05 Ekim 2009
doktor korkuyorum
Daha önce sık güncellediğim bir etiketi boşladığımı fark ettim. Buyurun, biraz da siz korkun:
- Halka: Yani, sizi korkutmamış olabilir ama çom iyi hatırlıyorum, sinemadan eve geldiğimiz zaman ablama bir süre daha korkmaya devam etmiştik. Salonun atmosferi mi, oyunculuklar mı, ne derseniz deyin?
- e-Devlet: Elektronik ortam devlet elini atmadan da yeteri kadar güvensiz. Zaten bizim devletin internete erişimi de mahkeme kararıyla engelleniyor... Hâl böyleyken, zabıtaların Google Earth'ten işportacı kovalamalarından korkuyorum, gelecek güzen günlerde.
- Ceberrrut memur: Özellikle de üç "R" ile yazılanları... Arkadaş, su faturasını ödemeye gittiğinde insan veznedardan korkar mı? Fakat sendeki o çatık kaşlar, çakmaktaşlar, kendimi kaybetmeme sebep oluyor amca. Aslında en çok devlet memurlarına halkla ilişkiler dersi verilmeli çünkü onlar "Kamu çalışanı" yani "Kamu'nun ruh sağlığıyla" yakından ilgili kişilier. Buna rağmen, çalışanlarına halkla ilişkiler eğitimini sadece özel teşebbüsün verdiği de bir gerçek.
- Sabah ezanı: "Es salat-ü hayr'ün minen nevm"., yani "Namaz uykudan daha hayırlıdır". Sözün doğruluğu ya da haklılığı meselesi tamamen insanın vicdanına bırakılmıştır. Ama dah gün ışımadan yanık sesli müezzinlerin haykırırcasına sabah ezanını okumaları benim oldum olası korkutmuştur.
- Aktivistler: Şimdi tanıdık Greenpeace'ci varken, "Greenpeace'i tanıyor musunuz?" geyiğine sarmak istemem. Yalnız bu aktivistlerin eylemlerine katılmayanları/katılmak istemeyenleri "Konformistlikle" suçlamaları da korku kültürünün tersine yansımasından başka bir şey değil. (Ve korku kültüründe eğer sükunet erdemse, aktivistlerin bizleri aslında "Pasifist" olarak adlandırıp saygı duyması gerekmez mi?)
devam edecek...
Özgürlük bu değil
İnternette yapabildiklerinizin sınırının olmaması özgürlüğünüzün güvencesi değil.Özgür olmak istiyorsanız özgürlüğünüzü sınırlamanız gerekebilir.
Son günlerde "İnternet sansürü" konusu tekrar tartışılır oldu. Hayırlı bir gelişme. İşsiz bir yazar olduğu için yazma emeğini internete aktarmak zorunda olan benim gibi birisi için internet, kendi geçimini sağlamak için değil ama yazma tutkusunu özgürce sürdürebilmek için bulunmaz bir ortam.
Yine de itiraf etmek gerekiyor, sansür eğilimleri gözlenmese bile internet yeterince güvenli değil. Bu konuda Google'ın üstüne düşeni yapmadığını eğlenceli bir biçimde anlatmıştım anlatmasına ama, sanırım Google'un zaten üstüne vazife düştüğüne inandığı yok.
Zaten Google en çok EULA'sındaki sıradışılıklardan dolayı eleştiriliyor.
Yalnız teknolojik üstünlüğünü kullanarak insanların özel hayatlarına, müdahale etmese bile, habersizce bir pencere açan Google'ın burada esas suçlu olmadığının altını çizmek gerek.
Sorun internetin kendisi.
Kanka Ozan, blogunda bir İnternet Manifesto'suna yer vermiş. Öyle sanıyorum ki bu manifesto gibi bir çok manifestonun hazırlanması, internetin standartlarının belirlenmesi ve internette neyin suç neyin özgürlük olduğuna karar verilmesi gerekiyor. Hatta çok farklı etnik kökenlerden gelip internetteki özgürlük ortamında buluşmaya başlayan kişiler bu çalışmalara başladılar bile.
Bu arada, sanırım bu uğraşı içinde, hala yasaklayarak internetle mücadele eden güzel ülkem Türkiye, yine ikinci ligde kalacak. "Güzel ve yalnız ülkem" demişti Nuri Bilge Ceylan. Evet, kendini yalnızlaştırdıkça yalnız kalan bir ülkeye başka ne ad verilir?
30 Eylül 2009
Hırsızın hiç mi kabahati yok sorunsalı
Yoksa etrafınızda, hatalarınızı yüzünüze vurmak ve sizi bu sayede küçük duruma düşürmek isteyecek insanlardan oluşan bir yığın olduğunu düşünmüyorum.
Yalnız şu da var ki, herkes başkalarının hatalarını kabul etmesini isterse, sonuçta kimse kendi hatasını kabul etmek istemez hale gelmez mi? Ve bunun sonunda da insanlar hatalarını kabul etmemeye başlamaz mı?
Netice: Hataların yapıldığı ama kimsenin "Hatalıyım" demediği bir dünya...
Durun yahu bu dünya bana biraz tanıdık geliyor.
Evet, benim dünyam!
Aynı evi senle paylaşarak
Kendimi çok takdir edicem
Şakacılar sizi, nasıl da kuruttunuz iliğimi kemiğimi
Sürekli hata yapmaya devam ediyorum, ve sanırım işler hiç de iyiye gidemeyecek. Kimi zaman çift anlamlı sözlerin arkasındakileri okuyamadığım oluyor. (Niyeyse çift anlamın arkasına daha çok kızlar sığınıyor) Öyle durumlarda kaş yapayım derken göz çıkarabiliyorum, ama onları zaten hatadan saymıyorum.
Anglo-Sakson'un Honest Mistake dediği türden hataları görmezden gelebiliriz. Düşünüp, zorunlulukla rasyonel süreçlerin takip edildiği bir zaman dilimi olması da gerekmiyor üstelik, en doğru tercihin yapılmasına çalışarak alınan kararlardaki hataları hata olarak değerlendirmeye yatkınım.
Hal böyle olunca, etrafımdan insanların, "İşi bırakmasaydın şimdiye terfi etmiştin", "Master'a devam etseydin kadron çoktan gelmişti", "Dışarı boşalsaydın biriktirdiğin paraları kürtaja harcamamış olurdun" gibi, hatamı yüzüme vurmak için söyledikleri sözler beni çileden çıkarıyor.
Bana bunları söyleyenlere verecek tek bir karşılık bulabiliyorum: "Vallaha mı?"
Not: Ömer, büyük ihtimalle son cümleyi "Valhalla" diye okudun. Yok, bak dikkatli oku, orada "Vallaha" yazyıyore....
27 Eylül 2009
Internet güvenliği endişesi

Şimdi, sansürden girip de Google'ın karanlık planları'ndan çıktık ama niyetimiz kötüye yorulmasın. Doğrusu devlet kurumlarına, mahkemelere ve savcılara değil de Google/Facebook/Twitter üçlüsüne güvenmemizin ardında yatan neden nedir bilemiyorum. Belki şimdiye kadar resmi kurumların defalarca bizi hayal kırıklığına uğratması, öte yandan yeni düzenin yeni devlerinin henüz bizi üzmemesidir, kim bilir?
Yalnız bu cephede de olaylar değişmeye başlayabilir. Tamamen kişisel bir deneyimden ötürü bütün projeyi itin götüne sokmaya niyetim yok. Yalnız şurası kesin ki, Google'da saklanmakta olan bazı verilerimi Spam mail yoluyla ele geçiren, bu arada haklarını vermek lazım Spam filtresinden geçmek için türlü takla atmışlar, sonra da bu verileri kullanarak özel bir kaç bilgime ulaşıp beni kendi sitelerine üye olarak gösteren ve promosyon amacıyla "User has shown interrest" olarak beni kullanan, sonra da sürekli tanıtım mailleri gönderen Ukranian Date sitesi, Google'a ve browser projesi olan Chrome'a olan güvenimi hayli sarstı.
Söz konusu sitenin mail promotion listesinden kaydımı sildirmek için yöneticilere mail göndermeye bile korkuyorum.. Google'a da Türkçe olarak, söz konusu sitenin spam filtresini geçerek verilerimi kullanmayı başardığını ifade eden bir yardım talebi ilettim.
Yine de itiraf etmekten çekinmiyorum, internette güvende olmanın hiç bir yolu yok. Belki de eski günlerdeki anonim/takma ad korumasının altına girmekte bulacağız çareyi, kim bilir?
24 Eylül 2009
Çift anlamlı sözcükler

Konu sevgi olunca; Ichigo'nun Rukia'dan hazetmediğini söyleyebilir miyiz?
İyi ama, onları bir araya getirmeyen, hayatlarındaki çift anlamlılık değil mi?
Çift anlamlı sözcüklerle arası iyi olmayan bir çocuktu. Küçüklüğünden beri. Onun için rol yapmak sahnede olup biterdi, hayata rol yaparak tutunanlar ise yalancı olabilirlerdi ancak. Birileri hep riyadan, ikiyüzlülükten, maskeler takmaktan bahsederdi. Onun hayatında maskelere yer yoktu, mutsuz olduğunda mutsuzum derdi. Ve sık sık kaba şakalar yapardı, çünkü çok dürüst olmak gerekirdi kaba şakalar yapabilmek için.
Ve kaba şakalarda çift anlamlı sözcüklere yer yoktu.
Onun da kalbini kırarlardı ama o aldırmazdı. Sadece arkasını dönüp giderdi; gerçi kimi zaman giderken yine dürüstlüğünün tuttuğu olurdu.
Ona karşı dürüst olmanız yaralamazdı onu. “Tembel” diye suratına haykıramazdınız mesela, kendisi bilirdi ne kadar tembel olduğunu. O yüzden “Başkaları daha çok çalışıyor” dediğinizde ona tembel demeye çalıştığınızı anlamaz, sadece bir durum tespiti yaptığınızı zannederdi.
Eskiden mısralar değil, dörtlükler bile yetmezdi onun dürüstlüğünden damlayan satırları almaya. Şiirlerini gösterdiği arkadaşlarının ona “Neden şiir yazıyorsun ki?” diye sormaları üzerdi en çok onu. Oysa hayatında o kadar çift anlamı sözcük işitecek, o kadar çok maske takan insan görecekti ki, dörtlükler değil ikilikler yetecekti derdini anlatmaya:
Hayır, sizi sevmiyorum bayağılıkların fahişesi,Siz de aşkıma layık değilsiniz, soyluluğun abidesi…
Gökten üç elma düşerse kafasını korumaya kalkardı. O ağacın altını, karınca yuvasını bozduğu için hatırlayıp anardı. Senede bir gün, Kabotaj Bayramı’ndaki yağlı direk yarışlarında buluşurdu çocukluğuyla. Kapılarını açardı birileri sonuna kadar, o cereyan yapmasın diye örterdi; annesi öyle tembihlemişti.
Onun hayatında çift anlamlı sözcüklere yer yoktu. Renklere, seslere, dokunmalara ve öpmelere belki.
Ama çift anlamlı sözlere, hayır…
Hani mutluluktu bu aşkın sonu
Haydi internet kilitleyelim.... Sanki mümkünmüş gibi...Bu arada "Açılmayan kapılardan hükümetimiz sorumlu değildir"
Demek ki kırık ayakla bir yere kadar yatılıyormuş. Bayram sebebiyle bir ayaklandım pir ayaklandım. Hatta göl kenarında bayram sofrası bile kurduk, maile. Gerçi artık aile üç kişiyle sınırlı, ama bu kadarına da şükür.
Dükkanı bayram sebebiyle kapatınca çok iş birikti. Edebiyat üzerine yazılar tamamlanmadı, hele yazdığım kısa öykülerin yarısında tıkanması ve ilerlemesi çok tipik bir deneyim oldu. Ancak bu sefer üzerlerinde mesai gibi emek harcamaya kararlı olduğumdan herhalde, devam ettirmek için bir çok fikir geliyor aklıma. Masamın üzerinde daima bir kağıtta yazılı fikirler var. Hiç bir fikri bir yere yamayamıyorum ama şimdilik durumun parlak olduğuna inanıyorum.
Gazeteye devam etmiyor oluşumun en büyük zararı kronik uyuşukluğumun Oblomov'la yarışır hale gelmesiyse, faydalarından birisi de gündemi, özellikle de komik yerel gündemi, takip etmiyor oluşumun yarattığı boş zamanda Dünya meselelerine eğilme fırsatı yakalamam. Dünya meselesi deyince yanlış anlamayın: Gündemimde küresel ısınma, küresel mali kriz ya da Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi toplantısı yok. Gündemimin baş köşesinde sansür var, daha doğrusu » aralarında en çok ziyaret edilen sosyal paylaşım sitelerinin de olduğu bazı sitelere erişimin engellenmesi haberi var.
Blogger'a erişim engellendiğinde kendi blogum için değil de » Flying Dutchman'ı okumaktan mahrum kalacağım için üzülmüştüm. (Günlük rutinimin en büyük parçası Davy Jones'un el değmemiş blogpostları)
Şimdi de durum benim için aynı. iPod'umdan dinlediğim şarkıları skroplayıp last.fm'e göndermek ve müzik zevki bana benzeyen arkadaşlar bulmak eğlenceliydi, ama olmasa da olur. Bunun yanında » firmanın verdiği hizmetlerden memnun olup ücret ödeyerek abone olan kullanıcıların uğradığı mağduriyetin müsebbibi kim? Bu konu açıklığa kavuşmazsa ortaya atılabilecek » bin bir türlü spekülasyonu aralayıp kendisini temize çıkarmak zorunda kalacak olan kim?
İşte benim boş zamanlarımda düşündüklerim, aklıma takılan sorular bunlar. Felsefecinin işi yeni sorular sormak değil mi? Öyleyse benden size yepisyeni sorular. Haydi buyurun, doya doya tahrik edin milleti.
15 Eylül 2009
Kırık parmakların zulmü

Radikal Kitap'ın geçen haftaki sayısı bir türlü elimden düşmedi. Nur Çintay Aköz ne zaman bulaşacak bu dergiye, diye merak içindeyim. Şimdilik sadece haftasonu eklerini piç etmekle yetiniyor. Yakında Radikal İki'de "Nişantaşı'nda siyaset" konulu yazılara başlayacak diye korkuyorum. (Ve artık bitirmek istiyorum 443. Radikal Kitap sayısını...)

Oblomov üzerine çalışmam devam ediyor. Yaz başında bir kez okuduğum kitabı şimdi tekrar okuyorum. Çünkü Oblomov'dan, Oblomov olmamak için çok dersler çıkarılabileceğine inanıyorum. "Oblomov'un rüyası ya da tembellikten ölünür mü?" başlıklı yazımda da yarıya geldim. Çok yakında tamamlanan bu çalışmayı sizlerle, umarım bu kez yazılı basında, paylaşma şansım olur.
Bunu Okumadan Geçmeyin
Bana inanmıyorsun bari korsana da inanma
Bilişim güvenliği uzmanı falan değilim. Bilgisayar mühendisi ya da programcısı da değilim. Hatta matematiği CB ile, mantığı (beşinci alışımd...
Blogun Kare Ası
-
D-Smart hafta içi her akşam House M.D. 'nin tekrar bölümlerini veriyor... Sonra da pazar günleri beş bölüm üstüste maraton çakıyor. U...
-
Kadınların paylaşacak daha çok materyali var. Popodur, efenime söyliyim genital bölgedir, herkeste var. Bir çift meme de Allah'a şükür b...
-
Bu ne sıcak lan? Olm bak adamın akılını başından alır, mübalasız söylüyorum götümden ter akıyor. Evet götümden! Arkama yaslanıp film seyrede...
-
Bilişim güvenliği uzmanı falan değilim. Bilgisayar mühendisi ya da programcısı da değilim. Hatta matematiği CB ile, mantığı (beşinci alışımd...
