Sıradışı bazı cümlelere kulak misafiri olmuşsunuzdur muhakkak. Benim duyduğum en süfersel cümle, ortaokul arkadaşım İlker'in başka birisiyle konuşurken kurduğu "Duydun mu lan n'olmuş?! Güven'in ayağını kırmışlar, Abdulkadir'in de amına koymuşlar" cümlesi oldu. İşin komik tarafı, Güven'in gerçekten ayağı kırılmıştı. Yıllardır "Acaba Abdulkadir'in başına ne geldi" diye merak etmiyor değilim.
Ben de kulak misafiri olanlar için sıradışı gelebilecek bazı cümleler kurdum mu diye düşündüm. Çoluğuma çocuğuma anlatacak anılarımı hatırlamaya gayret ettim ve bu listeyi yazabildim. Hatırladıkça yenilerini eklerim. Kurduğum tuhaf cümlelere kulak misafiri olanlar da lütfen bana haber etsin, listeye o cümleleri de ekleyim.
- Serhat, bu kitapların hepsini okudun mu?
- Hayır, kıvırıp götüme soktum!
- Yüzüme bakar mısın Serhatcığım, bir şey var sanki...
- Var tabii, kaşın var gözün var...
- (Tabaktaki makarnayı göstererek) Bunun adı ne?
- (3 saniyelik duraklamanın ardından) Osman!
- Hangi sırada bekliyorsunuz?
- Sıra yok hanımefendi, boşalan gişe olduğunda oraya geçebilirsiniz.
- Ama öyle olur mu bık bık... (uzattı mevzuyu bu)
- Şimdi efendim şöyle oluyor... (anlatmaya çalıştım ama anlamaz ki kafa yok)
- Ne saçma. Hiç de böyle şey duymadım.
- Saçma değil, matematik. Onu da hiç duymadınız galiba.
- Cık cık, bu gençlik de bık bık bık...
- Genç olmayanı da görüyoruz, eksik olmayın.
Ve taaa liseden bir anı
- Sen anladın mı bakalım delikanlı.
- Anladım hocam!
- İyi, kalk bakalım tahtaya.
(kalktım tahtaya gidiyorum)
- Pek analayacak bir tipin yok da...
- ...
Sonrası yok.
- Kalemin var mı?
- (Elimdeki kaleme bakarak) Yok!
- Pekii.. Niye hiç sevgilin yok.
- Başkalarının a*la yapabildiğini ben elimle yapabiliyorum, param da cebimde kalıyor.
29 Ekim 2010
13 Ekim 2010
Bir gün herkes 15 dakikalığına anonim kalacak
Facebook-Guy Mark Zuckerberg, meselenin başında "Facebook gizliliğinize ve özel hayata çok büyük saygı duyuyor ve değer veriyor" demişti. Yaz başındaki Web 2.0 seminerlerinden birindeyse "Bu çağda gizliliği kim ne yapsın" dedi.
Artık her an hangi şehirde, nerede olup ne yaptığımızı bile isteye, kendi ellerimizle internette yayınlıyoruz. İnterneti bilgi çöpülüğü yaptık demiştim zaten. Örneğin geçen sene meme kanserine dikkat çekmek için Facebook üyesi kadınlar kilotlarının rengini yazıyordu kişisel ileti bölümüne. Buradan yak!
Bu çağda gizli kimliği olan bir "Sanatçı" var olabilir mi? Olamaz gibi görünse de, kendisine "Banksy" adını takmış Britanya kökenli bir sokak sanatçısı uzun yıllardır kimliğini gizli tutmayı başarıyor. Artık bir sanatçının değil bir kollektivin varlığından söz etmek bile mümkün.
Banksy'nin son işi, grafiti yerine The Simpsons'ın jeneriğini yapmak oldu. The Simpsons'ı ne kadar sevdiğimi daha önce yazmadıysam bile şimdi yazabilirim: Yatak çarşafım Bart'lı, Homer'ın kafası şeklinde pofidik terliklerim bile var. Merchandising Rulles!
Ama Banksy'nin yaptığı işi büyütmemek lazım. "Anarşik" olmaktan çok, gerçekten en anarşist duygularımızı harekete geçirecek bir durumu hiciv yoluyla adeta meşrulaştıran bir başka "merchandising" hilesi olmamış mı?
Jeneriğin ilk saniyeleri aslına uygun bir eleştiri aslında... Önce uzak doğulu işçileri çok kötü koşullarda dia'ları boyarken görüyoruz. İşler burada cıvıtmaya başlıyor. Dia'ları temizlemeye götüren çocuk işçi kartı alıp üstünde biyolojik atık damgası bulunan bir varile gidiyor (!) Varilin yanında çocuk kemikleri var (!!) Canlı kedi yavrularının tüylerini yolan makineden fışkıran pamuk Bart oyuncağını dolduruyor (!!!) Kasalara dolan oyuncaklar bir pandanın çektiği arabayla taşınıyor (!!!!) Oyuncakları yapıştırmak için bir yunusun cesedi (!!!!!) CD'leri kutusuna yerleştirmeden önce ortasını delmek içinse bir UNICORN BOYNUZU kullanıyor (!!!!!) Oha artık!
Fox'un ve sahibi Rupert Murdoch'un eleştiriyi ne kadar hak ettiği malum. Ama acı gerçekleri göstermek yerine gerçek dışı hicivleri kullanınca ortalama Amerikan izleyicisi (ki tamamı gerizekalıdır) bunu anlamaz ki... Bunu da mizah zanneder. Böylece 25 yıldır Fox'tan ekmek yiyen Matt Groening ve Al Green'in vicdanı rahatlamış olur, "merchandising" gelirleriyle çocuklarını yaz kampına yeni eyaletleri Irak'a gönderirler yakın gelecekte...
Artık her an hangi şehirde, nerede olup ne yaptığımızı bile isteye, kendi ellerimizle internette yayınlıyoruz. İnterneti bilgi çöpülüğü yaptık demiştim zaten. Örneğin geçen sene meme kanserine dikkat çekmek için Facebook üyesi kadınlar kilotlarının rengini yazıyordu kişisel ileti bölümüne. Buradan yak!
Bu çağda gizli kimliği olan bir "Sanatçı" var olabilir mi? Olamaz gibi görünse de, kendisine "Banksy" adını takmış Britanya kökenli bir sokak sanatçısı uzun yıllardır kimliğini gizli tutmayı başarıyor. Artık bir sanatçının değil bir kollektivin varlığından söz etmek bile mümkün.
Banksy'nin son işi, grafiti yerine The Simpsons'ın jeneriğini yapmak oldu. The Simpsons'ı ne kadar sevdiğimi daha önce yazmadıysam bile şimdi yazabilirim: Yatak çarşafım Bart'lı, Homer'ın kafası şeklinde pofidik terliklerim bile var. Merchandising Rulles!
Ama Banksy'nin yaptığı işi büyütmemek lazım. "Anarşik" olmaktan çok, gerçekten en anarşist duygularımızı harekete geçirecek bir durumu hiciv yoluyla adeta meşrulaştıran bir başka "merchandising" hilesi olmamış mı?
Jeneriğin ilk saniyeleri aslına uygun bir eleştiri aslında... Önce uzak doğulu işçileri çok kötü koşullarda dia'ları boyarken görüyoruz. İşler burada cıvıtmaya başlıyor. Dia'ları temizlemeye götüren çocuk işçi kartı alıp üstünde biyolojik atık damgası bulunan bir varile gidiyor (!) Varilin yanında çocuk kemikleri var (!!) Canlı kedi yavrularının tüylerini yolan makineden fışkıran pamuk Bart oyuncağını dolduruyor (!!!) Kasalara dolan oyuncaklar bir pandanın çektiği arabayla taşınıyor (!!!!) Oyuncakları yapıştırmak için bir yunusun cesedi (!!!!!) CD'leri kutusuna yerleştirmeden önce ortasını delmek içinse bir UNICORN BOYNUZU kullanıyor (!!!!!) Oha artık!
Fox'un ve sahibi Rupert Murdoch'un eleştiriyi ne kadar hak ettiği malum. Ama acı gerçekleri göstermek yerine gerçek dışı hicivleri kullanınca ortalama Amerikan izleyicisi (ki tamamı gerizekalıdır) bunu anlamaz ki... Bunu da mizah zanneder. Böylece 25 yıldır Fox'tan ekmek yiyen Matt Groening ve Al Green'in vicdanı rahatlamış olur, "merchandising" gelirleriyle çocuklarını yaz kampına yeni eyaletleri Irak'a gönderirler yakın gelecekte...
İfade hakkı yasaklansın
Özgürlük-Hak-Hukuk-Duduk! Kimse bilmiyor, ben az çok biliyorum ya; deliriyorum. Efendim bir defa özgürlük şudur; doğal yollarla kısıtlanamayan, labaratuvar gibi kontrollü ortamların haricinde yok sayılabilecekleri kabul edilemeyen olay ve olguların hepsi özgürlüktür. Kısaca, özgürlüğü engelleyemezsiniz. Düşünce, üreme gibi insan davranışları "Özgürlük" kapsamına girer, kimsenin düşünmesinin ya da üremesinin önünü kesemezsiniz.
Hak ise, özgürlüklerden yararlanmanın yasalara bağlı olması durumudur ve özgürlüğün dolaylı kavramıdır. Yani "İfade özgürlüğü" gibi bir kavramdan bahsedemezsiniz. Kasttetiğiniz şey, "Düşünce özgürlüğü" dolayısıyla kullanabileceğiniz "İfade hakkı" olur. Sağlıklı bir insanın düşünmesini yasaklayamazsınız ama düşüncelerini ifade etmeyi yasaklayabilirsiniz.
Kriter de bu olmalı. Bir insan, kendi zihin kapasitesinin sınırları dışında kalan şeyler üzerinde düşüncelerini paylaşmaktan men edilmeli. Gerçekten. Ben mekatronik ya da genetik bilimi hakkında, ne bileyim astrofizik hakkında tek kelime ettim mi? Felsefe, sosyoloji ve edebiyat... Eh biraz da alternatif popüler kültür meseleleri üzerine düşündüm şimdiye kadar. Çünkü onları anlyorum. Ama şu aşağıdaki alıntıyı yaptığım arkadaşlar anlamadıkları bir alanda kafa yormuşlar. Yazık olmuş:
Benim Dostoyevski sevgimin saplantı olduğunu bilmeyen okuyucular, bu yorumlar karşısında ne kadar çıldırmış olabileceğimi tahmin etmişlerdir. Böyle zamanlarda içimdeki faşist çıkıyor ortaya. Benim gibi düşünmeyen değil de, düşünemeyenlere ölüm diyorum.
Bir vakit, aklıevvel bir arkadaşım "Ne yani, Dekart düşünmüse yok mu olucak, çok saçma" demişti. O zaman cinayet işlemedim ya, bu alıntıdaki yazılanları gördükten sonra da işlemem.
Hak ise, özgürlüklerden yararlanmanın yasalara bağlı olması durumudur ve özgürlüğün dolaylı kavramıdır. Yani "İfade özgürlüğü" gibi bir kavramdan bahsedemezsiniz. Kasttetiğiniz şey, "Düşünce özgürlüğü" dolayısıyla kullanabileceğiniz "İfade hakkı" olur. Sağlıklı bir insanın düşünmesini yasaklayamazsınız ama düşüncelerini ifade etmeyi yasaklayabilirsiniz.
Kriter de bu olmalı. Bir insan, kendi zihin kapasitesinin sınırları dışında kalan şeyler üzerinde düşüncelerini paylaşmaktan men edilmeli. Gerçekten. Ben mekatronik ya da genetik bilimi hakkında, ne bileyim astrofizik hakkında tek kelime ettim mi? Felsefe, sosyoloji ve edebiyat... Eh biraz da alternatif popüler kültür meseleleri üzerine düşündüm şimdiye kadar. Çünkü onları anlyorum. Ama şu aşağıdaki alıntıyı yaptığım arkadaşlar anlamadıkları bir alanda kafa yormuşlar. Yazık olmuş:
"Rahatlıkla mutluluk olmaz... Mutluluk acıyla elde edilir, insanoğlu hayata mutlu olmak için gelmemiştir." - Dostoyevski
Rahatlıkla gelen mutluluk kalıcı olmaz... En büyük mutluluk tek başına kalbinde bulabildiğin mutluluk onu bulamazsan istediğin kadar uğraş mutlu olamazsın!
Bence yanlis yorum abicim!!! Insan sükretmesini bilse mutlu olur! Biz malesef öyle bir nesildeyizki sükretmesini bilmiyoruz.Isyan ettigimiz kadar Dua etsek belkide bir problemimiz kalmiyacak
Saçma bence insanoğlu acı çekmek için geldiyse işlenen günahların,isyanların hesabı sorulmazdı
insanoğlu mutlu olmak istedikten sonra sabah uyandığında şükürler olsun bugünde hayırlısıyla uyandım der mutlu olur mutluluk göreceli benim mutlu olduklarımla belkide başkası mutlu olmaz her insanın hayata bakış açısıyla değişir mutluluk...
no pain no gain..
Benim Dostoyevski sevgimin saplantı olduğunu bilmeyen okuyucular, bu yorumlar karşısında ne kadar çıldırmış olabileceğimi tahmin etmişlerdir. Böyle zamanlarda içimdeki faşist çıkıyor ortaya. Benim gibi düşünmeyen değil de, düşünemeyenlere ölüm diyorum.
Bir vakit, aklıevvel bir arkadaşım "Ne yani, Dekart düşünmüse yok mu olucak, çok saçma" demişti. O zaman cinayet işlemedim ya, bu alıntıdaki yazılanları gördükten sonra da işlemem.
12 Ekim 2010
Başıma bir iş gelmeyecekse futbolu sevmiyorum
Hidayet'in "Maddi manevi - lay lay" demeci çok konuşuldu. Şu bir gerçek ki bizi sevince boğan 12 dev adam aslında şampiyonayı kazanamadı. Yine de basket turnuvasını kazanamayanlara adam başı bir buçuk milyon dolar, güreş-halter-tenis turnuvasını kazananlaraysa "Baba" çifte standardını hazmetmeniz gerek: Siz de referandum zamanı ikinci olsaydınız siz de milyon dolar alırdınız.
Bununla birlikte şunu söylemeliyim, Dünya Kupası maçlarının hiçbirini canlı izlemedim. Şimdiye kadar hepsini izlemiştim, 7-9-12 gibi derecelerle neticelenmişti milli takımın macerası. Fena mı oldu izlemediğim... Bak ikinci olduk, totem tuttu.
Ama sonradan tatsızlık çıkacaksa şunu da araya katıştırmak istiyorum... Kankalarla PES oynamak, yalnızken Football Manager oynamak, bunlar ayrı. Ben futbolu sevmiyorum. Bu konuda son sözüm bu. 8 Ekim 2010 Almanya Türkiye maçını izlemedim mesela. Sabah twitter'dan öğrendim sonucu. Çok da umursamadım.
Bu durumdan şu sonuca vardım. RTE'nin propaganda malzemesi olmayı kabul edip milyonlara konsalar bile basket takımını izlemekten daha büyük keyif alıyordum. Kazanmalarını istemekten bahsetmiyorum; oyunu raconuna uygun biçimde oynamalarını da söylemiyorum. Oyunu seviyorum ben; kim basket oynarsa bakasım var sizin anlayacağınız...
Ama futbol için durum bu değil. Liverpool, Celtic, Livorno ve St. Pauli'ye saygımız sonsuz ama onlar da kusura bakmasın. Mal sporu futbol.
Bununla birlikte şunu söylemeliyim, Dünya Kupası maçlarının hiçbirini canlı izlemedim. Şimdiye kadar hepsini izlemiştim, 7-9-12 gibi derecelerle neticelenmişti milli takımın macerası. Fena mı oldu izlemediğim... Bak ikinci olduk, totem tuttu.
Ama sonradan tatsızlık çıkacaksa şunu da araya katıştırmak istiyorum... Kankalarla PES oynamak, yalnızken Football Manager oynamak, bunlar ayrı. Ben futbolu sevmiyorum. Bu konuda son sözüm bu. 8 Ekim 2010 Almanya Türkiye maçını izlemedim mesela. Sabah twitter'dan öğrendim sonucu. Çok da umursamadım.
Bu durumdan şu sonuca vardım. RTE'nin propaganda malzemesi olmayı kabul edip milyonlara konsalar bile basket takımını izlemekten daha büyük keyif alıyordum. Kazanmalarını istemekten bahsetmiyorum; oyunu raconuna uygun biçimde oynamalarını da söylemiyorum. Oyunu seviyorum ben; kim basket oynarsa bakasım var sizin anlayacağınız...
Ama futbol için durum bu değil. Liverpool, Celtic, Livorno ve St. Pauli'ye saygımız sonsuz ama onlar da kusura bakmasın. Mal sporu futbol.
11 Ekim 2010
Batna cila
Şu belli ki, bugün seyretmekte olduğumuz iktidar mücadelesi aslında Cumhuriyet Projesi'nin kendi brujuvazisini yaratma organizasyonu ile, cumhuriyetten en şikayetçi olan Ümmetçi geleneğin yerleşmiş toplum yapısının mücadelesidir. Cumhuriyet yeni bir toplum ve yeni bir brujvazi getirmeyi hedefledi. Yerleşik düzen bırakın yenisini, "brujuva" denen Avrupa türü şehirli hayata kökten karşıydı. Bugün örgütlenen ümmet sermayesinin oluşturduğu yeşil brujuvazi hepimize büyük bir sosyal dönüşümü dikte ederken, bunu hissedemeyecek kadar tuzu kuru olanların demokrasi geliyor diye tef çalmalarına şaşmamak elde değil.
Kimseyi hiç bir şeyle suçlamayalım. Türkiye'deki sermaye çevrelerinin mücadelesi "Devler tepişiyor halk eziliyor" şeklide cereyan edebilir ama bu adamların sermayeyi kazanmak için ne "arzettiğine" de bakmak gerekmez mi?Mesela "Yeşil sermaye" güruhuyla ilişkisi yıllar önce dirsek temasından öteye geçmiş Evyap'ın, "Bir Türk Mucizesi" olarak ürettiği Arko krem, yıllardır bütün evlere girdi. Üç nesilin "Batna cila" diyerek evine aldığı bu kremle bir büyük sabun imparatorluğu kuruldu.
Sermayenin yeşili olur mu olmaz mı bilmem. Ama cayır cayır su toplamış ayağıma her akşam Arko krem sürerek rahatlamamın Türkiye'nin üniter yapısına zarar verme ihtimali varsa bile; "dış mihrakların ülkemiz üzerindeki kirli emellerini" tamamladıktan sonra Evyap sabun kullanmalarına razıyım. Ayağımı rahatlatan bu adamlar benden yıllardır hayır duası alıyorlar.
Özet geçiyorum: Allah bu kremi yapan adamdan razı olsun. İki dünyada mekanı cennet olsun.
Not: İşin "mamül" ayağı temiz olmasına temiz ama piyasa şartlarında bırakın Evyap'ı, Hacı Şakir bile temiz kalamaz. Nitekim kalmamıştır da... Sigortasız işçisi yoktur ama teşvik kıyakları mı, vergi muafiyetleri mi, rüşvetle örtbas edilen yönetmelik ihlalleri mi... Ne ararsan gırla. Ama kremine laf yok, kremi kral!
Kimseyi hiç bir şeyle suçlamayalım. Türkiye'deki sermaye çevrelerinin mücadelesi "Devler tepişiyor halk eziliyor" şeklide cereyan edebilir ama bu adamların sermayeyi kazanmak için ne "arzettiğine" de bakmak gerekmez mi?Mesela "Yeşil sermaye" güruhuyla ilişkisi yıllar önce dirsek temasından öteye geçmiş Evyap'ın, "Bir Türk Mucizesi" olarak ürettiği Arko krem, yıllardır bütün evlere girdi. Üç nesilin "Batna cila" diyerek evine aldığı bu kremle bir büyük sabun imparatorluğu kuruldu.
Sermayenin yeşili olur mu olmaz mı bilmem. Ama cayır cayır su toplamış ayağıma her akşam Arko krem sürerek rahatlamamın Türkiye'nin üniter yapısına zarar verme ihtimali varsa bile; "dış mihrakların ülkemiz üzerindeki kirli emellerini" tamamladıktan sonra Evyap sabun kullanmalarına razıyım. Ayağımı rahatlatan bu adamlar benden yıllardır hayır duası alıyorlar.
Özet geçiyorum: Allah bu kremi yapan adamdan razı olsun. İki dünyada mekanı cennet olsun.
Not: İşin "mamül" ayağı temiz olmasına temiz ama piyasa şartlarında bırakın Evyap'ı, Hacı Şakir bile temiz kalamaz. Nitekim kalmamıştır da... Sigortasız işçisi yoktur ama teşvik kıyakları mı, vergi muafiyetleri mi, rüşvetle örtbas edilen yönetmelik ihlalleri mi... Ne ararsan gırla. Ama kremine laf yok, kremi kral!
10 Ekim 2010
Bir bilgi çöplüğü olarak Internet
Sağlam admin ve yöneticileri olsa forumlar ne çok işe yarar... Türkçe edisyonu da İngilizce kadar iyi editöryel kadroya sahip olsa Vikipedi gazetelerin ansiklopedi promosyonlarını geçersiz kılabilir. Yeni nesil medyanın yeni trendi sosyal imleme ortamı olmaktan vazgeçip asıl varoluş nedeni olan bilgi ve fikir paylaşımı işine dönse ekşi sözlük bile ülkeye çağ atlatabilir.
Onun için, kendimizi kandırmaktan vazgeçelim. Daha önce de yazdım, bugün o çok beklediğimiz "Dünya dışı zeka sahibi yaşam formları" ile bağlantı kursak, bize ilk soracakları soru muhtemelen şu olur: Teknik kusurları bir yana bırakırsak hayli verimli çalışmaya aday mükemmel bir sınırsız bilgi paylaşma ortamı olan interneti neden yasaklar ve kısıtlarla boğup, kalan açık kısmının dörtte birini de pornografiye ayırdınız?
İnternet yeni nesil eğlence aracımız olmuşken, beni geçtiğimiz iki sene boyunca hayli eğlendiren ekşi sözlük klonu Hacettepe Sözlük'ün de, kimse kusura bakmasın, içler acısı durumunu gördükçe daha bir üzülüyorum. Mezun olduğum okulda okuduğu için bir çok ortak yönümün olması muhtemel insanlarla, artık yerleşmiş bir sözlük formatı içinde, belki tamamen eğlence odaklı olup akademik ya da entelektüel hiç bir yönlendirme olmadan, görüş alışverişinde bulunabildiğim şirin bir siteydi sözlük. Önceki gün 3 başlık açılmış sadece... Geçen gün hiç yeni ileti girilmemiş... Bugün de icraat 20 iletiyle sınırlı, haftasonu olduğu halde.
Bilgi çöplüğü haline getirdiğimiz yetmedi, bir de proje mezarlığı yaptık interneti, en çok ona üzülüyorum.
Not: Başka sözlük klonlarını araştırıyorum şimdi, beğendiğim olursa haber veririm.
Not2: Ozan, kötüsözlük'ü beğenmedim. N'apiyim yani :)
Not3: Hacettepe Sözlük'ü de hala bırakmış değilim. Ama eskisi kadar sık giremediğim de bir gerçek.
Onun için, kendimizi kandırmaktan vazgeçelim. Daha önce de yazdım, bugün o çok beklediğimiz "Dünya dışı zeka sahibi yaşam formları" ile bağlantı kursak, bize ilk soracakları soru muhtemelen şu olur: Teknik kusurları bir yana bırakırsak hayli verimli çalışmaya aday mükemmel bir sınırsız bilgi paylaşma ortamı olan interneti neden yasaklar ve kısıtlarla boğup, kalan açık kısmının dörtte birini de pornografiye ayırdınız?
İnternet yeni nesil eğlence aracımız olmuşken, beni geçtiğimiz iki sene boyunca hayli eğlendiren ekşi sözlük klonu Hacettepe Sözlük'ün de, kimse kusura bakmasın, içler acısı durumunu gördükçe daha bir üzülüyorum. Mezun olduğum okulda okuduğu için bir çok ortak yönümün olması muhtemel insanlarla, artık yerleşmiş bir sözlük formatı içinde, belki tamamen eğlence odaklı olup akademik ya da entelektüel hiç bir yönlendirme olmadan, görüş alışverişinde bulunabildiğim şirin bir siteydi sözlük. Önceki gün 3 başlık açılmış sadece... Geçen gün hiç yeni ileti girilmemiş... Bugün de icraat 20 iletiyle sınırlı, haftasonu olduğu halde.
Bilgi çöplüğü haline getirdiğimiz yetmedi, bir de proje mezarlığı yaptık interneti, en çok ona üzülüyorum.
Not: Başka sözlük klonlarını araştırıyorum şimdi, beğendiğim olursa haber veririm.
Not2: Ozan, kötüsözlük'ü beğenmedim. N'apiyim yani :)
Not3: Hacettepe Sözlük'ü de hala bırakmış değilim. Ama eskisi kadar sık giremediğim de bir gerçek.
Çirkine öğütler
Öğüt o1 Güzellik ya da çirkinlik aslında kıyasa tabiidir, izaafi oldukları söylenir. Yine de orantılarsak, matematikleştirirsek; mecburen yarı yarıya ayrım yaşandığı iddia edilebilir. Bunun için gezegenin yarısının çirkin olduğunu unutma. Diğer yarısının güzel olduğu gerçeğini kafana takma
Öğüt o2 Çirkinlik de dereceye ayrılabilir. Her zaman senden daha çirkin insan bulabilirsin. Unutma! Çirkinliğini kafaya takmamak mantıklı görünüyor değil mi? Hayır, kendinizi kandırmayın! Sizden çirkinler sizi daha güzel kılmaz, onları daha çirkin kılar. Çirkinliğinizle barışık olmanız söz konusu değildir, sadece çirkinlikle yaşamayı öğrenmeniz gerek. Elinizi çabuk tutun ve fazla güzel insan beklentisi olmayan birisiyle evlenin. Yalnız ölmeyin.
Öğüt o3 Aynaya fazla bakma. Üzme kendini. Kendi görüntüsünü seyrek olarak gören çirkin insanların %45'inin iş verimi iki kat artıyormuş. Gerçi bu çalışma kalabalık olmayan bir denek grubuyla yapıldı. (Bir kişi, o da ben...) Yine de çalışma çalışmadır. (Dersen ki bir kişilik grubun nasıl yüzde kırkbeşi oluyor... Bir ben var bende benden içeri... onda da varsa bir başka ben, kafadan ettik mi üç kişi?!)
Öğüt o4 Güzel insanların arasında pek durmayın. İzaafi güzellik anlayışınızı ifraazata uğratır, can yakar, kalp kırar. Hem kıyaslama eşiğini de yükseltir. İnanmıyor musunuz? Bakın iki senedir millet "Ezeeeel" diye ölüyordu, üç bölümde bir "Sekiz" çıktı, millet Kenan'a tuvalet fırçası muamelesi yapmaya başladı... Neden? Çünkü el elden üstündür! Genç kızların sevgilisi bir adam bile kendisinden daha yakışıklı birinin yanında çirkin görünüyorsa, sen ben demek ki Kıvanç'ın yanına gitsek "Köpeğinizin cinsi ne" diye soracaklar kanka...
Öğüt o5 Dergilerin güzelleşme makalelerine kanmayın, kozmetik önlemlere yönelmeyin. Sağlıklı bir vücudunuz varsa, kafa sağlığınız da yerindeyse; binaenaleyh tek derdiniz çirkinlikse yerim ben öyle derdi. Bin yılın soğu geliyor, seçim uzakta olduğu için kömür dağıtan yok! Milletin kıçı açıkta. Sen blog okuyorsun. Öküz!
Öğüt o6 The Good, the Bad and the Ugly izleyip kendinizi Tuco ile (filmin çirkini) özdeşleştirmeye çalışmayın. Eli Wallach o kadar da çirkin bir adam değil.
Öğüt o7 Bu satırların yazarı olarak benim de, muhtemelen okuyanların en az yarısından; gerçekçi bir yaklaşımda bulunursak tamamına yakınından daha çirkin olduğumu da unutmayın. Bak ben nasıl mutluyum hayatımdaühühühühühü
Öğüt o2 Çirkinlik de dereceye ayrılabilir. Her zaman senden daha çirkin insan bulabilirsin. Unutma! Çirkinliğini kafaya takmamak mantıklı görünüyor değil mi? Hayır, kendinizi kandırmayın! Sizden çirkinler sizi daha güzel kılmaz, onları daha çirkin kılar. Çirkinliğinizle barışık olmanız söz konusu değildir, sadece çirkinlikle yaşamayı öğrenmeniz gerek. Elinizi çabuk tutun ve fazla güzel insan beklentisi olmayan birisiyle evlenin. Yalnız ölmeyin.
Öğüt o3 Aynaya fazla bakma. Üzme kendini. Kendi görüntüsünü seyrek olarak gören çirkin insanların %45'inin iş verimi iki kat artıyormuş. Gerçi bu çalışma kalabalık olmayan bir denek grubuyla yapıldı. (Bir kişi, o da ben...) Yine de çalışma çalışmadır. (Dersen ki bir kişilik grubun nasıl yüzde kırkbeşi oluyor... Bir ben var bende benden içeri... onda da varsa bir başka ben, kafadan ettik mi üç kişi?!)
Öğüt o4 Güzel insanların arasında pek durmayın. İzaafi güzellik anlayışınızı ifraazata uğratır, can yakar, kalp kırar. Hem kıyaslama eşiğini de yükseltir. İnanmıyor musunuz? Bakın iki senedir millet "Ezeeeel" diye ölüyordu, üç bölümde bir "Sekiz" çıktı, millet Kenan'a tuvalet fırçası muamelesi yapmaya başladı... Neden? Çünkü el elden üstündür! Genç kızların sevgilisi bir adam bile kendisinden daha yakışıklı birinin yanında çirkin görünüyorsa, sen ben demek ki Kıvanç'ın yanına gitsek "Köpeğinizin cinsi ne" diye soracaklar kanka...
Öğüt o5 Dergilerin güzelleşme makalelerine kanmayın, kozmetik önlemlere yönelmeyin. Sağlıklı bir vücudunuz varsa, kafa sağlığınız da yerindeyse; binaenaleyh tek derdiniz çirkinlikse yerim ben öyle derdi. Bin yılın soğu geliyor, seçim uzakta olduğu için kömür dağıtan yok! Milletin kıçı açıkta. Sen blog okuyorsun. Öküz!
Öğüt o6 The Good, the Bad and the Ugly izleyip kendinizi Tuco ile (filmin çirkini) özdeşleştirmeye çalışmayın. Eli Wallach o kadar da çirkin bir adam değil.
Öğüt o7 Bu satırların yazarı olarak benim de, muhtemelen okuyanların en az yarısından; gerçekçi bir yaklaşımda bulunursak tamamına yakınından daha çirkin olduğumu da unutmayın. Bak ben nasıl mutluyum hayatımdaühühühühühü
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Bunu Okumadan Geçmeyin
Bana inanmıyorsun bari korsana da inanma
Bilişim güvenliği uzmanı falan değilim. Bilgisayar mühendisi ya da programcısı da değilim. Hatta matematiği CB ile, mantığı (beşinci alışımd...
Blogun Kare Ası
-
D-Smart hafta içi her akşam House M.D. 'nin tekrar bölümlerini veriyor... Sonra da pazar günleri beş bölüm üstüste maraton çakıyor. U...
-
Kadınların paylaşacak daha çok materyali var. Popodur, efenime söyliyim genital bölgedir, herkeste var. Bir çift meme de Allah'a şükür b...
-
Bu ne sıcak lan? Olm bak adamın akılını başından alır, mübalasız söylüyorum götümden ter akıyor. Evet götümden! Arkama yaslanıp film seyrede...
-
Bilişim güvenliği uzmanı falan değilim. Bilgisayar mühendisi ya da programcısı da değilim. Hatta matematiği CB ile, mantığı (beşinci alışımd...





