ki.

bence okuyucu, üşenmeyip bütün iletilerimin tarihlerini doğru olarak girdiğim için bana şükretmeli. gerçi, işimden gücümden vakit ayırarak yapıyor değilim bu "fedekarlığı" ama bir defada 2-3 haftalık iletiyi güncellediğiniz zaman ne kadar sinir bozucu olduğunu siz de anlayacaksınız muhakkak.

bazı kararlar aldım arzederim


çift yönlü bir mekanizma karar: hem alınan hem de verilen bir şey, üstelik her iki durumda da aslında aynı şeyi yapmış oluyorsunuz. ama ne tuhaftır, semantik (off ne tarz kelime) (sus ağzına ağzına vururum bak) olarak birbirinin karşıtı gibi görünen iki kavramla da ilişkilendirlebiliyor.

tamam, karar verdim, daha önceki kararıma sadık kalarak burayı felsefe çukuru çizgisine sokmuycam yeniden.

1- blog genelinde türkçe kurallarını yer yer kasten (alaşağı edilmeyen tek ilke/kural kural kırıcılık ilkesi olsun mu?) yer yer de klavye sürçmesi sonucu tersyüz ederken, işe bak, başlıklarda bir özen bir özen... sanırsın sinan özen! (kabul etmek lazım ki kankasavar bir espri oldu) başlıklar bundan sonra daha kuralsız, daha sinir bozan, daha zincirbozan (türkiye'nin siyasi tarihine gönderme içeren blog iletisi)

2- göbek çıktı meydane, memeler desen zaten şahane!!! kilo yine olmuş mu sana 110? var mı fazlalık bi 20 kilo? vermek lazım mı bunları? 20/2=10 ay yaptı mı sana? ilk 4-5 kilo hızlı gitse 6-8 ay olsa daha mı iyi? aç mı dursam spor mu yapsam? ikisi birden mi? fırsat bu fırsat, dağa mı çıksam her gün ben?

3- önce kur'an dili, sonra osmanlıca ve nihayetinde de arapça ve farsça öğrenmek istiyorum. hatta kur'an hocası bile ayarladım, derslere başlıyorum. devamında gelsin orijinal metinlerinden arap/iran/osmanlı belgeleri...

4- tam 2 yıllık işsiz hayattan sıkılmadım da, göbeğin çıkmasına en büyük sebep hareketsizliğimin mimarı bu oldu. maaş almasam bile bi işe yamansam, tecrübe gösteririm cv falan yazacak olursam. ilk hedefim gazeteler. (radyo işi olmadı aga... sad smiley diycem ama ne fayda)

5- kapsamını (ve haliyle adını da) yazmak istemediğim (okuyup çalan olur allah etmesin) bir blog projem var. ancak kendi domaini falan olucak şekilli .com lu falan... beleşe site açmak kolay tabi, de mi ozan? eheree!! neyse, işin masrafları ve maliyetlerini hesaplarsam başlıycam, o zamana kadar para kazanmak istemiyorum. evet. belki hayatın anlamını bulmadım ama çok sıkı bir eğlence kapısı buldum gibi geliyor.

6- sabilikten beri amatör olaraktan oyun yazarlığı yapmış bir kimseyim, kendime yine amatör olarak da olsa bir ekibin içinde yer bulamıyorum ya, helal olsun yani bana... ilk iş bir mecra bulup yazacağım! blog yazılarımla da destekleyeceğim kendisini.

7- ozan'ın ricalarıyla giriştiğim bir iki blogda misafir sanatçı kimliğime ilaveten başka blog hevesim yok. ekşi sözlük yazarı da değilim, ona da meyletmedim. "sen şeydeki şey misin?" diye sormayın artık bana. (bu da nasıl bi kararsa... aldığım kararlar listesinde saydığım şeye bak)

bugün odun gelmedi ben de saçımı doğradım

iyice kafaya koymuştum aslında keçe olmaya yüz tutmuş saçları biraz canlandırmayı, annem hepten bastırınca "kalk gidelim" diye, bugün aniden kalkıp adapazarı'na gittik.

tümden kesmedim elbette, 20-25 cm kadar kısalttım alt tarafı. ama başka bir şekil aldı kafa. değişiklik.

kadınların stres altındayken neden kuaföre koştuklarını da anladım bu tecrübeden sonra. artık daha çok seviyorum kadınları.

seviyorum kadınları. (mevzuyu buraya bağlıycam diye canım çıktı, takdir edin)

Bunu Okumadan Geçmeyin

Bana inanmıyorsun bari korsana da inanma

Bilişim güvenliği uzmanı falan değilim. Bilgisayar mühendisi ya da programcısı da değilim. Hatta matematiği CB ile, mantığı (beşinci alışımd...

Blogun Kare Ası