02 Ağustos 2010

Top that, bitches!!!


When Napoleon died in exile, the doctors cut off his dick. Box and gave it to his priest. Don't ask me why. Over the years, Napoleon's dick was sold and sold again to the highest bidder. To this day, at least three people claim to own Napoleon's dick. But you see, it's not important who owns the real dick. The big question is:

Who the fuck do those other two dicks belong to?

Sıcakla mücadele yöntemleri

  1. Su için. Vallaha bak. Yaratıcı değil ama kesin çözüm.
  2. Bira içmeyin... "Buzzzz gibi bira" fikri ilk başta kulağa serinletici gelse de bu zaten reklamcıların istediği şey... Ne, Türkiye'de içki reklamı yasak mı... Eee, neden Samanyolu TV'de bütün kötü/fena/allahsız/karısnı-çocuğunu-döven-ama-sonunda-allahın-cezalandırıp-cehenneme-attığı adamlar hep bira içiyor da sansür yok?
  3. Klimayı en kısıkta açın ve gün boyu kapatmayın. Gece yatarken de açık kalsın. (Yaz sonu elektrik faturasını görünce kafayı üşütmeniz de garanti olur böylece...)
  4. Salatalık (hıyar) ya da karpuz gibi bol miktarda su içeren sebze ve meyveler yiyin. Yanına da bol bol su için (ilk madde)
  5. Kahve içmeyin, çayı açık için. Su için (sıktı ama)
  6. Kitap okuyun. Özellikle de Bilge Karasu okuyun. Gerçi bunun sıcakla alakası yok. Ben "Adam ol da kitap oku a eşşek" demeye getiriyorum.
  7. Demeye getirmeyin, direkt deyin. Yolu uzatmadığınız için yorulmazsınız, daha az sıcağa maruz kalırsınız...
  8. 4. madde yediğiniz salatalığı götünüze sokun! Serinlemediniz mi... Bakın, karpuz size göz kırpıyor.
  9. Bu ne sıcak lan?!

Yapma demiyorum yine yap ama hobi olarak yap

Bu ne sıcak lan? Olm bak adamın akılını başından alır, mübalasız söylüyorum götümden ter akıyor. Evet götümden!

Arkama yaslanıp film seyrederek günümü geçiricem... WDTV'yi açtım, şahane Samsung plazmayı da 1080i'ye kökledim... Koydum Matrix üçlemesini BR-Rip'ten... Eeee, izlenmiyo lan ne sıcak bu.

Elinde bir güç olsa ve dünyadaki bir şeyi değiştirebilsen ne olurdu? Ben sana söyleyim, insanın sıcağa dayanma eşiği! Valla bak... Nem dahil şu anda termometre 33 derece diyor ve ben Geyve'deyim...

Allah kolaylık versin Diyarbakır'dakilere, Mersin'dekilere Beyrut'takilere...

09 Haziran 2010

Baudrillard sanki bugün için yazmış

Aslında   » simülasyon kuramı tam olarak bu durumu anlatmıyor ama çok çok çoooook basit bir biçimde buna da uygulanabiliyor.

Hadise şu. Asya Zirvesi'nin deklarasyonlarından birinde geçen haftaki İsrail hadisesi kınanacaktı. Bütün üyeler kınamaya imza attı, üye ülkelerden olan İsrail haliyle imzalamadı. Ortak deklarasyon olmayınca da belge yürürlük kazanamadı.

o Bakın, Milliyet durumu » İstanbul'daki Asya Zirvesi'nden İsrail'e kınama çıkmadı diye verdi... Radikal de bu minavlde » Asya Zirvesi'nden Tel Aviv'e kınama çıkmadı başlığını kullandı.

o Aydın Doğan gazeteleri geçici muhalefette mi dediniz. Kılıçdaroğlu rüzgarına kapılmayan Turktime aynı olayı  » İsrail Veto Etti Asya Zirvesinde Kınama Bildiriye Girmedi! Saldırı Sözlü Olarak Kınandı! gibi (Türkçe özrülü) bir başlıkla duyurdu.

Bir de bunlara bakın hele...

o Erbakan Hoca'nın "Müslüman" gazetesi Milli Gazete, » Asya Zirvesi İsrail'in saldırısını kınadı başlığıyla haberi çarpıttı, adeta yalan yazdı. Yalan diyorum çünkü ortada resmi bir kınama yoktu. Ama zirveye katılan bir grup ülkenin kınama önermiş olması resmen kınamaya yetiyorsa, onu ben bilmiyorum demektir.

o Her gün 1 milyon adet bedava dağıtılan "dürüst" gazete Zaman yalan söylemeye cüret edemedi ve » Asya Zirvesi'nden İsrail'e başkanlık kınaması başlığını kullanarak, hiç bir resmiyeti olmayan "Başkanlık Kınaması" diye bir terim uydurdu. Böylece kendi küçük beyinlerince zevahiri kurtarmış oldular herhalde. Ortada resmi bir kınama yokken "kınama yok" haberi yapmak da hükümete prestij kaybettireceğinden, "Başkanlık Kınaması" diye bir tür kınama icat ediverdiler. 

o Olaya farklı basın kuruluşlarının farklı yaklaşmasına şaşırmayıp, "Herkes kendi bakış açısından bakıyor çünkü basın-yayın ticaret oldu; özgür basın rafa kalktı. Basının özgürlüğü sadece devlet günvecesinde olur, düzenlemeler şart" diye ahu vah çekenler için ise final; devlet televizyonu TRT'den (TürkiyeTayyip Radyo Televizyonu) gelsin...

25 Mayıs 2010

Ya ben lan neyse bi şey demiyorum *** SON DAKİKA

Alt tarafı dizidir, çok da mühim bir mevzu değil. Olsa da olur olmasa da... Mesela ben Ozan'ın ısrarıyla başladığım Heroes boka sarınca da, hapisane atmosferinden etkilenip giriştiğim Prison Break de sıçınca "Ya bi siktir git çay koy kendine" dedim. Çünkü bu dizileri bizim gibi ahmaklar eyleşsin diye çekiyor adamlar, cukkaya bakar en sonunda ki köşe de oldular. Ama çok değişik, beni bile defalarca ters köşeye yatırmış bir dizi olunca insan heyecanla finalini bekliyor.

Şunu da söylemek lazım yalnız...

KRAL ÇIPLAAAAAAK!!!

Hayatım boyunca defalarca kazıklandım ama hiç bu kadar kazıklanmamıştım. Çünkü daha ikinci sezonda boka sarar dediğimizde yapımcılar "Yok lan yazdık biz mevzuyu her şey açıklığa kavuşacak" dediler sonra da son diye önümüze bunu koydular...

Asıl kızma sebebim son bölümü beğenmemem değil, sonun bu olmadığı belli. Asıl kızdığım, bal gibi de son olmayan bu bölümün adını son koymaları.

SON DAKİKA !!!
"Kolaj hamur" ekipmanı (ekip üyesi anlamında... ekip-man) tam olarak benim söylediğim bitmeme hissine ilişkin yukarıdaki video yapmış... Bence olayı tam olarak açıklıyor...

23 Mayıs 2010

Hala anlamadıysanız ben anlatayım: Neye layıksanız ona sahipsiniz

Gençleri görmek istediğiniz hal bu işte:
Sizin savaşlarınız için can verirken...

Dünyada geçmiş kısa ömrümde bir tek gün bile adalet olduğunu hissetmedim. İlahi Adalet'ten bahseder dini bütün kimseler. Allaha şükür benim dinim de sağdan soldan yenmiş değildir ama İlahi Adalet de görmedim ahir zamanımda... Gençken almadığını kocayınca tutma demişler... Bir an önce adalet belirtisi görmezsem adaletin ütopya olduğuna inanmaya başlayacağım.

Bununla birlikte, hayatta kalmaya devam etme pratiğimiz bir postulaya dayanır: Bir hukuk vardır! Nasıl bir hukuk olduğuyla ilgilenmek felsefecilerin görevi, ben de devreye bu aşamada giriyorum. Pozitif hukukçular, doğal hukukçular, rasyonel hukukçular, örfi ve şekli hukukçular... Bir de yeni nesil hukukçular çıktı, evrenin işleme kurallarını kendileri belirlemişler.

Efendim, evrendeki her enerji belli frekansta ortak bir dilden iletişim kurabilirmiş. Yani evrene verdiğimiz mesajı evrenden doğrudan anlar ve bize onun karşılığını verirmiş... Ne ekersek onu biçermişiz; ölümden korkarsak ölürmüşüz, evlenmek istersek İzdivaç programlarına çıkarmışız.

Ben evrenin bu saçma sapan kurallarla işlediğini değil, daha basit bir "insan sarraflığı" ilkesiyle hareket ettiğine emin gibiyim. Bu ilke de başlıkta söylediğim, neye layıksan ona sahipsin ilkesi... Ne bir gram fazlasına, ne bir gram azına...

Sana her anlamda farklılık getirecek, prestij ve yetenek sahibi fertler yerine sana kendini her halükarda kullandırtmaya itiraz etmeyecek elemanlar peşinde koşuyorsan berbat bir işverensin. Hayata vereceğin katkıyı hesap ederek ve tabiatının bahşettiği gayret ve yetenek doğrultusunda bir meslek sahibi olmak yerine, reklamlarda gördüğün her şeyi satın alabilecek kadar para kazanmak için ne olsa yapabileceğine inanıyorsan berbat bir işçisin.

Ve bu dünyayı da, bu memleketi de bu hale siz getirdiniz, ben değil. Şimdi sizin pisliğinizi düzeltme işini bana veriyorsunuz, "Gençler artık yönetimde söz sahibi olsun" gibi şirin argümanlarla...

Yemezler!

17 Mayıs 2010

Ronnie James Dio (1942 - 2010)

Ezbere bildiğim tek şarkısı, Malmsteen cover'ladığından olsa gerek; Cought in the Middle olan Heavy Metal dininin peygamberi Ronnie James Dio ölmüş.

ekşi sözlük'te yakaladığım anlamlı bir quote:

between the velvet lies
there's a truth that's hard as steel
the vision never diesl
ife's a never ending wheel

Bunu Okumadan Geçmeyin

Bana inanmıyorsun bari korsana da inanma

Bilişim güvenliği uzmanı falan değilim. Bilgisayar mühendisi ya da programcısı da değilim. Hatta matematiği CB ile, mantığı (beşinci alışımd...

Blogun Kare Ası