25 Kasım 2009

Steam'in açtığı kapıdan girenler: Runic Games

Runic Games, başarılı bir satış yakalarsa Torchlight'in MMO'sunu da yapacak... Herkes Steam'e hücum etsin lütfen...

Oyun fenomeni Half-LifeSierra ve küresel dağıtıcısı Vivendi ile birlikte yaratan Valve'in desteğiyle kurulan ve ilk aşamada ikinci nesil Valve oyunlarının dağıtımı için kurulsa da daha sonra bir çok firmaya online dağıtım hizmeti veren Steam, bağımsız geliştiriciler ve küçük bütçeli yapımcıların da göz bebeği oldu.

Steam'in ilk başarısının hangisi olduğunu belirlemek zor. Ancak en büyük başarıyı Braid'in sağladığını söylemek haksızlık olmaz. Bir çok bağımsız geliştirici projelerini tanıtmak için kırk takla atarken, Braid Steam sayesinde hem büyük bir dağıtım alanı ve pazar buldu hem de rakipleriyle karşılaştırılamayacak bir reklam macerası. Steam'in Braid'i doğurduğunu söylemek abartı olmaz.

Yeni oyuncular
Bu kapıdan giren bir diğer firma da Runic Games oldu. Mobbing midir, ilkesel anlaşmazlıklar mıdır, yoksa Vivendi-Activision ekseninde bir gidip gelmek midir bilinmez, Blizzard'ın yaratıcı ekibinin en önemli elemanları uzun süre önce şirketten ayrılarak Flagship Studios adında bir firma kurmuş, bangır bangır reklamını yaptıkları "Diablo killer" projeleri Hellgate London ile çuvallayınca da iflas etmişlerdi. Flagship'in sancaktarı Bill Ropper kendisine çuvallayacak başka işler buldu, ama Blizz-North'un yaratıcı ekibinden olan ve Flagship'in de emekçileri arasında yer alan çekirdek kadro bir araya gelerek Runic Games'i kurdu ve kendi projelerini üretmeye başladılar.

Pek ses getirmeyen Fate ve telif kavgasına kurban giden Mythos'dan sonra, sessiz sedasız çalışmalarını sürdüren Runic, Steam ile gücüne güç kattı ve yeni oyunları Torchlight'ı Steam üzerinden, hem de 20$ barajında dağıtarak benzeri görülmemiş bir satış başarısına ulaştı.

Üstelik baştan ayağa "Diablo-killer" olan oyun hakkında bir kez bile bu yönde tanıtım yapmadıkları gibi, forumlarda kullandıkları tanımlama ""Diablo-tribute" oldu. Görünüşe göre Hellgate'i çuvallatan gerçekten de Ropper'ın kompleksiymiş, kim tahmin edebilirdi ki (ben?!).

Eski alışkanlıklar
Runic, yepyeni hit oyunun bir editörünü de yayınladı ve fanatikler şimdiden mod işine giriştiler bile. Bu da eski Blizzard'ın ve Bethesda gibi oyuncu dostu firmaların takındığı yapıcı tavıra benziyor; ouncu oyunu satın aldıktan sonra üstünde her türlü hakka sahip olabiliyor ve yapımcı bu haklar üzerinde kontrol sahibi olmayı talep etmiyor. WOW'u geçtim ama bilhassa SC2 ve D3 için yeni nesil bir Battle.net geliştiren Blizzard'a ders olsun.

Bana öyle geliyor ki, oyunlarını yaratırken dağıtımcıların tuhaf pazarlama planları çerçevesinde eğilip bükülmekten rahatsız olan Valve'in başlattığı Steam projesi de en çok Runic Games gibi oyunsever profesyonellerin işine yarıyor.

Honors even at Recep Tayyip Erdoğan

İlk ayın performansı ilişikte sunulmuştur...

Football Manager 2010'a ilk bakışı attığım yazımda, bir yurdum klasiği olan "Muhitten çıkan mehşuru sahiplenme" hadisenin doruğuna çıkan, Kasımpaşalı Başbakan'ın adının verildiği stadından ötürü Kasımpaşa'yı oynamayı tercih ettiğime değinmiştim.

Bana öyle geliyor ki, daha önce Blyth için yaptığım bir kariyer yazısı denemesini bu kez de Kasımpaşa için yapsam, keyifli bir okuma macerası yaratabilirim sizler için. Bundan ötürü, oyunun bilgisayarıma yaptığı her türlü kastırmaya rağmen ısrarla devam ettiğim Kasımpaşa maceramdan kesitleri sunuyorum

Kadro değerlendirmesi
Amcamlar yeni/eski Türkiye yıldızlarıyla adı sanı duyulmamış yabancıları bir araya toplayıp berbat bir takım kurmuşlar. Maaşallah Ali Güneş'inden Fatih Akyel'ine, Koray Avcısı'ndan Murat Erdoğan'ına, İstanbul takımlarının bütün döküntüleri Kasımpaşa'da... Hepsiyle sezon başında sözleşme yenilendiği için ne satabiliyorsunuz, ne sözleşme feshedebiliyorsunuz. Kasada para yok, kovamıyorsunuz da... Mecbur bu arkadaşlarla oynanacak!

Fena randıman alamadıklarımız da var. Nourdin Boukhari, (Buhari), Andre Mouritz gibi yabancılar TSL seviyesinde hatta zaman zaman üstünde oyuncular. Maaş aralıkları da 3000-5000£ seviyesinde, yani elinizde tutmaktan zarar gelmez. Ancak diğer yabancıları ve yaşı kemale ermiş Türk oyuncuları bir şekilde göndermeden uzun lig maratonunu tamamlamak mümkün olmayabilir.

Kasımpaşa Spor Kulübü
Media prediction: Relegation candidate
4th: 2W/1D/1L, 7 pts.

Gördüğünüz gibi beklentilerin üstünde bir performansla lige giriş yaptım. Deplasman iç saha ayırt etmeksizin önüme gelene gol attım. Ligin ilk ayında toplanabilecek puanlarda 7/11 yaparak sıralamada yukarıları zorlayacağımı kanıtlamış oldum. Maç maç performansa bakarak değerlendirmeyi detaylandıralım

2009/08/08
Kasımpaşa: 4 Büyükşehir Bld.:0
Lige başlamak için ne güzel bir yol. Maçtan önce rakip antrenör "Pısaaa Serhat kimmiş" deyince gördü hoşafın suyunu! Takımı, sezon boyu oynatmayı planladığım 4-4-2'den farklı olarak 3-6-1 ile sahaya sürdüm ve takımın gol bölgesine kolayca geçebildiğini ama pozisyona giremediğini görünce asıl taktiğim olan 4-4-2'ye döndüm. Skor kendiliğinden geldi. Gökhan Güleç 2 golle yıldızlaştı.

2009/08/16
Sivasspor:2 Kasımpaşa:1
Gerçeğin aksine Sivas oyuna geçen iki yıldaki performansını aratmayacak biçimde başladı ve içeride puan kaybetmedi. İlk kurbanları da ben oldum. 4-4-2'nin oturmaya başlamasıyla derli toplu bir görünüm sergilediysek de, penaltıdan Gökhan Güleç'in attığı gol olmasa tabelada adım yer almayacaktı. Oyuna gelecek bir patch ile Sivasın gerçekte olduğu gibi dibi görmesini diliyorum.

2009/08/22
Kasımpaşa: 2 Kayserispor:2
İki defa geriye düştüğüm bir maçta, istikrarlı rakibimden 1 puan almayı yeterli görüyorum, malum kadro berbat! Bu kadroya ısrarla 4-4-2 oynattığımdan, orta sahada sık sık zorlanıyorum ama tek forvete inersem de takım pozisyona girmiyor. Bunun için orta alanı hızlı geçtiğim ve göbek yerine kanatları kullandığım "Ada Futbolu v1" taktiğimin FM10 için revize edilmiş halini kullanıyorum şimdilik. Sanırım sezon içinde taktik oturacak, takım da alışacak ve Kayseri bile olsa içeride bu kadar kolay puan vermeyeceğim.

2009/08/30
Manisaspor: 2 Kasımpaşa: 3
Deplasmanda erken bir golle öne geçtikten sonra oyundan silinip tekrar mağlup duruma geçerseniz ne yaparsınız? Takıma müdahale edersiniz değil mi? Ama elimde müdahale edecek bir kadro olmadığındandan büyük bir değişiklik yapamadım ve sadece Touchline ayarlarıyla maça müdahale etmeye çalıştım. Şaşırtıcı bir sonuç verdi, Gökhan Güleç ve Diego Ruiz'in golleriyle maçı son anda çevirerek deplasmandan 3 puan almayı başardım.

23 Kasım 2009

Sağlık hedeflerini rakamlaştırmak

Ben kilo vermek istemiyorum ki diyen yalancıdır.
Ben karın kası istemiyorum ki diyen şerefsizdir.
Ben aslında şişmanlardan hoşlanıyorum diyenin kendine saygısı yoktur.

Yaz başı yazdığım blogpostta fazlalık 10 kg ağırlıktan kurtularak yeniden 2 basamağa düşmeyi, ayrıca bel çevremdeki simit biçimli yağlanmaları da yaşımın gerektirdiği seviyelerin altına indirmeyi (20-30 yaş grubu erkekler için üst sınır 95cm) umduğumu söylemiştim.

Böbürlenmek gibi olmasın, hedefimin yarısına gelmiş bulunuyorum.

Haziran ayında 108 kg olan vücut ağırlığımı 103'e indirerek 5 kg fazlalığı attım. Kaldı 5 kg daha! Kışın kilo vermek zor ama önümüzdeki günlerde yaşamayı planladığım bazı koşturmalardan sonra o sorunu da aşarım diye umuyorum.

Bel çevresinde de coşum yaşadım. Risk sınırının hayli üstü olan 109cm'den 101cm'e inerek yarıdan da fazlayı kat etmiş oldum. Kışın bel çevresini eritmek zor ama önümüzdek--- Aynı şeyleri söylemeye niyetim yok.

Eveeet... Durmak yok yola devam sloganı sadece bu durumda kullanılmalı bence!

22 Kasım 2009

Eski alışkanlıklara veda: Yenilenen yüzüyle Football Manager 2010

Sports Interactive kutulu fiyat olarak 90 TL belirlemiş.
Bize yine torrent yolları göründü desene...

Football Manager 2009 son dönemde oynadığım en iyi spor oyunuydu. FM8 ile çokça vakit geçirdiğimden uzun süre serinin en iyi oyunu olarak onu görmüştüm. Ama FM9'daki 3D hadisesinin başarıyla kotarılması düşüncelerimi kökünden değiştirmişti.

FM10 piyasaya çıkalı 1 ay, torrent'e düşeli 1,5 ay, bilgisayarıma kurulalı 15 gün oluyor. Bu süre içerisinde sağlam bir gözlem edinecek kadar yeni oyunu oynamayı umuyordum. Araya Ankara işi girdi, ama görünen o ki girmeseydi bile hedefime ulaşamayacaktım. Çünkü FM10'da bir tuhaflık var.

Yenilikler
Öncelikle arayüz tamamen yenilenmiş. Yeni arayüzü sunan standart tema (Skin... Theme... nasıl çeviricez bu arkadaşı Türkçe'ye xD) beyaz ağırlıklı. Ancak şurası bir gerçek ki bu beyaz tema, gözü fena zorluyor.

Tema'yı geçtim. Arayüzde, tek bir ekrana birden çok seçenek sığdırma anlayışı benimsenmiş. Tam kotarılamadığı için başarısız olmuş. Aradığınızı bulmakta zorlanıyorsunuz. Eskiden şakadak bastığınız düğmeler de yeni eklenen sekmeler altında gizlenmiş, sıklıkla kullandığınız bazı seçeneklere ulaşmak zorlaşmış yani.

Yeni arayüzün tadını çıkarmak için koyu reknli temalara yönelmenizi tavsiye ediyorum. Standar dark tema bile işe yarıyor. Yine de ben sanki FM9'un eski gri/yeşil/mavi ağırlıklı temasını özledim gibi. (Arayüze öyle ya da böyle alışırız)

Beğenmediklerim
Oyunla ilgili bir serzenişim ise, programcıların savrukluğuna olacak. FM9'da bile 3D motoru sistemimi zorlamıyor, tıkır tıkır işliyordu. Her yerde "Tüm porgram kodu elden geçirildiği için artık sistem daha hızlı işleyecek" demişler, bunu teyit eden kullanıcı yorumları da var. Fakat bunların "Elden geçti" dediği, ekran kartının belleğine daha çok yüklenmekten ibaretmiş. Oyunu bir süre oynayınca muhakkak vista'nın baş ağrıtan igfx hatasını veriyor. Sorun Vista'da değil, ekran kartının tümeleşik olması yani sistem belleğini paylaşmasında. Kısaca, 1GB bellek hem oyuna hem grafiklere yetmiyor. Ama işin içine Vista girince, bu durumdan kaynaklanan aksaklık bütün bilgisayarı dağıtıyor.

Gayet güzel olmuş lan
Bunun haricinde, oyuna eklenen yenilikleri çok beğendim. Yeni teknik ve istatistik analiz sistemi, maç toplantısı, kulübeden takıma müdahale etmek, oyuncu değişikliklerinde anında team talk verebilmek... Kısaca oyuna getirilen yenilikler hoşuma gitti.

Türkiye ligi deneyimi için, berabere kaldığımda çıkacak olan "Honours even at Recep Tayyip Erdoğan" yazısını görmek için Kasımpaşa seçtim, memnunum. Herkese tavsiye ederim, Belediyesporla falan vakit kaybetmeyin :)

Son sözler (iyice oyun incelemesine döndü ortam)
FM10 çıktı ve düşük konfigürasyonda biraz sorunlu oynanıyor; yani evet, ancak iyi bir sistemde hakkıyla oynanacak. Peki, gelecekte?
FM11'i bilmem ama FM12 taş ve sopalarla oynanacak. (ekşi sözlük'ten entry çaldım, hiç utanmadım)

20 Kasım 2009

Kimse okumasa da yazarım

O kadar kitap okuyorsunuz, biraz da benim blogu okuyun, allahsızlar...

Bazı arkadaşlarım/yakınlarım/okurlarım, bana "Bu aralar nerede yazıyorsun" diye soruyorlar. Blogu işaret ettiğimde "öyle değil, ciddi müessese olarak" diyorlar.

Blogların ciddiyet arzetmediği ortada. Bunu bilimsel çalışmalar yaparak ispatlamanın gereği yok!

İnternet üzerinden çeşitli hizmetleri sağlayanlar ve yeni nesil medya araştırmacıları, her ne kadar blogların varlığının interneti bilgi otoyolu haline çevirmede büyük rol oynadığına vurgu yapsa da, şurası büyük bir gerçek; emeğin yanı sıra para da harcanarak meydana getirilen bir kaç sağlam blog hariç, bloglar narsist günlüklerden ibaret.

Şunu itiraf edelim artık: Her blog aslında bir mastürbasyondur!

Blog yazarı kendi blogu için bu durumu fark etmese bile, okurlar bunun farkındadır.

Blog yazarı sayısıyla blog okuru sayısı örtüşmez. Blogların büyük bölümü okuyucusuzluktan şikayetçidir. Blogların tamamına yakını ilgi alanı kayması sorunu yaşar.

Bloglar, neredeyse hiç biri, okunası değildir.

Ama bu bloglar sanki bizim en büyük ve en samimi projelerimizmiş gibi üstüne titrediğimiz üretim alanları olmayı başarmış durumdalar.

İşte bunun için, kimseler okumasa da yazarıyoruz ve görünen o ki uzun yıllar boyunca da yazmaya devam edeceğiz.

14 Kasım 2009

Yenilikler ve inhaler

Kahve alışkanlığı olanlar için düşünülmüş harika bir çözüm

Blogun nefesini temizleyeceğim çalışmalar kapsamında ilk hedefim etiketleri elden geçirmek. Etiketler çok tematik, bundan ötürü bloga girdiğim postları etiketlerken sıkıntı yaşıyorum.

Ancak bir inhaler ile nefesi temizlemenin vakti geldi. Üretkenliği sınırlayan bazı etiketlere son verirken, yeni bir takım etiketler ekleyerek blogun mecraını genişleteceğimi sanıyorum.

Uzuunca bir süre, Ozan ile birlikte, pek de bir şey yapmadan çalıştığımız ve "Bir blog nasıl öldürülür" listesindeki 5465768 hatanın her birini ifaal ederk öldürdüğümüz iki blog, "Pipililer" ve "Yazılması Gerekenler", benzer hatta aynı isimlerde etiketler biçimini alarak blogda yerlerini alıyorlar.

Bunlara ek olarak, bazı yeni etiketler de blog sınırları içinde aktif olacak ve tahminen hem ğretkenliğimi arttıracak hem de okuru okumaya motive edecek.

Bununla birlikte bazı etiketler de tarihin tozlu sayfalarındaki yerlerini alacak, içerikleri düzenlenerek diğer etiketlere aktarılacak ve yok olacak.

Bu nefes açma süreci de bloga canlılık getirmezse, artık yeni önlemler alırım.

Yutak hastalıkları mütehasısı Hulki ve okuyanların kulak mukozalarını uçuklatan akıl almaz maceraları

Tadilat, bakım ve onarım çalışmaları nedeniyle yavaşladık. Ama kapanmadık. Açılım modayken kapanmak bize yakışmaz :)

Şaşırtıcı ve sıra dışı blogpost başlığı kullanarak "müşteri" çekmek bayat bir hikaye mi? Haklı olabilirsiniz, başlıklarda cüretkar davranmak çoğu zaman arama motorları için olumsuz sonuçlar doğmasına sebep olabiliyor.

Yalnız bizim kemiklemiş bir okur kitlemiz var (4 kişi... Annem, öz annem bile okumuyor yahuuu).


Bu okur kitlesinin ilgisini belli konulara çekmek için kimi zaman, afedersiniz, götümüzü açtığımız bile oluyor. Ki evet, şimdiye kadar insanları etkilemek için 4 kere götümü açmışlığım var... Büyük bir çığlık kopuyor, evde denemeyin! (Ya da, düşündüm de... Eğer gerçekten götünüzü açmaya niyetliyseniz, sadece ama sadece evde deneyin... Sokakta açarsanız, maazallaaaaaah!!!)

Geride bıraktığımız 10 günü, mevsim hastalıklarına yenilerek yatakta geçirdiğimden ve defter yüzü açıp ders de çalışamadığımdan, yarın gireceğim ALES sınavı hayal oldu. Zaten elimde umut edeceğim hiç bir şey yok; işim yok, param yok (Allah bugünümü aratmasın, o ayrı), çevremde kafa dengi arkadaşım yok, falan fişmekan...

Bu süre içinde bir kez daha anladım ki, koskoca hayatı sidik zoruyla yaşamaya gayret ediyorum işte... Ne yapalım, benim kabahatim değil!

Bu tuhaf "kendine acıma seansı new age version 2.0 gold eddition collectors box set" türü ve mesaj kaygısı had safhada olan girişten sonra blogpostu şu şekilde bitirecek olmak da bana garip geldiği kadar size de garip geliyordur umarım. (Asgari sayıda noktalama işaretiyle paragraf tamamlama yarışmasında dereceye girdim!!)

Blogun beti benzi attı biliyorsunuz. Sadece kendi keyfime blog tuttuğumdan ve ortada "kütüğü" tutulacak bir eserim olmadığından, en azından betini benzini yerine getireyim blogun. Bunu istiyorum.

Evet, söylemiştim, böyle başlayan bir postun böyle bitmesi, blog alemlerinde ne ilk ne de son!

Bunu Okumadan Geçmeyin

Bana inanmıyorsun bari korsana da inanma

Bilişim güvenliği uzmanı falan değilim. Bilgisayar mühendisi ya da programcısı da değilim. Hatta matematiği CB ile, mantığı (beşinci alışımd...

Blogun Kare Ası